Acaba ileride insanlık tarihi “Koronavirüsten önce ve sonra” diye ikiye ayrılacak mı? Hala süren ve nereye varacağı belli olmayan trajik gelişmelerden sonra ayrılmalı.

88 yaşında hayata gözlerini yuman usta gazeteci Çetin Altan, Haziran 2015’te Cumhuriyet için kaleme aldığı “Hayal ettiğim ülke bu değildi” başlıklı son yazısında “Torunlarımıza bırakmayı hayal ettiğimiz ülke bu değildi. Artık anlaşılıyor ki ülkeme demokrasinin geldiğini göremeden ayrılacağım bu dünyadan” demişti. Bu satırlar aslında birçok insanın duygu ve düşüncelerini de özetliyordu.

Devrimciler ve emekçi halklar, halkların özgürlüğüne, eşitliğine dayalı, savaşsız-sömürüsüz demokratik bir toplum için canlarını da ortaya koyup mücadele ettiler. Bugünkü demokratik kazanımların tümü bu mücadelelerin ürünüdür. Ne yazık ki bu mücadeleler boşa gitmediyse de, eski düzeni yıkıp yeni bir düzen kurmaya da yetmedi.

Serbest piyasa ekonomisini savunan, “Ar dünyası değil, kar dünyası” diyen, ihale+inşaat peşinde koşan “yerli-milli-dindar” nesiller hala egemen durumda.

Bu nedenle kansere karşı tedavide en zengin kapitalist ülkeler değil de onlara göre çok yoksul olan Küba daha ileride ve şifa dağıtıyor. Korona salgınına karşı İtalya’ya doktor ve maske yardımı yapıyor. Koronavirüse karşı bir çözüm geliştiremeyen kapitalist Türkiye’de ise kolonya, maske ve dezenfektan maddeleri bir gecede karaborsaya düşürüp fiyatlarını 10 kat arttıran sermayedarlar egemen.

AKP-MHP diktası koronavirüsü de Allah’ın bir lütfuna çevirip istifade etmeye çalışıyor. Millet can derdindeyken bir yandan Kanal İstanbul ihalelerini paylaşıyor, bir yandan da muhalifleri zindanlara tıkıyor. Salgına karşı hiçbir koruması olmayan, tam tersine tıkabasa dolu olan zindanlarda istense bile bir tedbir alınabilir mi? Ziyaretçi yasağı bu güvenliği sağlayabilir mi? Buradaki insanlar, gardiyanlar ve diğer personel de içinde olmak üzere tehlikeye atılmıyor mu? Çin, İtalya, İran’dan sonra Bahreyn de af çıkararak siyasi mahkumları tahliye etti. Türkiye ise hala siyasi operasyonlarla zindanları tavana kadar dolduruyor.

Sadece kar ilkesine göre kurulmuş olan insanlık dışı sistem bütün kurumlarıyla birlikte iflas ediyor. Sistem iflas ederken insanlar ve ülkeler arasında yeni dayanışma ilişkileri kuruluyor. Zaten başka yol da yok. Hiç bir devletin-örgütün-sigorta şirketinin gücü tek başına bu felaketi çözmeye yetmiyor. İnsanlık bu sorunu çözmek için maddi-manevi bütün birikimini birleştirmek ve dayanışmayı geliştirmek zorunda. Bu durumda egemen sisteme son verip yepyeni bir sistem kurmak şart oluyor.

Bu değişim kendiliğinden olmaz, olamaz.

Bugünden başlayıp bunun temellerini atmak gerekiyor. Şimdiden birçok yerde gençler halkın ihtiyaçlarını karşılamak için gönüllü örgütlenmeler gerçekleştiriyor. Pandemi tehlikesi kesin olarak engellenmedikçe bu çalışmaların sürmesi ve geliştirilmesi gerekir. Sonunda pandeminin kesin olarak engellenmesi gerçekleştikten sonra da büyük bir sosyal-ekonomik yıkım ve alt üst oluş gündeme gelecektir. Toplumun sadece ekonomisiyle değil tüm kurumlarıyla yeniden örgütlenmesi kaçınılmaz hale gelecektir.

Bu felaketten bir ders çıkartılacaksa egemen olan düzene tümden son verilmelidir.

Torunlarımıza bırakacağımız dünya bu olmasın.

Bugün bütün tehlikelere karşı canını ortaya koyup tüm topluma hizmet eden sağlık görevlilerinin azmi ve ruhu hepimize örnek olsun. İnsanlık bu ruhla yeni bir gelecek kurabilir.