Nereden geldiği belli olmayan ve ne olduğu belli olmayan bir virüs. Aslında her ne kadar medya virüsün vahşi hayvan pazarından yayıldığını ifade etse de bu bilgi yüzde yüz doğru değil.
Çin medyası Ocak ayında virüsün vahşi hayvan satan pazardan yayıldığını, hükümet kanalları yoluyla, paylaştı. Daha sonra ise 1 Aralık’ta virüse yakalanan insanların hayvan pazarıyla uzaktan yakından ilgisinin olmadığı anlaşıldı. Peki nereden geldi bu yeni coronavirüsü? Bazı kaynaklar yarasa ve kediden geldiğini iddia etti. Bazıları Çin halkının sevdiği özellikle de Wuhan kentinde bulunan nehirde yaşayan bir balık türünden geldiğini söyledi. Hatta bazı teorisyenler bunun bir tür biyolojik saldırı olduğunu iddia etti. Son teori her ne kadar komplo teorisi gibi dursa da insanın aklına olamaz mı sorusunu getirmiyor değil! Bilinen kesinlik ise henüz virüsün nereden geldiğinin bilinmemesi…
Ocak ayıyla beraber ölümlerin ve vaka sayısının kişilerde artması sonrası bir anda dünya gündemine oturdu. Bu neydi? İnsanları öldüren ve hala aşısının olmadığı ve mutasyon geçirme olasılığı olan korkunç gizemli bir virüs. Evet yeni coronavirüsünün ilk adı ‘Gizemli’ virüstü. Daha sonra belirtilerinin SARS coronavirüsüyle benzerlik gösterdiği keşfedildi ve bu virüse de yeni coronavirüsü denildi. SARS ise yine Çin’de ortaya çıkmış, 2002-2003 yıllarında 29 ülkede 774 can almış, 50 ülkeden fazla 8 bin 96 kişide görülmüştü.
Yeni coronavirüsü de SARS virüsüne benziyordu; halsizlik, öksürük, burun akıntısı, nefes almada zorlama yani aslında grip…
Ama zamanla bu gripli hal bir süre sonra akciğere zarar vererek kişiyi zatüre edip öldürüyordu. Peki bu ölümcül hastalığın tedavisi var mı? Virüse yakalanan yüzden fazla kişi kurtarılsa da şimdiye kadar görülen vaka sayısının 10 binin üzeri, ölü sayısının da yüzlerle ifade edildiğini düşündüğümüzde aslında bu rakam coronavirüsünün tedavi ihtimalinin zayıf olduğunu gösteriyor. Tabii erken teşhis bu olasılığı arttırıyor…
1.4 milyarlık dev Çin kapatıldı. Özellikle de Hubei bölgesi. Bu bölgenin nüfusu 50 milyondan fazla ve karantina altına alındı. İktidar kentin kontrolünü kaybetmemek için bölgeye askeriye dahil binlerce personel gönderdi. Kentler şimdi sıkı denetim altında. Bu gibi durumlarda ülke yöneticileri genelde kontrolü kaybeder. Ülke zıvanadan çıkar. Ucunda ölüm var. Çin yönetimiyse işi başından itibaren sıkı tutarak kentlerin kontrolünü elden bırakmadı. Başbakan Xi Jinping virüsü iblis ilan etti. Evlerinde mahsur kalan yurttaşlar direniş nameleri atıyor, evlerinden şarkılar söylüyor, devrim marşları okuyor… Aslında bu bir savaş hali durumu gibi. Kime karşı verildiği belli olmayan bir savaş…
Virüs, gelişmiş ve gelişmemiş ülkeler dahil, dünyanın 6 kıtasına yayıldı. Amerika Birleşik Devletleri, Britanya, Almanya, Rusya, Hindistan, Kamboçya, Vietnam, Malezya ve diğerleri... Dünya Sağlık Örgütü (WHO) 30 Ağustos’ta uluslararası acil durum ilan etti ve gelişmemiş ülkeleri uyardı. Yani sağlık hizmetleri iyi olmayan ülkeler dikkat etmeli. Dünya örgütlenmeli ve birbirine yardım etmeli diye de ekledi. Global kriz virüsün gelişmemiş ülkelerde yayılması demek aslında milyonlarca insanın ölebilme olasılığının ve virüsün daha da fazla yayılması demek. Şimdi herkes korkuyla bekliyor. Ne olacak?
