Bu anlamda feminist örgütler, devletin kadın sığınaklarını açmasını ve var olan sığınakların koşullarının düzeltilmesini talep ederken DÖKH, kadınlar için "Özgür Yaşam Alanları" oluşturmayı hedefliyor. Kadınlar var olan sığınakların yetersiz olduğunu ve ihtiyaca cevap vermediğini belirterek, şiddetti önlemek için çıkartılan 6284 sayılı yasanın kağıt üstünde kaldığını ifade etti.
Kurultaya katılan İŞTAR Kadın Danışmanlık Merkezi çalışanı Eylül Ronya Canbey, kadına yönelik şiddeti önlemek amacıyla çıkartılan yasanın önemli olduğunu ancak uygulamaya geçebilmesi için birçok kanalı zorlamanın gerektiğini ve hukuki mekanizmanın çok yavaş işlediğini ifade etti. Sığınakların Türkiye'de beklenen düzeyde olmadığının altını çizen Canbey, DÖKH olarak sığınmaya gerek duyulmayacak bir toplum projesi olan "Özgür Yaşam Alanları" projesini ortaya koyduklarını dile getirdi. Canbey, kadının öz savunmasının olması, ekonomik anlamda kendine yetecek bir düzeyde olması, kendi hayatlarına dair kendilerinin verebilmesi durumunda, kadınların sığınmaevine gitme gerekçelerinin ortadan kalkacağını söyledi.
Başvuran bir kadının belli bir süre sığınma evinde kaldıktan sonra en fazla 6 ay ya da 1 yıl şiddet ortamından uzak tutulabileceğini söyleyen Canbey, "Ama kadın o ortamda kendini besleyecek unsurları bulamazsa ya şiddet ortamına geri döner ya da farklı bir yönelimi olur" dedi.
"Özgür Yaşam Alanları"nın ayaklarının ekolojik, demokratik ve komünal yaşam ile kadın özgürlükçü bir paradigma olduğunu ifade eden Canbey, bu alanların öyle etrafı çitlerle örülü bir alan olmadığını, kadınların özgür iradeleriyle var olabilecekleri alanlar olduklarını söyledi.
Siyasi iradenin olmayışı kadın cinayetlerini arttırıyor
Uzun yıllardır kadına yönelik şiddete karşı mücadele eden Morçatı Kadın Sığınağı Vakfı çalışanı Esen Özdemir de, şiddeti önlemek amacıyla yasaların çıkartıldığını ancak bunu uygulayacak siyasi iradenin olmadığını belirtti. Siyasi iradeden yoksunluğun kadın cinayetlerinin ve kadına yönelik şiddetin artmasına neden olduğunu belirten Özdemir, "Kadına yönelik şiddetin nedeni, erkek şiddeti ve kadın ile erkek arasındaki temel çelişkidir. Ancak devlet bu mekanizmayı önleyici tedbirler alabilir tabii ki. Fakat Türkiye devleti bu anlamda özellikle AKP Hükümeti dönemi çok önemli sözleşmelere imzaladığı halde bu yönde bir iradesi yok" diye belirtti.
Kadınlar önemli bir direnişi başardı
Kadınların bütün bu yokluğun içerisinde çok önemli bir direnişi başardığını kaydeden Özdemir, şöyle devam etti: "Katil adaylarından boşanmayı göze alabilmek, yani bu kararı alırken ölümü göze almak hiç de kolay değil. Üstelik bütün savcısı, polisi, doktoru, hakimi ona karşı olduğu halde bu mücadeleyi yürütebiliyorlar. Kendi hayatlarını kurabiliyorlar. Ama bunlar bir başarı öyküsü olarak anlattığımız öykülere ve nadir örneklere iyice dönüşmüş durumda. Kadınlar, devlet onları korumadığı için, koruma kararı olduğu halde öldürüldükleri için, şiddet görmeye devam ettikleri için o kararın hiçbir işe yaramadığını düşünüyorlar ve yasal yollara başvurmaktan çekiniyorlar. Polise gitmeyi ise hiç istemiyorlar. Ama buna rağmen bir hayatı kurabiliyor olmak, direnişin en iyi örneği diyebilirim."
DİCLE MÜFTÜOÐLU/MELTEM OKTAY/DİHA/AMED