Özgürlük Hareketi, Kürt kelimesini dile getirmenin suç sayıldığı bir dönemde ortaya çıkmıştı. O günkü koşullarda yaşanan zulüm, inkar ve işkenceler, Kürt hareketini doğurdu ve gençler dağa çıkmaya mecbur kaldılar. O dönemde büyük risk ve bedelleri göze alarak, nice zorlukları göğüsleyerek, imkansızlıklardan imkanlar yaratarak, küçük gruplarla başlayıp, kitleselleşildi ve bugünlere gelindi. Şimdi de barış ve çözüm mücadelesini aktif mücadele ile birleştirdi ve muhatabını masaya adeta zorla oturttu.

Zaten Özgürlük Hareketi’nin savaşı, en baştan beri bir barışı sağlayarak özgürlük ve demokrasiyi inşa etmek içindi. Kuşkusuz hiç kimse savaşa ve silaha aşık değildi. Hareketin özü buna terstir. Ama zulme ve sömürüye karşı her zaman karşı çıkıldı ve çıkılacaktır. Çünkü o, bir insanlık hareketidir. 

Tarihten günümüze dek hiçbir özgürlük mücadelesi maalesef sancısız ve bedelsiz olarak başarıya ulaşamamıştır. Mevcut rejimler yüzünden, bedel ödenmeden bir şey elde edilemiyor. Keşke olabilseydi. Demokratik olmayan bir  ülkede, devletin kendisi gençleri şiddete teşvik etmekte. Hele hele kaba işkenceler, imha ve inkar yöntemleri devreye girince, bunun karşıtı bir hareket, doğal olarak, kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.

Özgürlük Hareketi, hiçbir zaman alternatifsiz ve çözümsüz kalacak bir hareket değildir. Her an olabilecek olasılıklara karşı hazır olmakla beraber, dönemin ve koşulların gerekleri ve ihtiyaçları ne ise onu uygulamakta ve herkesten de buna cevap olabilmeyi beklemektedir. Böylesi süreçlerin ruhuna uygun bir mücadeleyi yürütmek için gereken ahlaki gereklikleri önüne koymakta. 

Nasıl savaşta her yönüyle özgücüne dayanmışsa, bugün de barış ve çözüm için yine kendi özgücüne güvenmekte. Bu yüzden, biz de karşı tarafın bir adım atmasını beklemektense, barışın aktif militanı olup, sonuç alıcı olmayı hedeflemeliyiz. Kürt Halk Önderi, “Barış mücadelesi, savaştan daha zordur” der. Nitekim barış, kendiliğinden gelmez, mücadele edilerek elde edilebilir.

Bu konuda sonuç alıcı olmayı hedeflemeliyiz. Büyük bir moral ve heyecanla yüklenmeli ve dönemin gereklerini iyi tespit etmeliyiz. Büyük bir sorumluluk ruhuyla mücadele etmek gerekir. Sayın Öcalan’ın özgürlüğü başta olmak üzere, toplumun özgürlüğü ve talepleri için barış fedaisi olmalıyız. PKK’nin silah bırakmasını tüm adımların önüne koymak; atı, arabanın önüne koymak gibi bir şeydir. Silahlı mücadeleyi zorunlu kılan koşulları ortadan kaldırmak, silahı bırakmayı kendiliğinden getirecektir zaten. 

Çözüm mücadelesi verebilmek için de aktif bireylere ihtiyaç vardır. Dönemin havasına ve ihtiyaçlarına uygun ve yankı yapabilecek demokratik eylemler yapmak gerekir. Barış, herkesin geleceğini ilgilendiren, belirleyen ve herkese lazım olan hayati bir durumdur. Ahlaki ve vicdani bir sorumluluktur. Bir ülkede sömürü, zulüm ve kaos varsa, hakim güçler de hiçbir zaman özgür olamazlar. Onun için demokrasi ve barış herkese gereklidir. Barışı inşa etmeli ve öz savunmayla korumalıyız. Öz savunması olmayan bir inşanın kalıcı olmasının garantisi yoktur. 


4 nolu T Tipi  Cezaevi