BERİVAN ALTAN/MA

Mehtap Sakinci Coşgun: “Gelinen noktada biz kesinlikle çıkacak sonuçla ilgili o salonları terk etmeyeceğiz. Biz öfke, isyan, acı duygusuyla baş başa kalacağız belki ama vazgeçmeyeceğiz.”

Ankara Gar Katliamı davası bugün Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Ankara’daki katliamda eşi avukat Uygar Coşgun’u kaybeden avukat Mehtap Sakinci Coşgun, davanın başından bu yana birçok hukuksuzlukla karşı karşıya kaldığını anlattı.

Coşgun, duruşmalara oğlu Sarp ile katılmaya çalışıyor. Eşini kaybettiğinde iki yaşında olan oğlu Sarp şimdi 5 yaşında. Hem oğlunu büyüten hem de katliamın faillerinin yargılanması için mücadele eden avukat Coşgun, şöyle konuştu: “Soruşturmadan yargılamaya, yargılamadan mütalaaya kadar kötü bir süreç işletildi. Kötü bir yargılama diyoruz çünkü dosyada gelinen noktada bir sürü faili olan, gerçek failleri firari olan ve her şeyden önce kamusal sürecin içine girmediği, sadece bu işin piyonlarının tamamının bile değil bir kısmının yargılandığı bir süreçte maalesef karar aşamasına gelinmiş bir dosyadan bahsediyoruz.”

Öfkemiz bitmez

Katliamda yaşamını yitirenleri anmadan yargılanma sürecine kadar sürekli devlet erkiyle karşı karşıya kalmak zorunda olduklarını kaydeden Coşgun, anmalarının engellendiğini ve son olarak ise kurdukları derneğin kapatılmakla yüze yüze olduğunu ifade etti. Katliamdan geri kalanlar olarak kendilerini tarifsiz üzgün ve öfkeli olarak tanımlayan Coşgun, acılarını, öfkelerini ve adalet taleplerini tarif edecek kelime bulamadı. Öfkelerinin geçecek ya da bitecek bir öfke olmadığını anlatan Coşgun, öteledikleri duygularla yaşamaya devam ettiklerini anlattı.

Aileler olarak mücadele edeceğiz

Yaşamını yitiren aileler olarak mücadele yürütmelerinin ilk reaksiyonun dernek kurmak olduğunu söyleyen Coşgun, derneklerinin hala tam anlamıyla kapatılmadığını, hukuki sürecin devam ettiğini vurguladı. Önümüzdeki duruşmanın karar duruşması olma ihtimaline yönelik kaygılarını dile getiren Coşgun, karar çıksa bile firari sanıklar için yıllarca sürecek bir durumla karşı karşıya olduklarını da belirtti. Coşgun, buna karşın aileler olarak dernek ya da vakıf olarak mücadeleyi yürütme kararlılığında olduklarını kaydetti.

Savaşa hazırlanır gibi

Duruşmalarda nasıl güçlü kalabildiklerini Coşgun, şöyle anlattı: “Her 2 ayda bir duruşmalar yapılıyor. Başta haftanın 5 günü duruşmaların yapıldığı bir süreçten geçirdik. İnanır mısınız değişik bir duygudayız biz. Böyle savaşa hazırlanmış, 2 ay boyunca gücünü toplamış ve duruşma günü o zaman diliminde geceden uyumadan, il dışından geliyorsa o kilometreler gözüne gelmeden, ekonomik durumu yoksa bile paralarını denkleştirip gelerek katılıyoruz. Karşısındaki kişinin ne kadar çabalayarak ne kadar büyük zorluklarla geldiğini görüyor. En motivasyonsuz aile bile bunu görünce hemen kendini toparlıyor.”

İnsan kalacağız

Aileler olarak artık birbirlerini çok iyi tanıdıklarını aktaran Coşgun, her tanımada ise ne kadar kıymetli insanların yaşamını yitirdiğini öğrendiklerini ve bunun kendilerini bir kez daha kahreden bir süreç yaşattığını anlattı. Her duruşma öncesi adliye önünde bir araya geldiklerini ve birbirlerine sıkı sıkı sarıldıklarını söyleyen Coşgun, aralarında ise, “2 ay oldu özlemişim” gibi diyaloglar geçtiğini belirtti.

