HDP Dış İlişkilerden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı ve Amed Milletvekili Hişyar Özsoy, Öcalan’a uygulanan tecridin yasal olarak kalıcılaştırılmaya çalışıldığını belirterek, “Çok tehlikeli bir durum ile karşı karşıyayız” dedi.

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin boyutları her geçen gün artıyor. Öcalan’ın 9 Ekim 1998’de Suriye’den çıkarılmasının üzerinden 20 yıl geçti. Türkiye’ye getirildiği 15 Şubat 1999’dan bu yana İmralı F Tipi Yüksek Güvenlikli Cezaevi’nde tecritte tutulan Öcalan, avukatları ile 27 Temmuz 2011 tarihinden bu yana görüşemiyor. Avukatları bugüne kadar en az 752 kez görüşme talebinde bulundu, ancak tüm başvurular reddedildi. Son olarak ailesi ile 11 Eylül 2016 tarihinde yarım saatlik bir görüşme yapabildi.

Öcalan’ın avukatları tarafından 2008’de işkence ve kötü muameleyi içeren başvuru, geçtiğimiz hafta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce (AİHM) reddedildi. Öcalan’ın avukatları ve demokratik kitle örgütleri, bunun AİHM’in tarafsızlığına aykırı bir karar olduğuna dair eleştiriler yaparken, bir karar da Öcalan’ın bulunduğu İmralı Adası’nın bağlı olduğu Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan geldi. Öcalan’ın avukatlarının ve ailesinin yaptığı haftalık görüşme taleplerini her zaman klasik cevaplarla reddeden başsavcılık, bu kez de yıllar önce yaşanan durumlardan dolayı ‘disiplin cezası var’ diyerek görüşme talebini reddetti. Hem AİHM’in kararı hem de ‘disiplin cezası’nın aynı tarihlere denk gelmesi ve bu tarihlerin 9 Ekim Uluslararası Komplonun yıl dönümüne yakın olması, komplonun yenilenmesi olarak yorumlandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Dış İlişkilerden Sorumlu Eşbaşkan Yardımcısı ve Amed Milletvekili Hişyar Özsoy, AİHM’e yapılan başvurunun 2008’de işkence ve kötü muameleyi içeren bir başvuru olduğuna dikkat çekerek, mahkemenin bu başvuruyu esastan değil, teknik bir sorundan reddettiğini söylediğini, ancak bunun taraflı bir mantığı teşhir ettiğini vurguladı.

 

AİHM skandallara imza atıyor

Özsoy, AİHM’in Roboski kararının de yine böyle bir gerekçeyle reddedildiğini hatırlatarak, şunları kaydetti: “Bir kağıt geç ya da eksik gitti diye 34 insanın hunharca hayatını kaybettiği bir olayın başvurusunu teknik bir gerekçeyle reddettiler. Tabi sayın Öcalan’ın durumu biraz daha farklılık arz ediyor. En nihayetinde İmralı sistemi, bir uluslararası komplo sistemidir. NATO sistemidir. AİHM, son 2-3 yılda Türkiye ile ilgili verdiği birçok kararda gerçekten skandallara imza atmış durumda. Bu da onlardan bir tanesidir. Bu kararın takipçisiyiz fakat hukuki bir süreç var. AİHM’in aldığı bu kararları Avrupa Konseyi’nde sürekli olarak gündeme getiriyoruz.”

 

Yasal zeminle kalıcılaştırma

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin oturumlarının olacağını ve bu vesileyle de Öcalan’ın durumu ile ilgili 9 Ekim’de  (dün) HDP olarak bir etkinlik organize ettiklerini hatırlatan Özsoy, şöyle konuştu: “Bu etkinliğimize Eşbaşkanımız Pervin Buldan, İmralı’daki hükümlülerin yakınları ve hukukçular katılacaklar. Devam eden bu uluslararası komployu tüm platformlarda dile getirmeye çalışacağız. Çünkü bakınız, 10 yıl önce olan birtakım durumlardan dolayı şimdi disiplin cezası kararı veriyorlar. Bu çok ilginç bir meseledir. Zaten 2011’den beri avukatları, 2016’dan beri de ailesiyle en ufak bir temas söz konusu değil. Bunları da akıl almaz, utanılması gereken ‘Koster bozuk’ gerekçeleriyle reddediyorlardı. Şimdi de disiplin cezasını çıkardılar. Yani bu ceza, 11-12 yıl sonra mı aklınıza geldi? Hukuken tecride bir zemin bulmaya ve yasal olarak kalıcılaştırmaya çalışıyorlar. Çok tehlikeli bir durum ile karşı karşıyayız.”

