AKP-Tayyip Erdoğan ve işbirliği yaptığı iktidar blokları; Kürt inkarını şiddet, baskı ve zorla bastırabileceğini; istediği gibi de şekillendireceğini düşünüyorlardı. Türk devletini ele geçirmiş, "yeni Türkiye" teranesi ile "iç ve dış düşmana" karşı yeni bir ulusal kurtuluş savaşı verdiklerini söyleyip duruyorlardı. Türkiye’yi kimden nasıl kurtardıkları ise tam bir muamma...
AKP ilk kurulduğu zaman "askeri vesayete" işaret ediyor, Kürt inkarcılığının çözümsüzlük olduğunu, Avrupa Birliği’ne girmenin iyi olduğunu, muhafazakar demokrasi ile din ve demokrasi dengesinin sağlanabileceğini iddia ediyordu. 2002’de Irak statükocu devlet yapısına dış müdahalenin ön tartışmaları yapılıyordu. AKP de o dönemde ortaya çıkmış ve dış güçlerin bölgedeki müdahalesinin oluşturduğu iklim ile 3 Kasım 2002’de iktidar olmuştu.
AKP iktidara yerleştikçe, Tayyip Erdoğan merkeze yaklaştıkça kendisinden geçti. Asıl ayarlarına geri döndü. Önce milletvekili seçilmek için olmadık ittifaklara girdi. Deniz Baykal ile anlaştı ve Tayyip Erdoğan devletin islamcı kadrosu olarak siyaset sahnesine farklı bir aşamada dalış yaptı. Sonra liberaller ve Fethullahçılarla ittifak yapıp sözüm ona "askeri vesayete" karşı mücadele edermiş gibi bir pozisyon aldı. AKP gemisinden ilk atılanlar liberallerdi. Sonra Fethullahçılar oldu. Tayyip Erdoğan ve ekibi yeni devlet gibi sundukları TC’nin merkezine doğru koltukları ile hızla yol aldılar. Devleti ele geçirdiklerini düşünürlerken devletin içinde kendilerini buldular, hatta bir rivayete göre de devlete esir düştüler.
Kimin devlet olduğu, kimin devlete esir olduğu aslında pek de önemli değil. Hele Kürdistan’dan bakılınca Tayyip Erdoğan da, Fethullah Gülen de, Ergenekon da, hatta Türk orjinliğini yitirmeyen liberal de ulusal solcu da aynı kulvarda kalıyor. Ki zaten bugün AKP, Kürtlere karşı milli cephe diyerek askeri faşist zoru kullanmanın meşruiyetini oluşturma peşinde.
Ama önemli bir durum var ki AKP devletin içine girerken, devlet de AKP’yi ele geçirirken yaptıkları ve ortaklaştıkları tek nokta Kürt kanını dökmek oldu. Özellikle son dönemde kentleri kuşatıp, tank, top bombardımanı içinde jandarmasından, polisine, askerine, medyasına Kürtleri toplu katliamlarla bitirmeye çalışmaları TC tarihinde geçmişteki red-inkar politikalarına benzese de farklı özelliktedir.
Çünkü devlet AKP eliyle Kürtlerden artık kurtulacağını sanıyor. Yani Kürtleri bitirip, kötürüm hale getireceğini sanıyor. Ama AKP’nin de Tayyip Erdoğan’ın da, Ankara’daki devlet aklının da bilmediği bir gerçek var. Ve bu gerçek kendisini Kürdistan’da son 40 yıldır PKK eliyle inşa etti. Kürtler, sahip oldukları olanakları zamanı geldiğinde ister savaş alanında isterse siyaset alanında ortaya koyup sonuç almasını bilen bir halk gerçekliğine, örgütlülüğüne ve askeri gücüne sahiptir.
Bakın Cizre, Silopi ve Silvan’ı yakıp yıkarak, yüzlerce insanı katlederek devlet kendisini orda inşa edebilir mi? Etti mi? Hayır. Direnin insanlar bu devlete teslim olmadı. Direndi ve yaşamını yitirdi. Peki devlet bu halkın direnişinin yaratacağı öfkenin siyasete, askeri alana, toplumsal alana nasıl yansıdığının farkında mı? Sanmıyorum.
Çünkü, Ankara’da devlet mahallesindeki askeri güçlere yönelik eylem sonucunda ortaya çıkan tablo karşısındaki devletin ruh hali hala bunun farkında olmadığını gösteriyor. Öyle her olaydan sonra kendisince sonuç çıkarıp onu bunu hedef gösterme alışkanlığı da artık kabak tadı veriyor. Kimse de AKP’ye inanmıyor. Yani demem o ki, Türkiye AKP ve Tayyip Erdoğan yönetiminde hızla ama hızla başaşağı yol alıyor. Ve durum giderek daha fazla karmaşık hale gelecek. Sorun gerillanın sahaya inmesi ve baharın gelmesi değil. Sorun, Türkiye’nin kendisini var ettiği önemli sacayaklarının çökmesi, çürümesidir.
Şimdi ne olacak diye soranlar; eğer böyle giderse hergün olanların yüz katı fazla gelişme olacak. Ölümler daha fazla artacak, ekonomi çökecek, kriz üzerine krizler çıkacak. Toplumun gerilme hatları kırılma hatlarına dönüşecek. Yani kaos olacak, belirsizlik olacak. Öyle Tayyip Erdoğan’ın kontrolünde gelişecek bir savaş olmayacak... Savaş farklı bir aşamaya taşındı mı artık geriye dönüşü olmayan başka durumlar ortaya çıkacak... Ne yazık ki saraydaki başdanışmanlar ekibi, Davutoğlu’nun maaş vermek için yanlarında tuttuklarının aklı ile anlaşılamayacak şeyler bunlar... Başka şeyler...