İnsanlar inşaya katkı sunmak için gruplar halinde geldi. Avrupa’dan elektrikçi, marangoz kadınlar bile köye gelip çalışmak istediklerini belirtiyordu. Proje gelişip şekilendikçe toplumda heyecan arttı, herkes ‘bir taş da benden olsun’ diyerek katkı sundu. Böylece en zor anlar bile üstesinden gelinen, zevkle yapılan işlere dönüşebiliyordu.

Rûmet HEVAL

Kendi kökleri üzerinde yeşeren Rojava Kadın Devriminin mekanında yürürken tarih yol gösterdi bize. Bazen bir tanrıça heykeli, bazen bir köyün adı, bazen bir şiir, çîrok, kadınların bedenindeki deqler, evlerin önündeki simgeler… Kadın isimlerini taşıyan köylerden geçtik, Gundê Selma, Xezalê, Xatunê, Xizne, Hermel, Tuz Ana, Derin Ana, Cirn Ana, Kaya Ana, Kırk Kızlar, Kız Tepesi, Gozeltepe ve daha nicelerini gördük. Hepsinin bir tarihi dokusu, bilinci vardı ve hayallerimize olanak sunuyordu.

Bir grup arkadaşla başladık hayalimizi inşa sürecine. Proje, aynı zamanda nasıl yaşamalı sorusuna verdiğimiz bir cevap olacaktı. Rojava Devriminde emeği olan herkesin ilgiyle takip ettiği, görüşünü paylaştığı, heyecanlandığı bir proje olarak mutlulukla karşılandı. Kısa zamanda çoğaldık. Zengin ve alternatif düşüncelerle katılımlar arttı. Tasarladığımız kadın köyünün ekolojik olması, dolayısıyla ekolojik ekonomiye dayanacak olması, geçim kaynaklarının tarımcılık, ziraatçılık, kadının el emeği ve düşünce üretimine dayalı olması çok olumlu karşılandı.

Köyün mimarisinin betonarme evlerden ziyade kerpiçten, tek katlı, geniş avlulu ve havadar olması tercih edildi. Zira bu konuda yeterince tecrübe ve bilgi birikimine sahiptik. Yerleşimcilerin hem komünal yaşayabileceği hem de çocuklu kadınların çocuklarını rahat büyütebileceği, rahat kullanım alanlarının olduğu kompleks modeller değerlendirildi. Ayrıca her evin kendi bahçesinin olması, her ev yerleşimcisine mevsim ihtiyaçlarını karşılayabilecek toprak parçasının ayrılması, komünal yaşam ihtiyaçlarını karşılayabilecek öz yeterlilik temelinde ziraat, tarım, bahçecilik için alan ayrılması, köy mimarisini destekleyecek ağaçlandırma çalışmalarına ağırlık verilmesi yönünde tartışmalar somutlaştı. Henüz tartışma aşamasında köyün kurulacağı alan belirlendi ve inşaya ağaçlandırma çalışması ile başlandı.

Köyün yaşam sistemi ve inşa tartışmalarının yanı sıra çocuklara ilişkin projeler de ele alındı. Okul sistemi tartışılırken geniş bahçeli ve sınıfların yuvarlak ve çocukların okuma zevkini geliştirecek temelde olmasına dikkat edildi. Çocuklar için ayrıca oyun alanı, sosyal etkinlik ve yetenek kazanacak ihtiyaçların karşılanmasına önem verildi. Köy evleri aynı hizada birbirine bakacak şekilde ve köye duvar olabilecek şekilde tasarlandı, orta alan ise çocukların oyun alanı olarak belirlendi.

   

Köyde 30 ev ve okul sisteminin yanı sıra ‘Aşnan’ adıyla fırını, ‘Kız kardeşimin dükkanı’, ‘Şifajin’ adıyla doğal tıp merkezi ve ve ‘Jinwar Akademisi’ inşa edildi. Ekolojik yaşam alanının ihtiyacını karşılayacak hayvan sayısına göre hayvan barınağı da eklenince, köy modelimiz 30 hane, kurumları ile beraber 50 yapı olarak netleştirildi ve hemen akabinde bir sembol seçimine gidildi. Doğurganlığı, bereketi ve bilgeliği temsil eden Şahmaran’dan elinde nar bulunduran tanrıça Kupapa’ya, Atargatis’den bereket tanrıçası Aşnan’a kadar hikayesi olan birçok sembolü taradık ama en fazla Hermel’de takılı kaldık. Siyah topraklı höyüklerde yetişen, Kürt, Arap, Süryani, Ermeni, Çeçen halklarının günlük kullandığı şifa otu; kötü düşüncelerden arındırdığına inanılan ve 200’den fazla hastalığa derman olan hermel bitkisi ile sembolü bizi cezbetti. Bu simge Jinwar’ın beyaz zeminli bayrağında yer buldu.

