
Türkiye cezaevlerinde tutsakların 12 Eylül tarihinde başlattığı açlık grevi eylemi ile ilgili girişimlerde bulunan İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) yetkilileri, girişimlerinden bir sonuç alamadıklarını belirtiyor.
Siyasi iradenin açlık grevleri karşısında duyarsız kaldığını ifade eden insan hakları savunucuları, açlık grevi eylemcilerinin hayati tehlike sınırına yaklaştıklarını vurguladı. Siyasi iradenin, tutsakların eylemini ciddiye almayan tavrını eleştiren kurum yöneticileri, ölümler yaşanmadan bir an önce harekete geçilmesi konusunda çağrıda bulundu.
TİHV Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, açlık grevlerinin geldiği kritik aşamaya dikkat çekerek bir an önce harekete geçilmesi konusunda uyarılarda bulundu. Vakıf olarak geçmiş dönemlerdeki açlık grevi eylemlerinde cezaevlerine girebildiklerini söyleyen Fincancı, “Vakıf olarak çok somut bir girişim yapma imkanımız olmadı. Türk Tabipler Birliği (TTB) de dahil olmak üzere yaptığımız başvurulara herhangi olumlu bir yanıt alamadık ne yazık ki. İHD ile Ankara ve İstanbul’da yaptığımız ortak basın açıklamaları ile taleplerin karşılanması ve açlık grevine son verdirecek adımların atılması yönündeki uyarılarımızı tekrar ettik” dedi.
Hükümetin ve mecliste yer alan BDP dışındaki diğer partilerin çağrılarına kulak vermediğine işaret eden Fincancı şunları vurguladı: “Meclistekilerin bakış açıları bugün baktığımızda 2000’li yıllardan bile daha geride. Hükümetin de meclisteki diğer partilerin de. Örneğin CHP’li bir milletvekilinin verdiği yasa tasarısı akıllara zarar! Tutsakların ‘zorla beslenmesi’ ile ilgili bir yasa tasa veriyor. Bu yüzden hepimiz çok kaygılıyız. Çünkü çok riskli dönemlere girilmiş durumda.”
Mutlaka B1 sağlanmalı
Tutsakların B1 vitamini alamamaları yönünde kaygularını da anlatan Fincancı devamla, “Bazı tutsakların sıvı alamadıkları yönünde haberler geliyor. Bu durum bana B1 vitamini almadıklarını düşündürdü. Bu durumdaki insanlarımızın B1 vitamini kullanmaları mutlaka gerekiyor. Çünkü B1 sadece sinir sistemini değil, sindirim sistemindeki epiter hücrelerini de koruyor. Dolayısıyla sıvı alabiliyorlar. Sıvı alamamak çok kötü bir durum, sıvı almak genel durumun daha sağlıklı sürmesini sağlar. Türkiye’de B1 saf halde bulunmuyor. Bu yüzden diğer B vitamini preparatlarıyla birlikte alınıyor. Bu da gereksiz başka vitaminlerin alınması anlamına geliyor ki fazla miktarda olduğunda bazı sorunlar olabiliyor, özellikle B12 için. Bunun için de bir düzenleme yapılması gerekiyor ve mutlaka B1 sağlanması gerekiyor”dedi.
Kurum olarak şimdiye kadar dünyadaki en fazla açlık grevcisinin tedavisini üstlendiklerini söyleyen Prof.Fincancı, “Bu talepler kabul edildiğinde ve açlık grevleri sona erdirildiğinde, tedavi sürecine ilişkin adımların doğru atılması gerekiyor. Vakıf olarak ne yazık ki, çok acı ama dünyadaki en büyük deneyimlerden birine sahibiz. Dolayısıyla bu kapıların açılması gerekiyor ki bizler de, deneyimlerimizi bir biçimde paylaşabilelim ve bu insanlarımıza doğru bir tedavi ve beslenme süreci sunabilelim” dedi.
Talepler bir halkın talepleri
Tutsakların taleplerine de değinen Fincancı “Talepler son derece insani, tecridin kaldırılması, anadilde eğitim ve savunma hakkı ki, bunlar bugüne kadar olması gereken talepler. Önceki dönemlerde açlık grevi süreçlerinde tutsaklar kendi haklarına ilişkin yaşadıkları sorunları dile getiren talepler iletmişlerdi. Oysa bu açlık grevinde başka bir durum söz konusu, bir halkın taleplerini insani, çok anlaşılabilir taleplerini dile getiriyorlar. O yüzden toplumsal barış için de büyük bir olanak sözkonusu. Dolayısıyla tutsakların taleplerine olumlu yaklaşılmalı ve böyle bir olanağı iyi kullanmalı bence, bu dönemki meclis” dedi.
Çeşitli uluslararası kurumlarla, Af Örgütü ile ve Avrupa Birliği ülkelerinden birçok kurumla görüşmeler yaptıklarını belirten Fincancı sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Çok hassas dönemlerden geçiyoruz, insan hayatı söz konusu. Açlık grevleri süreci çok ilerledi, evet bir takım görüşmeler yapıyoruz, ama ne yapılırsa çok yavaş ilerliyor.”
