12 Eylül faşizmi anne babaların gözü önünde çocuklara, çocukların gözü önünde anne babalara her türlü işkenceyi yaptı. Bunun sayısız örnekleri var.
12 senedir iktidarda olan AKP ise 12 Eylül faşistlerini de geçti. Erdoğan’ın “Çocuk da olsa, kadın da olsa gereği yapılacaktır” emrinden sonra çocuklar sokak ortasında onlarca polis tarafından linç edildi. Zindanlara dolduruldu.
Çabuk büyüyen çocuklarımız bu nedenle mücadeleye de erkenden girdiler. 1990’larda çocuklar büyüklerle birlikte HEP binalarına doluşuyordu. HEP binasını basan polis müdürü çocuklara “Burası siyasi parti, sizin yaşınız küçük, buraya girmeniz yasak” deyince, çocuklar da şöyle demişti:
-Sana ne, git işine. Mücadelenin yaşı-yasağı mı olur?
“Taş atan çocuklar” böyle ortaya çıktı.
Evinin önünde vurulan, sokakta linç edilen, zindanlara doldurulan çocukların bir kısmı kendini dağlara vurdu. Ölümü göze alarak bir gün de olsa özgür yaşamayı seçti. Mazlum çocuk yaşta böyle şehit düştü.
1990 öncesinde anne babaları şehit düşen çocukların bir kısmı Mahsum Korkmaz Akademisi’ne sığınmıştı. Burada bir süre kaldıktan sonra yetiştirilmeleri için Rojavalı gönüllü ailelerin yanına veriliyordu. Akademideki bir komutan yarı şaka yarı ciddi çocukları da askeri eğitime alıyor. Öcalan yoldaş bir gün Akademiye gelince durumu görüyor ve o komutanı çok sert eleştiriyor. “Bunlar daha çocuk. Bunlar gezip oynayacak. Bunlara nasıl askeri eğitim yaptırırsınız?” diyor. Çocuklar o günden sonra Akademi’deki günlerini oyunla ve sivil eğitimle geçiriyorlardı. Belki de bu nedenle Öcalan yoldaş gelince büyük bir sevinçle koşup en yürekten “Bijî Serok Apo” sloganı atan bu çocuklardı.
Gene o günlerde bir Küçük Egid vardı. Şehit çocuğu olduğunu duymuştum. Akademide büyüdü. Bıyıkları terlemiş ve delikanlı olmaya başlamıştı. İki yumruğunu sıkarak “Aah heval, Başkan bir türlü izin vermiyor ki. Bir izin verse... Bekaa’dan füze gibi kalkıp ülkeye ineceğim” diyordu. Ama Başkan çocuklara savaşa gitme izni vermiyordu.
O çocuklar şimdi 35-40 yaşlarına geldi. Artık onların çocukları da kendilerini dağlara vuruyor.
TMK denen zulüm kanunuyla “Terör örgütü üyesi olmasalar bile üye gibi cezalandırılırlar” denilerek, çocuklar yaşından çok ağır hapis cezalarına mahkum edildi. Erken büyümüş çocuklarımız devletin işkencehanelerine düşmektense dağları tercih ediyor.
Devletin zulmünden kaçan çocukların tek sığınağı dağlar oluyor. Çocuklarımız ya zindanlarda ya da dağlarda büyüyor, oralarda ölüyor. Devletin bu zulme acilen son vermesi ve çocuklarımızdan özür dilemesi şarttır.
İşte bu devlet ve özel savaş medyası hiç utanmadan “PKK çocuk kaçırıyor” diye kampanya yapıyor. PKK’nin ideolojisi, mücadele anlayışı çocuk kaçırmaya da, çocukları savaşa sürmeye de izin vermez. Tam tersine devrimci mücadelenin ödediği ağır bedeller bu çocuklarımızın özgürce yaşaması içindir. HPG zaten bu konudaki Cenevre sözleşmesini imzalamış. Ama buna rağmen PKK içinde buna aykırı davranışlar olmuşsa elbette açığa çıkarılmalıdır. Öcalan yoldaş daha ilk ateşkesten, yani 93’lerden beri sayısız çağrı yaptı. Tarafsız bir komisyonun iki tarafın da savaş suçlarını araştırmasını istedi. Bunun için ellerindeki her türlü bilgiyi paylaşmaya hazır olduklarınığ ilan etti. Bu konuda devlet de hazır mı, kendisine güveniyor mu? Devletin tavrı her türlü pisliğini, katliamlarını, çocuklara yaptığı zulmü, çocuk cinayetlerini inkar ve örtme çabalarıdır. Medya çocuklar diye yaygara yaparken, Rojava’da TC destekli sahte Müslüman çeteler Kürt çocuklarını katlediyorlar.
Çözüm sürecini sabote eden ve devrimci hareketi tasfiye etmek için her yola başvuran AKP hükümetinin şimdi de bu amaçla çocukları kullanmaya kalkışması iğrenç bir saptırma-kışkırtma kampanyasıdır. Roboskî’de parçalanan çocuklarımızı, daha bir yılı dolmayan Gezi direnişi şehitlerini unutup devletin çocuk aşkına inanılır mı?
Gerçekten çocuklarımıza karşı sorumluluk duyuluyorsa, bu iğrenç kampanyalar ve kirli imha savaşı derhal durdurulmalıdır. Barışçı çözüm yolu açılmalı ve sadece çocuklarımızın değil, tüm halklarımızın özgürce yaşam şartları oluşturulmalıdır. Yoksa boğazına kadar kana batmış bir devletin, hükümetin, medyanın yaygaralarının timsah gözyaşları kadar bile değeri olmayacaktır.
Çocuklarımız
Özgürlük ve Devrim mücadelesinde çocuklarımızın özel bir yeri vardır. Onlar daha çok küçük yaşlarda ateşin içinde buldular kendilerini. Kendilerinin başlatmadığı ve bitiremeyeceği bir savaşın doğrudan hedefi oldular. Küçük yaşlarda anasız, babasız kaldılar. Küçük yaşlarda yaşından çok sayıda kurşunlarla, küçük vücutlarından daha büyük havan toplarıyla parçalandılar. Yaşlarından çok yıllarca ağır hapse mahkum edildiler. Zindanlarda büyüdüler. Zindanlarda tecavüze uğradılar. Bizim çocuklar bu nedenle çok çabuk büyüdüler. Kısacık hayatlarında devletin her türlü zulmünü gördüler.