Ailelerin birbirleriyle olan bağını “Herkes birbirini özler çünkü herkes birbirini sever” diyerek tanımlayan Coşgun, konuşmasına şöyle devam etti: “Biz insan olmayı ve birbirimizi sevmeyi öğretiyoruz. Sorumluların yargılanmasını istiyoruz ama intikam alma duygusuyla hareket etmiyoruz. Hep bir umudu yeşerttiğimizden her şeye rağmen biz insan kalacağız dediğimiz için belki de başka bir moralle giriyoruz duruşma salonlarına oraya girdiğimiz zaman kimse birbirinin önüne geçmeye çalışmıyor. Hiç kimse avukatların çalışmasını olumsuz etkileyecek bir çizgide hareket etmeyi istemiyor.”

Nereye götürürlerse götürsünler

Duruşmalarda bazen tansiyonun yükseldiğini de vurgulayan Coşgun, bizzat ailelerle görüşmeye gittiğini ve onlara, “İnanın biz de aynı şeyi yapmaya çalışıyoruz ama yapmıyoruz iç hukuk yollarını tüketmemiz gerekiyor. Mahkemenin başka bir yere naklinin önüne geçmemiz gerekiyor. Zaten amaç Türkiye’nin en ücra bir yerine atmaktı, göndermekti. Çünkü diğer duruşmaların başına geleni biliyoruz. Bir Suruç bir Diyarbakır örneğini biliyoruz” dediğini söyledi. Son duruşmada “adalet” diye haykırdıkları ve savcı kararını alkışlarla protesto ettikleri için duruşmanın Sincan Cezaevi Kampüsü’ne taşındığını anımsatan Coşgun, nereye götürürseler götürülsün aileler ile birlikte gideceklerini de sözlerinde ekledi.

O sanıklarla yüzleşmek istiyoruz

“Sanırım biz sanıkları görmek istiyoruz” diyen Coşgun, neden görmek istediklerini ise şu sözlerle anlattı: “Orada sanık yoksa daha da usulün parçası gibi hissedeceğiz. Yani bu kadarını bize yapmak zorundalar. Türkiye Cumhuriyeti yargısı o sanıkları o salona getirtip bizimle yüzleştirmeleri gerektiğini düşünüyoruz. Ama hiç kolay değil. Sanıkların bize küfür ettiği, bizi tehdit ettiği, bizim cenazelerimize bazen ‘leş’ dediği, bazen dini bir takım jargonlar kullanarak bizi rencide etmek, bizi ötekileştirmek istediği süreçler yaşadık. Belli bir metanette olmak çok kolay değil. Bunu da zaman zaman çok yüksek tansiyonlarla geçirdik. Bir anne ‘ben bunlarla aynı havayı soluduğum için ıstırap duyuyorum ama buna rağmen burada olmaya devam edeceğim’ demişti. Gerçekten de böyle. Çok boyutlu baktığımız zaman 10 Ekim ailelerinin, yaralılarının gösterdiği  bu duruşun tarihi bir duruş olduğunu da düşünüyorum. Bundan sonraki bütün yargılamalarda örnek olacağını düşünüyoruz.”

O salonları terk etmeyeceğiz

Soma davasında verilen adaletsiz karara atıfta bulunan Coşgun, “Gelinen noktada biz kesinlikle çıkacak sonuçla ilgili o salonları terk etmeyeceğiz. Biz öfke, isyan, acı duygusuyla baş başa kalacağız belki ama vazgeçmeyeceğiz. Biz hiç bir zaman bu yargılama bir an önce bitsin bu süreci bir an önce bitirin adaleti sürüncemede bırakıyorsunuz, demedik. Bir an önce karar verirse lehimize olur duygusuyla hareket etmedik. ‘Gerekirse onlarca yıl geliriz ve bu salonları doldururuz ve bu güç en sonuncumuz vazgeçinceye ya da ölünceye kadar devam eder. Ama adalet sağlansın yeter ki’ dedik”  diye konuştu.

Biz biliyoruz

Son duruşma günü yaşadıklarını da anlatan Coşgun, “Savcı esas hakkında mütalaa dediğinde ‘hayır, yapmayın. Esas hakkındaki mütalaaya daha süreç gelmedi’ dedik ama mahkeme ‘ben esas hakkında mütalaaya geçeceğim yapacak bir şey yok. Ne söylerseniz söyleyin’ deyim yerindeyse ‘ağzınızda kuş tutsanız bile ben bu süreçten geri dönmeyeceğim’ dedi. Bu yüzden mahkemenin bu tavrına bu yaklaşımına karşı verecek karar lehe çıkacak mıdır? Asla. Biz bunu biliyoruz. Soma’da yükselen adalet çığlıklarını biz görürken kendi dosyamızla ilgili de çok farklı bir şey düşünmedik. Bu ülkede yüzün üzerinden insan öldürüldü. 303 insan öldürülmüş. Bunlara cinayet denilmiş. Çok önemli değil” diye anlattı.