 

Siyasi vizyonundan korkuyorlar

Öcalan’ın durumunun basitçe bir insanın bir adada tecrit edilme meselesi olmadığının altını çizen Özsoy, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Orada tecrit altına alınan sadece bir insan değil, o insanın siyasetten müdahale edebileceği bütün imkanlara bir tecrit uygulanmaktadır. Tecridi etik, hukuki ve ahlaki boyutlarla sorgulamak yetmiyor. Bütün bunların ötesinde belli bir misyona ve güce sahip olan bir insanın siyasal vizyonundan korkulduğu için yoğunlaştırılmış bir tecrit durumunu yaşıyoruz.”

 

Kendilerini kandırırlar

Son zamanlarda tecride ilişkin kararların peş peşe gelmesinin kamuoyunun tecride karşı sesini yükseltmesinden kaynaklandığını belirten Özsoy, “Toplumun tepkilerini gördükleri için bu kez hukuki olarak görüşlerin mümkün olmadığını anlatmaya çalışacaklar. Disiplin suçu varmış gibi gerekçelerle bunu somut olarak görüyoruz. Bunlar Devlet-i Ali Osman, kaba tabiriyle bunlar da film ve fırıldak bitmez. Ama en fazla kendilerini kandırırlar. Çünkü bu tecrit siyasi açıdan çok fazla sürdürülemez bir durumdur” dedi. 

 

ANF/AMED

 
 

Tecrit edilen halkın iradesidir

   

Öcalan’a yönelik 9 Ekim 1998’de başlatılan Uluslararası Komplo 20. yıl dönümünde bazı kentlerde yapılan açıklamalarla kınandı.

HDP Grup Başkanvekili Fatma Kurtulan ve HDP milletvekilleri, 9 Ekim’in yıl dönümü vesilesiyle Amed’de bir açıklama yaptı. Kurtulan, “9 Ekim 1998 tarihinde başlatılan Uluslararası Komplo, Sayın Abdullah Öcalan’ın şahsında başta Kürt halkı olmak üzere Orta Doğu halklarının geleceğine dönük yapılan büyük bir müdahalenin de başlangıç tarihidir” diyerek, şöyle devam etti: “9 Ekim Komplosu Sayın Öcalan’ın Ortadoğu halklarının özgürlük mücadelesine ilham olabilecek düşüncelerine karşı vurulan bir darbedir. Sayın Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasında rolü olan küresel ve bölgesel güçlerin tümü bugün Suriye’de bulunmaktadır. Uluslararası Komplonun failleri bugün Ortadoğu’da yaşanan savaş cehenneminin de müsebbibidir.”

Basit bir hukuki mesele değil

Uluslararası komplonun, aynı zamanda Türkiye halklarına kurulan bir tuzak olduğunu vurgulayan Kurtulan, tecridin de özgür yaşam seçeneğine saldırı niteliğinde olduğunu söyledi. Kurtulan, şunları belirtti: “İmralı mutlak tecridinin politik boyutunu basit bir hukuki meseleye indirgemeyi, salt hukukileştirme ve teknikleştirme anlayışını reddediyoruz. İmralı zindanında tutsak edilen aslında Türkiye’nin barışıdır ve tecride alınan bir halkın iradesidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine ve evrensel insan haklarına aykırı olmasına rağmen tecrit politikasını olağanlaştıran ve görmezden gelen CPT’nin son kararı komplonun uluslararası olma niteliğini bir kez daha haklı çıkarmıştır. İmralı’daki mutlak tecrit, esasen toplumun tamamına uygulanıyor. Öcalan’ın üzerindeki mutlak tecrit bir an önce son bulmalıdır.”

Faşizmin zincirini kırmış oluruz

Kurtulan, İmralı’da geliştirilen ağır tecridi kırmanın, halkları kuşatan faşizmin zincirini de kıracağını vurgulayarak, şunları dile getirdi: “9 Ekim Uluslararası Komployu bir kez daha lanetliyor ve protesto ediyoruz. Sayın Öcalan’ın özgürlüğü için mücadele etmenin Türkiye halklarının kardeşliği ve barışı olduğunu ısrarla vurguluyoruz. Sayın Öcalan’ın üzerindeki tecridi kırmak ve özgürlüğünü sağlamak için vicdan ve sorumluluk sahibi, demokrasi ve barış kaygısı olan her kesime çağrıda bulunuyoruz.”

 

AMED

 
 

Avukatlara 753. ret

 

Öcalan’ın avukatlarının, görüşmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı 753’üncü başvuru da reddedildi.

