Haziran ayından itibaren Kürdistan‘ın kutsal şehirleri, mahalleleri hendek bahanesiyle kanlı kuşatmalar altında tutulmakta ve Kürtler’in kanı üzerinden, Türkiye halklarına adeta bir gözdağı verilmektedir. İsrail askerlerinin, Filistin’de mazlum insanlara yaptığı abluka ile katliamlarının aynısını ve hatta daha da katmerlisini AKP hükümeti hem de "Müslüman Kürt kardeşlerimiz" dedikleri Kürtleri dünyanın gözü önünde hunharca katlediyor.
Bilindiği üzere, kadim Mezopotamya'nın antik ve en kutsal şehirleri Kürdistan coğrafyasında yer almaktadır. Bu kutsal şehirler, şimdilerde yerle bir edilircesine maalesef kültürel ve mimari soykırımla karşı karşıyadır. Med (Kürt) aşiretlerinden söz eden Antik Çağ'ın coğrafyacı-tarih yazarlarından Heredot (M.Ö. 484-425), Kürtler için Pacty (Bohti, Botan) adını kullanmıştır. Ksenophon (M.Ö. 430-355), Anabasis (Onbinlerin Dönüşü/Seferi- M.Ö. 401-400) adlı eserinde; Kürtler için "Kardukhi" adını zikrederek, Bohtan/Botan bölgesini anlatır. Botan bölgesinin bir kısmı bugünkü Cizre sınırları içindedir. Botan bölgesi abluka altındadır.
Cizre; Nuh’un şehiri (Şehr-i Nuh/ Nu) olan Şırnak’a bağlıdır. Esas itibariyle bu bölgeleri kutsal kılan özellik, Cudi/Gudi dağıdır. Şırnak ve Silopi ilçe merkezleri arasında konumlanan ve 2.114 rakımlık bir yüksekliğe sahip olan Cudi Dağı, bu isimini, Kürtlerin antik adlarından olan Guti/Gudilerden almıştır. Burası, tufandan sonra Nuh’un (Kurmancî; Nu - yeni ata) gemisinin gelip oturduğu dağdır. Tevrat ve İncil’de "Kardu Dağı" olarak geçen "Ararat Dağı" da, aslında yine Cudi Dağı'nın bir diğer adıdır. Zira Kur’an-ı Kerim‘in Hud Suresinin 44. Ayetinde; "Ey yeryüzü! Yut suyunu. Ey gök! Tut suyunu" denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi de Cûdî'ye oturdu ve Zalimler topluluğu, Allah'ın rahmetinden uzak olsun!" denildi, şeklinde anlatılır.
Nuh’un gemisi Cudi/Gudi’ye oturduktan sonra Sam, Ham ve Yafes adındaki oğullarıyla beraber; Kur’an’ın tanımıyla gemiyle kurtulan 80 kişi, bu bölgede kendilerine yeni yaşam alanları kurdular. İnsanlığın değişik dillerle yeniden varlığı ve yeryüzüne dağılımı, bu alanda gerçekleşti. Yafes’den olan 10 oğul; Hint-Avrupa topluluklarının atası olur! Bunların içlerinden birisinin adı Medya/ Meda/Madan‘ın ise Medlerin/Kürtlerin köklerine işaret ettiği varsayılır. Örneğin günümüzde abluka altına alınan Cizre’nin kutsal Yafes Mahallesi, sözkonusu Nuh’un oğlu Yafes tarafından kurulmuştur. Yine yerlebir edilmeye çalışılan Cizre'nin "Nur Mahallesi" de; Nuh/Nu’ya atfen "Nur/Işık"la takdis edilmiştir. Dicle Nehri'yle çevrelenen Cizre'deki "Dicle Köprüsü" Yafes’in adıyla anılır. Cizre’ye bağlı Heştan Köyü, tufandan kurtulan seksen-heştan insanın adına ithafen kurulmuştur.
Cudi yakınlarında bulunan "Gazarta bin Kurda" adında bir köyün Türkçedeki karşılığı; "Kürtlerin evi"dir. Lakin Persi/Fars yazmalarında bu bölge "Gazarta" adıyla anılmaktadır. MÖ. 2000’lerden itibaren, Babiller, Araplar, Asurlular, Medler, Persler, Selevkos ve Sasanilerin yönetimi altında kalmıştır. İslamiyetle birlikte Emevi ve Abbasilerin hakimiyeti altına girmiş ve 1627 yılından beri Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliğine geçmiştir. Birçok savaşlara, depremlere, tufanlara ve sosyal sarsılmalara sahne olan Cizre ve Botan bölgesi, tarihinde belki de ilk defa Cumhurriyet döneminde son birkaç ayda bu kadar zalimce saldırılara maruz kalmıştır. Kur’an’da bile kutsanarak adı geçen Cudi ve çevresi, seçim meydanlarında Kur’an’ı sallayanlar tarafından şimdilerde; "İslam kardeşliği!" çerçevesinde yok edilmek, haritadan silinmek istenmektedir.