Kararı kabul etmeyeceğiz

Mahkeme kararında “Örgüt suçlaması yani salt örgüt üyesidir” şeklinde cezayı en alttan verebilme ya da yasanın gösterdiği ceza oranını en aşağıya çekebilmek gibi bir durum olduğuna dikkat çeken Coşgun, şunları söyledi: “Bu zaten başlı başına bu zamana kadar tutuklu kalan sanıkların hükümle birlikte serbest bırakılmaları anlamına geliyor. Bize daha dün parmaklarını sallayarak tehdit  eden bir kısım sanık belki de kararla birlikte serbest bırakılacak. Böyle bir senaryoyu bile açıkçası düşünmek dahi istemiyoruz. Mahkeme çok daha rahat ben bu kararı veririm duygusunda. Mahkeme heyetinin vereceği nihai kararı da kabul etmeyeceğiz. Bütün itirazlarımızı da yapacağız. En büyük cevabı da yine büyük bir katılımla biz vereceğiz.”

Adalet mücadelesinin neferi olacağız

Adaletin herkes için gerekli olduğunu ifade eden Coşgun, kendilerinden sakınan adaletin en acı tarafının ise bu ülkede adalete olan inancın yıkımına neden olması olacağını kaydetti. Tüm bunlara rağmen asla umutsuzluğa kapılmayacaklarını belirten Coşgun, “Bu ülkede hiçbir şey kolay elde edilmiyor. Ama biz sonuna kadar var gücümüzle elimizden geldiğince dilimiz döndüğünce de bu sürecin takipçisi ve bu adalet mücadelesinin bir neferi olmaya devam edeceğiz” diye konuştu.

Katliamı AKP yaptı

10 Ekim Ankara katliamında 103 özgürlük ve barış insanının Türk devleti ve DAİŞ'in ortaklaşa gerçekleştirdiği katliamda yaşamını yitirdiği dava 31 Temmuz, 1 ve 2 Ağustos tarihinde Ankara'da görülecek. Mahkeme katliamı hızlıca bitirerek üzerini örtme telaşında.

103 kişinin katledildiği Ankara katliamına ilişkin dava 31 Temmuz-1, 2 Ağustos tarihlerinde Sincan Cezaevi Kampüsü'nde görülecek. Türkiye tarihinin en büyük politik katliamlarından biri olan 10 Ekim Ankara katliamı, 7 Haziran seçimlerinden sonra 1 Kasım seçimlerine doğru "400 vekil vermezseniz kaos olur" diyen Türk devletinin önce 20 Temmuz'da Suruç'ta 33 genci katledilmesine giden sürecin bir devamı niteliğinde. Bu nedenle 1 Kasım seçimlerine doğru halkta "kaos" korkusunu geliştirme hedefinin önemli bir adımı olarak ele alınabilir. Nitekim mahkeme süreci bunu doğrulayan bir dizi veriyi içinde barındırdığını açığa çıkardı.

Bir çok ilden, Sıhhiye Meydanı'nda yapılması planlanan Barış mitingine katılmak için Ankara'ya gelen binlerce kişi tren garı önünde toplanmış, burada meydana gelen saldırıda 103 kişi hayatını kaybetmişti.

Her şey önceden biliniyordu

10 Ekim 2015 tarihinde gerçekleştirilen canlı bomba saldırısına dair yargılamada, savcı Adnan Gümüş 12-13 Haziran'da görülen duruşmada mütalaasını açıkladı. Şimdiye kadar 50 duruşması yapılan 19'u tutuklu 36 sanıklı davada, iddianamenin kabul edilmemesi gerektiği üzerinde ısrarla duran müşteki avukatlarına rağmen savcı, 9 sanık hakkında 101 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis, sanıklardan bir kısmına 'örgüt üyesi olmak' ve bir kısım sanığa da 'patlayıcı madde bulundurmaktan' ceza istedi.

Türk İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişlerinin, emniyet görevlileri hakkında hazırladığı ön inceleme raporunda, Ankara Emniyeti'ne Suruç katliamının ardından istihbarat yağdığı ve Ankara'nın da istihbarat bilgilerinde saldırı girişimi olabilecek yerler arasında olduğu ortaya çıkmıştı. Bu nedenle kalabalık alanlar, miting ve gösterilerde ek tedbirler alınması yönünde çok sayıda uyarılar yapıldığı da raporda yer aldı.

