Kürt sorununun çözümünde, Kürt tarafı, Hükümet’te olduğu için AKP’yi muhatap alıyor. Yani “çok sayıda muhatap arasından” AKP’yi seçmek söz konusu değil. Hükümet’te kim varsa, onunla “müzakere masasına” oturuluyor. Bu da doğal.
Cemaat’in bu durumda tutumu ne?
Cemaat sözcüleri defalarca açıkladılar: Cemaat Öcalan’la ve PKK ile masaya oturmaya karşı. O nedenle Oslo’da KCK ile Hükümet adına masaya oturan MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ı, Cemaat’e yakın olduğu söylenen polis ve yargı tutuklamaya kalkıştı. Bu tutuklama gerçekleşseydi “çözüm sürecinden” bugün hiç kimse söz bile edemeyecekti. Şimdi de, aynı yoldan yürüyor, “Öcalan ve KCK ile müzakere edenlere” karşı benzer operasyonlar yapıyor…
Buradan çıkan sonuç nedir?
“Cemaat’in şimdi başlattığı operasyona” karşı AKP’yi, “müzakerenin selameti” için desteklemek mi?
Siyasi deneyimden yoksun herhangi bir insan, bu durumda, dün “lanetlediği” AKP’nin yanına doğru sürüklenebilir. Bu vahim yanlışı önlemek için sorulacak olan soru şudur:
“Cemaat, neye dayanarak çözüm sürecini sabote edebiliyor?”
Yanıt çok açıktır:
“Çünkü AKP, çözüm sürecinden çözüm çıkmasını önlüyor, müzakerenin müzakere haline gelerek, sonuç alınmasını sürekli geciktiriyor… AKP böyle yaptığı için de, yalnız Cemaat değil, Ergenekoncular da, milliyiteçiliğin bütün varyantları da, CHP de, MHP de, AKP tarafından sürekli ‘pamuk ipliğine’ bağlı tutulan çözüm sürecini bir ‘fiske’ ile yıkmanın mümkün olduğunu görüyor; onlar biliyorlar ki, sonuca ulaşmadığı sürece çözüm sürecini yıkmak, devlet kararlarına dönüşen kararlar alınamayan müzakere masasını havaya uçurmak mümkündür…Bunu görüyorlar ve gereğini yapıyorlar…”
Şimdi düşünelim:
Eğer PKK Önderinin inisiyatifi ile başlayan çözüm sürecinde somut sonuçlar alınsaydı, bu sonuçlar devlet kararları haline getirilseydi, bugün yaşanan rezillikler yaşanır mıydı? Ta Amerikalardan düğmeye basılan operasyonlar yapılabilir miydi? Gever’de Kürdün kanını dökmeye kim teşebbüs edebilirdi? Diyarbakır’daki mahkemeler Anayasa Mahkemesi kararını “iplemeyen” bir “Anayasa suçu” işlemeye cesaret edebelir miydi?
Örneğin, müzakere sürecinde “Kürtler de tıpkı Türkler gibi bir halktır, Türkler eğer milletse, Kürtler de tıpı tıpına millettir, Kürtlerin de Türkler gibi bir ana dili vardır, Türklerin ‘kendi devletini kurma’ hakkı nasıl var idiyse ve bu hakkın gereği yerine getirilerek Türkiye Cumhuriyeti bir ‘Türk devleti’ olarak kurulduysa, Kürtlerin de bu hakkı vardır ve fakat (“Allah razı olsun ve şükürler olsun” demeniz gerekir) Kürtler bu haklarını bir iç savaş yoluyla, ayrılarak kullanmak yerine Türklerle birlikte yaşama kararı verdiler, o nedenle de özerklik talebi analarının ak sütü gibi onların hakkıdır” diye bir karar alınmış ve bu karar resmi devlet kararı haline gelmiş olsaydı…
Cemaat şimdi olduğu gibi “reform yap ama PKK ile ve Öcalan’la müzakere etme” diyebilir miydi? Hangi Cemaatçi, ya da hangi ABD “servisi” böyle bir karar alan Hükümeti “devirmeye”, tüm Kürdistan’ın ayaklanmasını göze alarak kalkışabilirdi?
Provokasyon ve operasyonlar, AKP Hükümeti “çözüm sürecini” tıkadığı için, kendisine uygun ortam buluyor. Demek oluyor ki, Cemaat’in bugün başlattığı saldırıya karşı Hükümeti “körlemesine destekleyenler” aslında Cemaatin saldırılarının ortamını desteklemiş olurlar.
Evet…Cemaat’e de, ABD’ye de “fırsatı“ veren AKP’dir. O nedenle AKP’ye “destek vermek”, Cemaat’e ve ABD müdahalelerine destek vermek demektir.
Kendi düşen ağlamaz. Çözün bu sorunu yıkılmaktan kurtulun… Çünkü çözümün arkasında dağ gibi Kürdistan’ın bütün parçaları var!
Çözmeyen yıkılacak çözen kurtulacak
AKP Hükümeti, PKK Önderi Öcalan’ın ve KCK’nin, aynı zamanda BDP ve HDP’nin “müzakere ortağı”.