Aslında global dünyanın global sorunları işte. Sorun bir yerden başladı mı tüm dünyayı yakıyor. Ekoloji, sağlık, savaş, kıtlık herkesin sorunu. Virüs de öyle bir şey işte. Şimdi dünya virüsün mutasyona uğramadan ve Çin dışına yayılmasını engellemeye çalışıyor. Çin için ise durum çok vahim. Virüs Çin’in her bölgesine ulaşmış durumda.
Peki şimdi ne olacak? Aslında kamuoyu Çin için tam bir alarm durumunda. Sınırlar kapatıldı, ticaret durdu, uçak seferleri iptal edildi, devletler vatandaşlarını tahliye etti. Ve herkes aşı arıyor. Uzmanlardan gelen açıklamalar ise aşının 6 ay ile 2 yıl arasında bulunabileceği yönünde…
Aslında dünya halkları biraz da alıştı bu duruma ne de olsa 10 yılda bir en az bir virüs dünya gündemine oturuyor. Bu virüs alarmıyla birlikte son 10 yılda 5 farklı virüsten kaynaklı 6 defa uluslararası sağlık krizi ilan edildi.
Bu virüsün farkıysa bir anda tüm Çin’de görülmesi ve mutasyona uğrama tehlikesi. Yani mutasyona uğrarsa aşısı bulunsa dahi herkeste etki yapmayacak. Mutasyona uğrayan virüse özel yeni bir aşı geliştirilmesi gerekecek yani kısır döngü. Diğer kaygılı noktaysa milyar nüfusu olan Çin’de etkili olması ve ölüm vakalarının daha da artış gösterebilme ihtimali. Dünya gündemini bu kadar çok meşgul eden virüsün bilinçli nüfus politikasını azaltma girişimi miydi yoksa doğal yollarla ortaya çıkan bir virüs müydü? Elbette ilkini söylemek eldeki verilerle komplo teorisinin ötesine geçemeyecek.
Asıl bombaysa yine Türkiye’den geldi. Aksaray ve İstanbul’da coronavirüsü vakaları sonrası sağlık yetkilileri virüsün olduğunu reddederek her hastanın taburcu edildiğini bildirdi. Bu gelişmeler ışığında 31 Ocak tarihindeyse CHP milletvekili ve gazeteci yayınladığı belgeyse İstanbul’da coronavirüsünü görüldüğünü ve neden açıklanmadığına dair hükümete sorular sordu. Tabii hükümet kanalı da bunu reddederek direkt Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Çinli bir çocuğa teşhisin konulduğunu, fakat bu durumun doktorun yanlışlığına bağladı. Ayrıca doktora soruşturma açıldı. Bakan bunu ülkeyi karıştırmak için bilinçli yapıldığını da ifade etti. Komik değil mi ya da acı mı? Neyse… Aslında AKP’nin klasik tutumu. Ülkede ortaya çıkan her gelişmeden halkı bilgisiz bırakmak istemesi. Baskıyla bilgi akışının önüne geçmesi.
Şimdilik durumun vahameti ortadayken ismini paylaşmak istemeyen bir kadın ise İzmir’de conavirüsünün bir can aldığını ama ne ailenin ne de başkasının bu durumu paylaşamadığını “yukarıdan” tehdit edildiklerini söyledi. Hayatını kaybeden genç kadının isminin Beliz olduğunu ve İzmir Pegasus çalışanı olduğunu ve bir yaşında da çocuğunun olduğunu söyledi. Tüm ısrarlarıma rağmen bu bilgiler dışında bilgi veremeyeceğini söyledi. Aksaray, İstanbul, Çinli Çocuk, İzmir, Beliz…
Ne o yoksa artık ölmekte mi yasak!
Aklıma George Orwell’in “1984” kitabı geldi. Korku hükümdarlığının hüküm sürdüğü varolmayan ya da olan ülkede haber kaynağı kirli her şey kontrol altında tutuluyordu. Kitapta yine kaybedilen savaşlar kazanılmış gösteriliyor. Ekonomik kötü gidiş her şey yolunda en iyisi biziz diye propaganda ediliyordu. Ülke lideri dünya lideriydi. Yöneticiler halkın ne duymasını istiyorsa onu veriyordu gerçekliğe ulaşanları bir şekilde susturuluyordu..
Dedim ya kitaptı işte..
İzmir virüsü iddiası doğruysa ve bir kişi hayatını kaybettiyse ve bu da toplumdan gizlendiyse…