Sonradan çıkan detaylarla birlikte bombacıların kimlik bilgilerine kadar aslında istihbarat toplandığı ancak gerekli önlemin alınmadığı anlaşıldı. Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı'nın 10 Ekim katliamının gerçekleştiği sabah TEM Daire Başkanlığı'na aralarında bombacı Yunus Emre Alagöz'ün de bulunduğu 3 ismin sansasyonel eylemler yapabilecekleri yönündeki 'gizli' ibareli yazısı sonradan dosyada yer aldı. Ancak yazı patlamadan sonra Ankara TEM Şube Müdürlüğü'ne iletildi.

Suç duyurularının tamamı reddedildi

Cumhuriyet Savcılığı tarafından 28 Haziran'da tamamlanan iddianame Ankara 4'üncü Ağır Ceza Mahkemesi'nce 12 Temmuz 2016'da kabul edildi. Kamu görevlileri hakkında avukatlar ve ailelerce yapılan suç duyurularının tamamı reddedildi. Polisler hakkında soruşturma açılmasına ise Valilik izin vermezken, Başbakan, İçişleri Bakanı, MİT Müsteşarı, Emniyet Genel Müdürü ve diğer kamu görevlileri hakkında yapılan suç duyuruları da kabul edilmedi.

Katliamdan 8 gün sonra yakalama kararı

7 Temmuz 2016 tarihinde ortaya çıkan bir belgede DAİŞ yöneticilerinden 'Ebu Enes' kod ismini kullanan Deniz Büyükçelebi'ye ilişkin Yunus Durmaz'dan elde edilen bilgilerde Büyükçelebi'nin hem katliam öncesi hem de sonrasında takip edildiği ve Türkiye'de bulunduğu ortaya çıktı. Örgütün üst düzey sorumlularından olan ve takip edilen Büyükçelebi hakkından Ankara katliamından 8 gün sonra Ankara 3'üncü Sulh Ceza Hakimliği'nce yakalama kararı çıkarıldı.

Alpfidan serbest bırakıldı

Sanıklardan Suphi Alpfidan'ın canlı bombaları Ankara'ya getiren araca eskortluk yaptığı belirtilen araçta parmak izi bulunan ve tutuklu sanıkların tamamı tarafından tanınan Suphi Alpfidan'ın 4 Mart 2016 tarihinde Almanya'dan Türkiye'ye giriş yaptıktan sonra gözaltına alındığı, sorgusunun ardından yurtdışı yasağı konularak serbest bırakıldığı basına yansıdı.

Deliller süpürüldü

30 Eylül 2017 tarihinde dosyada elde edilen görüntülerde ihmalin görüntülerine ulaşıldı. Katliamın faillerinden Yunus Emre Alagöz ve Halil İbrahim Durgun'un katliamı günü sabah saatlerinde, Ankara Gölbaşı'nda bindikleri taksiden indikten sonra Meclis Dikmen Kapısı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nın olduğu kavşaktan, İsmet İnönü Bulvarı boyunca, Meclis Çankaya Kapısı yönünde yürüdükleri görüntülere yansıdı. Buradan başka bir taksiye binen bombacılar, Hipodrom Caddesi ve Kazım Karabekir Caddesi'ni kesen kavşak yani TCDD Genel Müdürlüğünün yanındaki yolda indikleri görüldü.

Diğer yandan, olay yeri inceleme görüntülerinde, delillerin tümü toplanmamışken belediye ekiplerinin patlama alanında temizlik yaptığı tespit edildi.

Katliamın organizatörü Türe

21 Kasım 2017 tarihinde kamuoyuna katliamın firari sanığı Edremit Türe'nin, El-Kaide üyesi olarak emniyet tarafından 2012 yılında takibe alınmasına rağmen yakalanmadığı duruşmalar devam ederken kamuoyuna yansıdı. O dönem Suriye'den Kırıkkale ve Kırşehir'e gelip gittiği tespit edilen ancak gözaltına alınmayan Türe, katliamın organizatörlerinden biri olarak aranıyor.

İlhami Balı'nın askerlerle ilişkisi

DAİŞ'in Türkiye ayağında önemli bir konumu olan İlhami Balı'nın Antep'te yürütülen soruşturma dosyaları Ankara'daki Gar katliamı davasına girdi. Bu dosya içinde Antep Emniyeti'nin Balı hakkında düzenlediği fezleke de çıktı. Fezlekeye göre Antep polisi, Balı'yı 4 Haziran-4 Kasım 2014 tarihleri arasında dinledi, fiziki takibe aldı. Bunun sonucunda Balı'nın 997 adet tapesi oluşturuldu, 19 adet takip yapıldı. Bunlarda Balı'nın hastane ziyaretleri yaptığı, yaralı DAİŞ'lileri hastanelere sevk ettiği gündeme geldi. Balı'nın Kilis Ağır Ceza Mahkemesinden gelen tapelerinde Temmuz 2015'ten Eylül 2015'e kadar sınır geçişlerini organize ettiği anlaşıldı. Balı'nın askere "Buralardan bir isteğin var mı?" diye sorduğu ve askerin Balı'ya "Şıhım" diye hitap ettiği görüldü.