Öcalan’ın avukatları Cengiz Yürekli, Mazlum Dinç ve Muhdi Öztüzün’ün müvekkilleriyle görüşmek için Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’na yaptığı 753. başvuru reddedildi. Avukatların, görüş başvurusu, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Bursa 1. İnfaz Hakimliği’nin 6 Eylül 2018 tarih ve 2018/4526 sayılı kararı ile 5275 Sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun gereğince hükümlüler hakkında getirilen kısıtlamalardan dolayı reddedildi. Avukatların 27 Temmuz 2011’den bu yana yaptığı 753 görüşme başvurusu “hava muhalefeti”, “koster bozuk”, “koster onarımda” ve “OHAL” gibi gerekçelerle reddediliyor.

 
 

Öztüzün:Halk kırabilir

   

Öcalan’ın halkların bir arada yaşamasını içeren ‘Demokratik Ulus Projesi’nin hedeflendiğini belirten avukatlarından Muhdi Öztüzün, “Tecridi ancak halklar kırabilir” dedi.

 Öcalan’ın avukatlarından Muhdi Öztüzün, uluslararası güçler ve Türkiye’nin uyguladığı tecrit olarak ikiye ayırdığını söyledi. Öztüzün, 9 Ekim ve 15 Şubat komplolarının bugün için yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek, şöyle devam etti: “Komplo başarısız oldu mu veya devam ediyor mu? Tecrit bugün nasıl sona erdirilebilir? Bu konuları ele almamız gerekiyor. 9 Ekim komplosunun en önemli nedeni, küresel kapitalizmin Büyük Ortadoğu genişletilmiş hali ile Avrasya Anadolu Ortadoğu Projesidir. Bu projeye ise sadece Öcalan ve lideri olduğu hareket engeldi. O yüzden onun görüş ve önerilerini hareketinden koparmak istediler. Çünkü Öcalan’ın teori ve pratiği demokratik ulus üzerine kuruluydu. Halklara kan ve gözyaşı getiren uluslararası güçlerin projesine yalnızca Öcalan’ın ‘Demokratik Ulus Projesi’ engeldi. Çünkü bu proje halkları bir arada tutma, birlikte yaşama, yaşatma projesidir. Bu onlara engel olacak tek proje olduğu için komplo ve tecrit bugün de sürüyor.

Bugün tecrit iki türlü devam ediyor. Birincisi, uluslararası güçlerin tecridi sürdürme niyetidir. Az önce de belirttiğim gibidir. Halklara kan ve gözyaşı getiren uluslararası güçlerin projelerinin önündeki tek engel demokratik ulus projesidir. O yüzden son AİHM kararı ile birlikte Türkiye’ye tecridi sürdürün demek ile eş anlamlıdır. Türkiye, İmralı sürecinin başlaması ile birlikte sadece gardiyan rolünü üstelenmektedir. Türkiye kendi çıkarları doğrultusunda yer yer sadece tecridin derecesini değiştirmiştir. Milliyetçi oylara sarıldığı zaman tecrit artırılmıştır. İşte bugün olan da budur.”

Halka yeterince anlatamadık

Gelinen aşamada tecridi ancak halkların sona erdireceğini vurgulayan Öztüzün, “Bugüne kadar tecridi ve komployu Türkiye halklarına ne kadar anlatabildik. Bunu konuşmamız ve tartışmamız gerekiyor. Kanaatimce Türkiye halklarına özellikle de Türk halkına tecridi anlatmakta sınıfta kaldık. Batman’da yaşanan son olayda yaşamını yitiren 8 askerde yine gördük ki tecrit sona erdiğinde artık yoksul emekçi halkın çocuklarının ölmeyeceğini anlatamamışız. Oysaki çözüm sürecinde gördük, ölümler yaşanmadı. Sadece Türk halkına değil Kürt halkına da yeterince anlatamadık. Uluslararası güçlerin tecridi sürdürmekte rolü vardır. Bugün bu güçler yeni önderlikler yaratmak derdindeler, bunu da Kürt halkına anlatmak zorundayız” dedi.

Uluslararası güçlerin pazar arayışlarında olduklarını vurgulayan Öztüzün, “Bugün Ortadoğu’da kendilerine yedeklenmiş bir Kürt hareketi istiyorlar. YPG, PYD’nin kendilerine yedeklenmesini istiyorlar, oysaki bu hareketler kendilerine Öcalan’ı referans alıyorlar. İşte bu da komployu ve nedenini açıklıyor. Bu tecridi yalnızca halklar kırar. Biz avukatlar ise rutin başvurular dışında ne yapabiliriz, konuşmamız ve tartışmamız gereklidir. Tecrit kalkarsa savaş sona erebilir ve bunu da ancak halklar kırabilir” görüşünü savundu.

 

MERSİN