
Sabahın erken saatlerinde güne başlayıp hayvan otlatan, süt sağan, elde ettiği sütten yoğurt ve peynir yapan koçer kadınlar, aynı yaylada bulunan diğer kadınlarla kurdukları ortak yaşam ile komünal yaşıyorlar. Bu kadınlardan biri olan ve her yıl Qerejdağ’ın Tirşo yayasında Nisan ayının gelmesiyle çadır kurduklarını söyleyen 36 yaşındaki Berfin Turan, “Karların erimesini bekliyoruz. Nisan ayında gelip çadırımızı kuruyoruz. Kasım ayında da yakındaki köylere gidip yerleşiyoruz. Köylerde bir miktar para karşılığında kalıyoruz. Çünkü bize ait bir köy bir ev yok. Koçeriz yani. Sabahın 5’inde kalkıp akşam saat 9’a kadar çalışıyoruz. Erkeklerin ne yapacağına biz karar versek de, biz daha çok çalışıyoruz. Hayvanlara yem veriyor, yemek yapıyor, çocuk bakıyoruz. Benim 7 çocuğum var. Peyniri, yoğurdu da buralarda yapıyoruz. İşimiz son derece ağır” diyor.
Bir diğer koçer kadın 40 yaşındaki Sarê Turan, yaylalardan kopamadıklarını, sadece kış aylarında çevre köylere geçtiklerini anlatıyor. Kadınların her alanda belirleyici olduğunu dile getiren ve erkeklerden şikayetçi olan Turan, “Buradaki yaşam çok zor. Erkekler daha da zorlaştırıyorlar. Yaptığımız iş her ne kadar zor olsa da yaylalardan kopamıyoruz” diyor.
Yine Qerêjdağ’ın eteğinde olan Kuzulköy yaşayan ve yıllardır hayvancılık yapan 70 yaşındaki Nine Hamse Bagatemur, sabahın erken saatlerinde uyanıp geç saatlere kadar çalıştığını dile getiriyor. Yaşına rağmen dinç görüntüsü ve yaptığı iş ile dikkat çeken Bagatemur, sağlığını yediği doğal ürünlere ve yaylalara borçlu olduğunu söylüyor. Bagatemur, “Süt sağıyor, yemek yapıyor, ekmek yapıyorum. Yaylalardan kopmamız mümkün değil. Çocuklarımızda bizimle yaşıyor. Çoğu hala yayların haricinde kentler nasıldır bilmezler. Arkadaşları hayvanlar, ağaçlar ve çiçeklerdir” diyerek, kopamayacağını söylediği yaylanın havasını içine çekiyor.
RİHA