Bu devletin karakterinde, genlerinde otoriterlik, anti demokratlık, ayrımcılık olduğunu biliyorduk bilmesine de neredeyse kuruluşundan bugüne, an be an insanların ve halkların yaşamlarına bu kadar müdahale eden, bu kadar soluksuz bırakan; tüm mücadele araçlarını terörize eden başka bir dönem daha yaşanmamıştır. Öyle ki, bu devletin geçmiş sıkıyönetimlerini de OHAL’lerini de bilenler olarak, şimdiki OHAL’in, eskisini kat be kat aşan despotik rejimin inşasına döndüğünü söylemek mümkün.
Şirazeden çıkmış, aklını bir yerlerde bırakmış, sağa sola salvolar savuran bir delirme hali bu.
Demokrasinin yerine biraz daha devlet;
Hak ve özgürlüklerin yerine devlet,
Adaletin yerine yürütmeye ve cumhurbaşkanlığına bağlı devlet,
Yerel yönetimlerin yerine kayyum eliyle daha fazla devlet,
Özgür basının yerine devlet medyası,
Meclisin yerine Hükümet, Yasalar yerine KHK’lar….
Kısacası insan olmaktan kaynaklı ne kadar bireysel ve toplumsal haklar varsa, AKP postalları altında. Postal ya da apolet, görüntüden de ziyade bir zihniyettir. Sistemdir. Mantalitedir.
Postal Şırnak’da, Gever’de, Sur’da, Silopi’de JÖH/PÖH imzalıdır.
Binlerce eğitim emekçisini hukuksuz yere görevden alırken MEB imzalıdır.
Haklarında yargılama bile başlatılmamış olan binlerce insanın malvarlığına el koyarken adli bürokrasi imzalıdır.
Devlet güvencesinde açılan bankalarda bir havale işlemi için binlerce insanı işinden ederken Bakanlık imzalıdır.
“Şort giydiği için tekmelenen kadını dövmek yerine mırıldanın” diyenler bu ülkede Başbakandır.
En başarılı devlet okulları İmam Hatip Liseleri değil diye, proje liselerini ve öğrencilerini mağdur etmek için öğretmenleri sürgün ederken Bakanlık imzalıdır.
Meclisten geçiremedikleri kayyum yasasına rağmen, Kürt belediyelerine el koyan, valisini/kaymakamını atayan aymazlık, İçişleri Bakanlığı imzalıdır.
Dünden beri de HDP ve DBP’nin Diyarbakır ve Van’ın il, merkez ilçe ve dış ilçe binalarına baskınlar yetmedi; bunların gözaltına alınmayan eşbaşkanı kalmadı!
Bir ülkede yeni hakim ve savcı olanların tayin kuralarının çekildiği yer bağımsız olması gereken yargı yerleri mi, yoksa partili Cumhurbaşkanlığı sarayı mı olmalıdır?
Kendilerinden görmedikleri medyanın, eğitim kurumlarının, yerel yönetimlerin, sendikaların; kısacası muhaliflere ait ne varsa herşeyin derdest edildiği bu sürece sadece OHAL denilmesi yeterli değil kanımca. Olsa olsa bunların tümüne devletin doğrudan el koyması sürecidir yaşadığımız. Pek tabii ki bunun adı da “çok devlet az demokrasiden” “hep devlet, sıfır demokrasi”dir.
Peki milyonları yok sayıp yerine devleti nasıl koyacaksınız? Sokağa çıkma yasaklarında gördüğümüz üzere öldürmeden tutalım da her türlü hakkın pervasızca ihlal edilmesinden nasıl bir medet umuyorsunuz? Bunun adı çıkmaz sokak bile değildir. Ülkenin tamamını çıkmaza sürüklemektir. Öyle bir çıkmaz ki, kendilerinden olmayana yaşam hakkı dahi tanımayan bir çıldırma hali. Topyekün delirme ve delirtme hali!
Bu koşullarda yeni bir Anayasadan bahsediyorlar bir de. Mevcut 12 Eylül darbe Anayasasına dahi uymayan bir pratikle nasıl yeni bir Anayasa çıkacak? İşlerine gelince Meclis milletin iradesi olacak; işlerine gelmeyince o Meclisten atılması gereken “hainler”den bahsedeceksiniz! Darbe girişimi gibi korkunç bir olaydan bahsederken dahi sırf güç devşirdiği için “şerden çıkacak hayır”dan bahsedeceksiniz. Deminden beri sadece bir kısmını saydığım bu şerlerden tek bir hayır çıkmaz oysa ki.
Yaşamın yerine ölümün kutsandığı, hak ve özgürlüklerin yerine despotluğun konulduğu bir sistemden asla ve asla hayır çıkmaz.