Hatay 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nden gelen dosyadaki Ahmet Güneş, DAİŞ'in firari sanıklarından. Hatay İl Emniyet Müdürlüğü Olay Yeri İnceleme Müdürlüğü'nün 6 Temmuz 2017 tarihindeki uzmanlık raporuna göre, olay yerinden elde edilen bomba düzeneği üzerinde parmak izi çıktı. Metal plakalar üzerine sarılı şeffaf koli bantları yapışkan yüzeylerinden Ahmet Güneş'in 2, yine firari olan Ömer Deniz Dündar'ın da 4 adet parmak izi belirlendi. Ayrıca firari sanık Ömer Deniz Dündar hakkında da canlı bomba yeleklerinden çıkan parmak izi nedeniyle 6 Temmuz 2017 tarihinde hakkında tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkarıldığı son olarak dosyaya giren deliller arasında yer aldı.

DAİŞ emiri Durmaz neden yakalanmadı?

Katliamın planlayıcısı olan ve polis baskınında kendini patlatan DAİŞ emiri Yunus Durmaz'ın yakalama kararına rağmen sadece fiziki ve teknik takibe alındığı ortaya çıktı. Durmaz'ın 2014 yılına kadar izlendiği, bu süreçte Genç Ensar ve Genç Müslümanlar Derneği'nde yürüttüğü örgütsel faaliyetlerden evinde yürüttüğü faaliyetlere kadar her şey bilinmesine rağmen yakalanmadı. Durmaz hakkında, İstanbul 16'ncı Ceza Mahkemesi tarafından çıkarılan yakalama kararına rağmen, Antep Emniyeti ve Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bu kararın yerine getirilmediği anlaşıldı.

AB istihbaratı: Talimat AKP'den

Oysa daha sonra basına Ankara katliamının birkaç gün sonra Avrupa Birliği'nin istihbarat birimi EUINTCEN'in AB içindeki en üst düzey karar mekanizmalarına gönderdiği 'çok gizli' kayıtlı bir istihbarat raporunda yer aldığı açığa çıktı.

Raporun ''Değerlendirme'' başlığı altında 20 Temmuz 2015'te Urfa'nın Suruç ilçesinde Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) mensubu göstericileri hedef aldığı anlaşılan, 33 kişinin ölümü 109 kişinin yaralanmasına yol açan DAİŞ saldırısı ile Ankara katliamı arasında 'devamlılık' bağı kuruluyor.

Raporda, ''10 Ekim 2015 Ankara terör saldırısı, AKP'nin IŞİD militanlarını bizzat görevlendirmesi sonucunda gerçekleşti...'' denilerek AKP ile katliam arasındaki ilişkiye dikkat çeken ifadelere yer verilmişti.

Hedefte Yüksekdağ da vardı!

''Ankara bombacılarının hedefinde ESP de vardı. ESP'nin kurucuları arasında HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ da bulunuyordu. Ankara saldırısı, 1 Kasım'da tekrarlanacak parlamento seçimleri için yapılan yoğun seçim kampanyaları ve hükümetin PKK'ye yönelik sürmekte olan şiddetli askerî harekâtları sırasında gerçekleşti.

''Suruç ve Ankara saldırıları arasında benzerlikler bulunmakta. Her iki bombalı saldırıda da kalabalıklara yönelik polis koruması yetersizdi ya da hiç yoktu. Her iki mitingde de ESP bulunuyordu. İki miting de Kürtlerle ilgiliydi. Hem Suruç hem de Ankara saldırısında süpheli IŞİD'di..." denilen katliam AB istihbarat raporlarına böyle yansıyordu.

Katliam aydınlatılmalı

Ankara katliamı davası mahkemenin delilleri halının altına süpürme çabalarına karşın aileler, avukatlar ve demokratik kamuoyu tarafından dikkatle izleniyor. 31 Temmuz, 1 ve 2 Ağustos tarihleri arasında görülecek duruşma adalet arayışına bir kez daha tanıklık edecek. Baştan sona gerçeklerin, katliamı planlayan ve organize  açığa çıkarılması ve yargılanması halkın temel beklentisidir.

ANKARA