Çözüm olanaklarının bittiğini düşündüğümüz yani tarihin radikal çıkışlara gebe anlarının klişe isyanıdır "sözün bittiği an" tanımı. Oysa "henüz yapılabilecek bir şeyler olduğunu" düşündüğümüz an, isyanımıza rağmen, çözümün tükenmediğini de kabul ettiğimiz anlardır. 

Barış ve Çözüm süreci de "Açılım" sürecinin akıbetine uğradı. Kürt Cephesi, atılamayacak sanılan adımları bile cesaretle atmasına rağmen, Devlet Cephesi atılabilecek adımların bile hiçbirini atmayıp, yürütülmek istenmeyen trenin yürüdüğüne inandırılmamız için sallayıp durdu treni. Önce büyük umutlar, coşkulu beklentiler yarattı sürecin ilanı; sonra yavaş yavaş "mış gibi" görünen eylemcikler "çözüm adımı" gibi pazarlanmak istendi. Seçimlere hafta kala, Kürt Özgürlük Hareketi’ni kuşatmak için tutuklanmış olan KCK’liler ve rehin alınan Avukatların bazılarının AKP seçim yatırımı bağlamında serbest bırakılması bir lütuf gibi sunulmak istendi. 

Bir kez daha kanıtlandı ki AKP Devleti’nin ne kalıcı bir barış, ne özgürlük istemi vardır. 

Kürt Özgürlük Hareketi’nin barış, özgürlük ve demokratikleşme için attığı adımlar kesinlikle doğru bir yaklaşım, cesur bir karar ve değerli bir girişim idi. Bir parça vicdana, azıcık bir onura sahip hiç kimse, savaşan güçlerden birinin barış için atacağı küçücük bir adımı bile önemsiz göremez. Bu nedenle Kürt Özgürlük Hareketi’nin böylesine acımasız, ilkesiz ve ahlaksız bir devlete rağmen, bu süreçte attığı bütün adımlar insanlığın onurudur ve tarih bunu böyle yazacaktır. Ama aynı tarihin AKP Devleti’nin bütün insanlığı onursuzluğa mahkum etmeye çalışan çabalarını da kalın harflerle kayda geçireceğine şüphe yoktur.

***

AKP’nin çıkardığı yasalarla, bir diktatoryal sistemi adım adım inşa etmeye çalıştığı açıktır. Devlet hiçbir adımında dürüst davranmamış; diktatörlüğünü geliştirmeye yönelik olarak attığı her adımı halklara: "sürecin gereği" diye yutturmaya çalışmıştır. Kimileri, farklı algılardan yola çıkarak, devletin adımlarını abartılı bir biçimde değerlendirirken, hassasiyetler noktasında hareketi durağanlığa itecek yaklaşımlar içinde oldu. Kimileri, "devletten bir şey beklenmez" nihilizmi ile "savaş… ille de savaş" diye dayattı. Oysa sürecin mimarları olan Kürt halkının siyasal irade güçleri, kırk yıldır savaşmakta oldukları Türkiye Cumhuriyeti devletini çok iyi tanımakta idiler. 

Bilinmesi gereken şey şudur: "Umudun olmadığı yerde, görev, umudu yaratmaktır." 

Kürtler ve onların müttefikleri, barışın tesisine yönelik kararlarını devlete güvenerek dillendirmediler elbette. Rojava örneğinde olduğu gibi, halkların birlikte yaşam ilkesi üzerine oturtulmuş bir gelecek projesinin gerçekleştirilmesi ideali, onların yaklaşımının ana dinamiği idi. Bölgenin şeriat istemli tekçi-gerici devlet anlayışına karşı bütün din ve inançları karar organlarında buluşturup bütünleştiren bir toplumsal sözleşme onların temel yaklaşımı idi. 

Bugün dünyada var olan siyasal güçlerin bütünü Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin geleneksel yaklaşımı olan ırkçı-saldırganlık ve savaşta ısrarını bir kez daha görmüştür. Buna karşı, Kürt Özgürlük Hareketi’nin bir barış ve özgürlük hareketi olduğu gerçeği de bir kez daha sergilenmiştir. Ama unutmamak gerekir ki özellikle Lozan’ı hazırlayan bu güçler, Kürt halkının barışçı geleneğini dün de çok iyi bilmekte idiler. Türkiye Cumhuriyeti sömürgeciliği ile çıkar temeline oturtulmuş ilişkileri, onların körlüğünün tek nedeni idi.

***

Seçimlerin değerlendirilmesi sürüyor. HDP ve BDP’nin geleceğine ilişkin kararlar önümüzdeki günlerde belirlenecek. Yasal açık alan çalışmasında herkesin kendince bir şeyler istediği, "netleşme için gerekli olan bir belirsizlik" görünümü var sanki. Büyük kaşiflerin yeteneklerinin temel anlayışıdır: "Bulunmayan yerleri bulman için, önce kaybolman gerekir." Açıktır ki BDP ve HDP tam da bu büyük adımın arifesindedir. 

Özgürlükçü bir siyasal anlayışın, kitle çoğaltmak için İslami kitleleri yönelmek gibi AKP’yi Fethullah’ı çağrıştıran, politik anlamda çok da ahlaki olmayan anlayışlarından tutun da BDP’yi HDP içerisine sokarak yeni bir algı kargaşası yaratabilecek önerilere kadar çok sayıda öneri önümüzdeki günlerde tartışılacaktır. 

Unutmamak gerekir ki, Kürt halkının siyasal yapılanması ve kitlesel desteği artık özgürlük için önüne dikilen bütün engelleri aşabilecek bir güce erişmiştir. Kürt halkı bu gelişimi kendi başına, halkının önceliklerini dillendirerek, büyük bedeller ödeyerek, kendi çalışmasıyla elde etti. HDP’nin de bu büyük tarihten doğru dersler çıkararak, kendi örgütlenmesini, kardeşlerinin desteği ile birlikte ama kendi çabasıyla, Batı halklarına yönelik politik programlarını netleştirip belirleyerek, Batı’nın devrimci, demokrat, emekçi, farklı din ya da inançlardan bütün sosyal kesimlerini kucaklayacak bir Barış,  Özgürlük ve Demokrasi Cephesi yaratması gerekir. Bu gerçekleştirildiği takdirde, Anadolu-Mezopotamya halklarının bütününün özgürlükçü mücadelelerine gerçek anlamda destek sunabilmesi de mümkün olacaktır.

Çok bilinen bir sözdür: "Dökme suyla değirmen dönmez!"