Herkes ilk taşı yerleştirmek için bomboş araziye akarken bir yandan da köyün adı üzerinde tartışmalar yürütüyordu. Köye varınca isim de netleşmiş oldu. Kadının yaşam alanı anlamına gelen Jinwar; diğer adıyla Warê Jinan…

İnşaa süreci için malzeme tespiti, pazar fiyat araştırması, gerekli ulaşım araçları, yol yapım çalışmaları tartışması devam ederken kerpiç yapım süreci başlatıldı. Kerpiç için emekçi, bilge kişilere başvuruldu. Çalışmaya ilgi duyan akın etti mekanımıza. Çok dilli, çok kültürlü gruplar köyün doğasına uygun buluştu, kaynaştı. Dil ve yaşam kültürünün birbirini tamamlayan ahengi o kadar doğal, o kadar heyecan vericiydi ki birbirimizin dilini bilmediğimizi bile unuttuk. Mimik, el kol işareti ve kolektif çalışma tarzıyla kaynaştık. Bazen toprağı uzaktan getirmek durumunda kaldık, birlikte taşıdık, bazen sapları harmanlayıp saman yaptık, bazen sırtımızda, kucağımızda taş taşıdık.

En zor işleri ziyarete gelen konuklarımızla birlikte aştık. Avrupa’dan gelen misafirlerimiz kerpiçleri yağmurdan korumak için üstünü örterken, Arap kadınlar onların çamura çakılan arabalarını itmeye çalışıyordu. Uzakta olup durumumuzu merak edenler telefonla destek olmaya çalışıyordu. Böylece en zor anlar bile üstesinden gelinen, zevkle yapılan işlere dönüşebiliyordu. Yerel yönetimler bir çağrı, bir davetiye beklemeden ihtiyaç duyduğumuz malzemeleri getirip bıraktı. Kurumlar, inşaya katkı sunmak için gruplar halinde geldi. Avrupa’dan elektrikçi, marangoz kadınlar köye gelip çalışmak istediklerini belirtiyordu. Daha bir kadın köyü oluşturulmadan yaşamın güzel olacağına inanan kadınlar vardı. Proje gelişip şekilendikçe toplumda heyecan arttı, herkes ‘bir taş da benden olsun’ diyerek katkı sundu.

Hiçbir an boş geçirilmedi. Dinlenmek için çay içerken, yemek yerken, yaşanan sorunlara çözümler geliştirilmeye çalışıldı. Her ortamda birlikte çalışmayı daha iyi nasıl geliştirebileceğimizi tartıştık. Belki Kürtçe’de kullanılan “tekîliyên bi nan û xwêy” deyimi, Jinwar’la birlikte yeniden güncellendi. Her şeyini paylaşan ve hesapsızca birlikte üreten bir ilişki tarzı yakalandı.

10 Mart 2017’de inşasına başlanan kadın köyü, 25 Kasım 2018’de kapılarını yerleşimcilerine ve emekçilerine açtı. Daha inşa süreci devam ederken bile köye yerleşme başvurusunda bulunan kadınlar, yapımı biten konutlara yerleşmeye başlamıştı. Ve oturdukları mekanın açılışını da kendileri yaptı.

Jinwar kadınları, kendisini demokratik esaslar temelinde birbirinin haklarını gözeten, herkesin çalışmaya katılabileceği bir mekanizma ile yönetmek istedi. Böylece Jinwar kadın meclisi tartışmaları başlatıldı. Köye yerleşen her kadın köy meclisinde yer alabilir, yaşamı planlayabilir. Jinwar kadınları fırında, ortak mutfakta yemek yapıp birlikte yiyebilir. Okulda, akademide, doğal tıp alanında, ziraat ve tarım çalışmalarında, hayvan besleme çalışmalarında, basında, diplomasi de, sözcülükte yer alabilir. Çocuklarını birlikte büyütebilir, gelen heyetleri karşılayabilir, dükkanı kendi ürünleri ve ihtiyaçları temelinde işletebilir. Eğitim ve sohbetlerini akademide yapabilir; kadın ve yaşam, eş yaşam, kadın ve ahlak- güzellik, kadın ve ekoloji, kadın ve ekonomi, kadın ve tarih, kadın ve sağlık-doğal tıp üzerinde tartışmalarını, bilgilerini paylaşabilir. İhtiyaçlarını dışardan karşılayabilir, aile ziyaretlerine gidebilir, akraba ve tanıdıklarını burada karşılayabilir, ağırlayabilir fakat akşamları erkekler köyde kalamaz.

Kadınlar kendi hikayelerini birbirlerine anlatırken her kadının yeni bir zamana yolculuk ettiği gözlerinden okunabiliyor. Yaşam tartışmalarının sonunda her bir kadın, “İyi ki varız, iyi ki birlikteyiz, iyi ki buradayız. Her kadın grubu kendisi için böylesi alanlar ve köyler düşünebilir, yapabilir” mesajını tüm kadınlara veriyor.

Jinwar, Kürt, Arap, Ermeni, Çerkes gönüllü ve emekçi kadınların katıldığı ortak emek çalışması olarak kendini var etti. Jinwar, tarım arazilerinin hemen kenarında çorak bırakılmış, yazın hayvanların otlandığı çocukların oynadığı taşlık ve çok kurak bir alanda inşaa edildi. Bu toprak parçası var olduğundan bu yana ilk defa böyle bir inşa sürecini yaşadı ve kendi toprağından, taşından, suyundan evlerin inşaası gerçekleşti. Ayrıca ulusların harmanlandığı bu alanda kültürler harmanlandı. İnançlar daha da güçlendi. Bu toprağa ayak basan herkes kendisinden bir şeyler katmanın sevincini yaşadı. Kadınlar kendi küllerinden kendilerini yaratıp, kimliğini oluşturdu.