
Şüphesiz Kürtler, Güney Kürdistan haricinde, kendi ülkeleri dahil yaşadıkları hiçbir ülkede siyasi bir statüye sahip olmadıklarından kimlik, kültür ve sosyal haklarını da kullanamıyor, koruyup geliştiremiyorlar.
Kuzey Kürdistan’da da Demokratik Özerk bir statü için Kürtler mücadele yürütüyor ve anayasanın ve yasaların bu temelde yenilenmesi talebinde ısrar ediyorlar.
Statü talebi güncel talepleri ötelemenin vesilesi yapılmamalı
Statü sahibi olmak Kürtler açısından kolektif hakların kullanımının garantisi olacağından, gerek Kürt coğrafyasının yayıldığı ülkelerde gerekse de Avrupa ve Kürtlerin yaşadığı diğer ülkelerde Kürtlerin siyasi bir statü talebinde bulunması aslında kimsenin itiraz edemeyeceği bir konudur. Ancak Kürtler hem ülkede hem de diasporada statü taleplerini yükseltirken, bu talebin altını dolduracak günlük yaşama dair kimlik ve sosyal talepleri öteleme yaklaşımı içerisine girmektedirler. Sanki bir siyasi statünün ilgili devletlerce kabulü tüm sorunları çözecekmiş gibi bir algıyla hareket edilmektedir. Oysa, herhangi bir siyasi statü elde etmeleri durumunda da Kürtlerin kimlik, kültürel ve sosyal yaşamının geliştirilmesi yine Kürtlerin bizzat kendilerinin yapacağı bir iştir. Kürtçenin geliştirilmesi, kurumlaşması için devletler kendiliğinden bir çabanın içinde olmayacak. Kürtler hangi hakları talep ediyor, hangi sosyal, kültürel ve hatta siyasal koşullara ihtiyaç duyuyorlarsa, gerekli kurumlaşmaları ve yapılanmayı da yine kendileri ortaya çıkaracak; kimse onlara durduk yerde bir hak ve yaşam sunmayacak.
Bu açıdan yaşanan gerçekliğe bakıldığında, Kürt siyasi partileri ve kurumları böylesine hayati konuları sanki bir siyasi statü elde edilmesinin sonrasına bırakmış gibi bir tavır ve vurdumduymazlık içinde görünüyor.
Almanya’da doğan bir Kürt çocuğu neden Kürtçe değil Türkçe öğrenir?!.
YEK-KOM’un yürütmekte olduğu ’kimlik kampanyası’ örneğinden yola çıkacak olursak; bir yandan Almanya devletinden böyle bir statüyü talep edip, bunun için sözkonusu kampanya layıkıyla geliştirilirken, diğer yandan da bu ülkedeki Kürtlerin dil ve kültürlerini koruyup geliştirebilmelerine olanak veren halihazırdaki hakların kullanımını teşvik etmek de hayati bir konu durumundadır.
Mevcut durumda, yeterli sayıda öğrencinin (eyaletten eyalete değişse de, sanırım en az 8 öğrenci) başvurması halinde Almanya’daki okullarda Türkçe dersleri verilmekte, devlet bunun için öğretmenler tayin etmekte; Almanya’daki Türk toplumunun büyük çoğunluğu da çocuklarını bu okullara gönderip, hem çocuklarının Türkçe öğrenmelerini hem de Türk tarihi, kültürü ve kendileri açısından önemli şahsiyetlerine ilişkin temel bilgileri öğrenmelerini sağlamaktadır.
Oldukça ilginç bir durumdur; Almanya’da yaşayan Kürtlerin oldukça büyük bir çoğunlu da çocuklarını bu Türkçe derslere kaydettiriyor. Kürt kimliği konusunda kendini ’oldukça hassas ve yurtsever’ olarak tanıtan aileler de aynı tavrı sergilemektedir. Yani Almanya’da doğmuş, Türkiye’yi bile görmemiş Kürt çocukları bu ülkede okulda Türkçe öğrenebiliyor, Türk tarihi ve kültürel değerleriyle tanıştırılıyor, ’Atatürk’ün ve Türk askerinin kahramanlığını’ öğreniyor ama ne Kürtçe öğrenebiliyor ne de Kürt kültürü ve tarihine ilişkin bir kaç kelimelik bilgi edinebiliyor.
Malesef bu, trajik mi, dramatik mi, artık nasıl adlandırılırsa adlandırılsın; benim ’çarpık’ diye tanımlayacağım durum ne aileleri ne de Kürt kurumlarını rahatsız ediyor!
Hem kimlik kampanyası hem de Kürtçe kampanyası…
Bir milyon dolayında Kürt’ün yaşadığı Almanya’da yalnızca 2 bin dolayında çocuğun anadil derslerine kayıt yaptırması, ilgisizlik, duyarsızlık, aymazlık gibi tanımlamalarla ifadelendirilecek bir durumun çok ötesinde‚ bilimsel analizlere tabi tutulması gereken ’toplumsal psikolojik bir vaka’nın ta kendisi gibi görünüyor…
Siyasi statü istemek, bunu ilgili devletlere demokratik etkinliklerle dayatmak Kürtlerin en başta gelen talebi ve tutumu olmalı. Ancak bunu yaparken de, sözkonusu statünün kabul edileceği günü beklemeye kendini yatırmak, somut güncel yaşamsal talepleri ötelemek, bilinmez zamanlara ertelemek, yalnızca, devletlerin dayattığı asimilasyonu tamamlayan bir otoasimilasyonu kabullenmek anlamına gelir.
Geleceğimizi; dilimizin, kültürümüzün geleceğini kendi tavır ve duyarsızlığımızla karartmayalım. Bizi biz yapan değerlerimizin göz göre göre yok olmasına göz yummayalım…
Almanya’da başta YEK-KOM, YMK (Kürt Öğretmenler Birliği), Kürt Enstitüsü gibi kurumlar olmak üzere, tüm Kürt kurumları, aydın ve sanatçıları yürütülen ’kimlik kampanyası’na paralel olarak, her eyalette Kürt ailelerin çocuklarını Kürtçe derslere kaydettirmeleri için kampanya başlatmalı ve kurumlar nezdinde girişimlerde bulunmalıdır. Bu türden kampanyaları, Avrupa’daki tüm Kürt kurumları da büyük bir duyarlılıkla hayati bir çalışma gibi başlatıp geliştirebilmeli. Kürt basını da bunu önemli bir gündem olarak işleyebilmelidir.
Kaldı ki; Kürtçe ve Kürt kültürü ne kadar yaygın bir şekilde etkinleşirse, yaşatılıp kurumlaşırsa, Kürtler için siyasal statü talepleri de o kadar içerik ve anlam kazanır, kabul görür.