Cizre katliamında yaşamını yitirenlerden biri de, aslen Vanlı olan 1991 doğumlu Ali Fırat Kalkan. Van’ın Şax (Çatak) ilçesinde dünyaya gelen Kalkan, 1993 yılında koruculuk dayatmalarına karşı köylerinin ateşe verilmesiyle henüz 2 yaşında sürgünle tanıştı. Ağabeyi Nimet Kalkan (Sabri Botan) da 21 yıl önce PKK saflarına katılan Kalkan, çocuk yaşta sorgulamaya başladığı devletin sürgün ve asimilasyon politikalarına karşı duruşunu da bu süreçte netleştirdi. İlkokul, ortaokul ve lisede Kürt Özgürlük Hareketi ile olan bağlarını güçlü tutan Kalkan’ın, 2010 yılında Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü öğrencisi Şerzan Kurt’un polisler tarafından katledilmesi üzerinde büyük bir etki bıraktı. Kalkan, liseyi bitirdikten sonra, 2011 yılında Kurt’un okuduğu Muğla Üniversitesi’ne kayıt yaptırdı. Üniversitede zaman kaybetmeden DEM GENÇ çalışmalarında yer almaya başlayan Kalkan, kısa sürede Muğla’daki gençlik çalışmalarının öncüsü oldu. 




Çocuklar katledilirken seyredemem

Kimlikteki ismi Abuzer olan Kalkan, üniversiteye başladıktan sonra adını Öcalan’ın bir dönem yazılarında kullandığı “Ali Fırat” olarak değiştirir. Öcalan’ın “Bir iş yapacaksanız en iyi şekilde yapın” sözünü kendine rehber edinen Kalkan, hem derslerinde hem gençlik içindeki çalışmalarında öncü olmayı başardı. Cizre’deki öz yönetim ilanına yönelik başlatılan Türk devlet saldırısına karşı 3 ay önce, “Çocuklar anne kucağında katledilirken ben seyredemem” diyerek, aynı katliamda yaşamını yitiren arkadaşları Kader Koç ve Fatma Demir ile yönünü Cizre’ye çevirdi.



Takipçisi olacağım


Oğlunu, “Çok dürüsttü, sonunda ölüm bile olsa sözünü tutardı“ diyerek anlatan anne Fatma Kalkan, “Ailesini, çevresindeki herkesi çok severdi. Arkadaşları arasında da çok sevilirdi. Çocukları, doğayı, çiçekleri, köy yaşamını çok severdi. Herkese karşı saygılıydı. Davasına çok sadık bir yurtseverdi” dedi. Anne Kalkan, yaşadığı sürece oğlunun davasını ve fikirlerinin takipçisi olacağını söyledi. 




Bugüne kadar dönmedim

Ağabeyiyle yaptığı konuşmada son cümleleri, “Çocuklar ana kucağında katledilirken seyredemem, dönmeyeceğim. Ben asla arkadaşlarıma ihanet edemem. Bugüne kadar etmedim, bu günden sonra da ihanet etmem. Ben davamın takipçisi olacağım, vazgeçmeyeceğim” olan Kalkan, burada ölümsüzleşti. Kardeşinin henüz çocuk yaşlarda köylerinin neden yakıldığı, neden kendi dillerinde eğitim görmedikleri sorularını sormaya başladığını aktaran ağabey Osman Kalkan, “Liseyi bitirdikten sonra yüksek bir puan almıştı. Şerzan Kurt’un katledilmesi onu çok etkilemişti. Mücadelesi devam edecek, diyordu. Şerzan Kurt’un mücadelesini devam ettirmek için Muğla’yı tercih etti. Muğla’da da DEM GENÇ çalışmaları içerisinde yer aldığı andan itibaren Kurt’un mücadelesini devam ettirmek için durmadan çalıştı” dedi. 







Yolundan dönmeyen direnişçi


Cizre’de kaldığı binada infaz edilen Azadiya Welat gazetesi çalışanı Ömer Baran’ı ailesi anlattı. 

Kürdistan’da imha ve inkar savaşının yürütüldüğü bir dönemde Baran, Cizre’nin Destala köyünde 1991 yılında dünyaya gelir. Devletin yakıp yıktığı köylerinden Baran henüz 4 yaşındayken ailesi ile birlikte Cizre’ye göç yollarına düşer. 9 çocuklu ailenin 2’nci çocuğu olan Baran, Cizre’de büyür. 14 Aralık 2015 tarihinde “sokağa çıkma yasağı” adı altında başlayan soykırım saldırıları sırasında tutuklanan Baran’ın ağabeyi İhsan Baran da “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla tutuklanır. 
“İçine kapanık bir gençti” sözleriyle anlatmaya başlıyor baba Sait Baran, henüz 25 yaşında olan oğlu Ömer’i. “Fazla konuşmayı sevmezdi, bizim yanımızda fazla konuşmazdı” diyen baba Baran, Ömer’in arkadaşları tarafından ise konuşkan, hayat dolu ve şakacı olarak bilindiğini söylüyor. 


Halkına sevdalı bir insandı

Babasının “Sakin ve namuslu bir gençti” dediği Ömer Baran, Cizre’de “Dışarıda elinden Welat’ı düşürmeyen” olarak biliniyor. “Ya Welat ve kitap okuyordu ya da beslediği hayvanlarıyla ilgileniyordu” diyen baba Baran, “Kardeşleriyle iyi ilişkileri vardı ve hepsini çok severdi. Onları hiç üzmezdi ve kırmazdı. Arkadaşlarına, dostlarına bağlı sözüne sadık bir insandı. Halkına ve dostlarına sevdalıydı biriydi” sözleriyle Ömer’i anlatıyor. 

Bisikleti ve tek fotoğrafı kaldı 

Soykırım saldırılarının başlamasıyla bir daha oğlunu görmez Sait Baran. Ömer telefon kullanmaktan hoşlanmadığı için ulaşmak istese de bu isteği gerçekleşmez. İnsanların hayatını belirleyen teknolojiye de uzak durur Ömer. “Fotoğraf çektirmeyi sevmezdi” diyor baba Baran, oğlundan geriye kalan tek fotoğrafını gösterirken. Geriye bir de gazete dağıtımı için kullandığı motosikleti kalmış Ömer’in. Baran, “Haber alamadığım için çok aradım. Bir gün televizyonlarda ikinci binada mahsur kaldığını öğrendim. Arkadaşları ile birlikte ölümü göze alarak Cizre’de kalmayı tercih ettiler” diye devam ediyor.


Ser verdi yolundan dönmedi!



Oğlunun ser verip yolundan dönmeyen bir kişiliği olduğunu belirten baba Baran, Ömer’i şöyle anlatıyor: “Oğlum arkadaşını satmaz, doğru ve dürüst bir gençti. Canını verirdi ama dostunu ve arkadaşlarını satmazdı. Zaten son durum da bunu açık bir şekilde ortaya koyuyor. Arkadaşlarından, dostlarından kopmadığı için onlarla birlikte ölümü seçti. Cenazesini yakmışlar. Antep’te DNA eşleştirmesi sonucu teşhis edebildim. Cizre’de Yafes Mezarlığı’na defnettik. Onurlu bir şekilde şehit oldu.”