Tecrit, bir cezaevi koşulu
İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan da tutsakların sağlık ve yaşam haklarının tehlikeye girmemesi ve taleplerinin hem kamuoyu hem de hükümet tarafından ciddiye alınması, değerlendirilmesi ve kabul edilmesi için bazı girişimlerde bulunduklarını belirterek süreci yakından takip ettiklerini ifade etti.
Avukatları aracılığıyla cezaevlerine sürekli ziyaretlerde bulunduklarını ve tutsakların durumunu izlediklerini açıklayan Türkdoğan, “Açlık grevi eylemleri ve bunun ölüm oruçlarına dönüştürülmesi, yaşam hakkına yönelik bir eylem türü olduğundan, insan hakları savunucuları açısından kabul edilebilecek bir eylem türü değil. Ancak biz, Adalet Bakanlığı yetkilileriyle görüşüp bu konuda adım atılmasını istemek, isteyen mahpusların sağlık kontrollerinin yapılması, B1 vitamininin temin edilmesi, mahpuslara herhangi bir kötü muamelede bulunulmaması ve açlık grevi süresince tecrit altına alınmamaları gibi çeşitli konularda taleplerde bulunduk ve bunları karşılıklı olarak yetkililerle paylaştık” dedi.
Tutsakların talepleri hakkında da açıklama yapan Türkdoğan, “Esasen talepler öncelikle tecritle ilgili, tecrit bir cezaevi koşuludur. Dolayısıyla, ‘yapılan eylem cezaevi koşullarını ilgilendirmiyor’ tarzındaki değerlendirmelere ben katılmıyorum. Bu bir başka cezaevi, İmralı cezaevindeki tecritle alakalı bir durum, kaldı ki tecrit sadece İmralı Cezaevinde değil, diğer birçok F tipi cezaevinde de uygulanıyor” şeklinde düşüncelerini ifade etti.
Diğer önemli bir talep olan anadilde eğitim ve savunma talebine de değinen Türkdoğan “Mahpusların anadil taleplerinin, aslında kangren haline gelmiş ve çözümsüz bırakılmış Kürt sorunun çözümü noktasındaki taleplerle ilgili olduğu aşikâr. Dolayısıyla açlık grevleri daha fazla uzamadan, mahpusların sağlık haklarına zarar gelmeden hükümet Kürt sorununu çözme noktasında adım atmalıdır” dedi.
Hükümet ciddiyetsiz
AKP Hükümetinin sorunu ciddiye almayan bir tutum içinde olduğunu belirten Türkdoğan “Biz İHD olarak bu görüşlerimizi daha önce de kamuoyuyla paylaştık, hükümetin bir an önce adım atması gerekiyor. Fakat ne yazık ki hükümet bu sorunlara yapıcı bir temelde yaklaşmak yerine, taleplerin siyasi talepler olduğunu ifade edip sorunu çok fazla ciddiye almama eğilimi içinde” şeklinde gözlemlerini ifade etti. Demokratik kamuoyuna biraz daha fazla sesini çıkarma çağrısında da bulunan Türkdoğan, AKP’yi etkileyebilecek olan muhafazakâr ve dindar kesimin de olanlara seyirci kalmaması gerektiğini belirtti.
Açlık grevine ilk giren grup açısından kritik günlere girildiğine işaret eden Türkdoğan “Bu insanlar her an ölüm tehlikesiyle karşı karşıyalar. Nitekim izlediğimiz cezaevlerinden gelen bilgiler, mahpusların sağlık durumlarının giderek kötüye gittiğini somut olarak ortaya koyuyor” ifadesini kullandı.
İmralı Hapihanesi kapatılmalı
İmralı Cezaevi’nde Abdullah Öcalan’a uygulanan tecridin bir an önce kaldırılması isteyen İHD Genel Başkanı Türkdoğan’ın düşünceleri şöyle: “Abdullah Öcalan’a uygulanan tecrit, zaten mevcut yasalara aykırı. Avukatlarıyla ve özellikle düzenli olarak ailesiyle görüştürülmemesi durumu, çok açık bir hukuk ihlali. Eğer Kürt meselesinde bir çözüm aranıyorsa ve bu çözüm barışçıl bir çözüm olacaksa, zaten Kürt tarafının en önemli aktörü olan Abdullah Öcalan ile müzakerelerin yapılması gerekiyor. Müzakere yapabilmeniz için de önce bunun koşullarını yaratmanız gereki- yor. Dolayısıyla ben bunun, İmralı hapishanesi gibi bir hapishanede sağlıklı yapılabileceğini düşünmüyorum. İHD bu hapishane açıldığı günden beri buranın kapatılması gerektiğini hep ifade ediyor.”
Hükümete adım atması konusunda çağrısını yineleyen Türkdoğan, “Bu kadar birbiriyle iç içe geçmiş sorunların açlık grevleri vesilesiyle bir an önce gündeme alınıp, çözülmesi noktasında siyasi iktidarın adım atması gerekiyor. Biz süreci yakından izlemeye devam ediyoruz. Umuyorum ki bu kritik günler fazla ilerlemez ve bir çözüm formülü gelişir. Bu konuda katkı sunmaya hazır olduğumuzu kamuoyuna sürekli ifade ediyoruz” dedi.
BETÜL KILIÇ / İSTANBUL