• Bugün Kürdistan Bölgesi için çözüm; Demokratik Birlik Hükümeti programıyla siyasi birliği sağlamak, diğer parçalardaki Kürt yapılarıyla demokratik ulusal birlik temelinde ortak bir stratejik program oluşturmaktır. Güney Kürdistan için bu birlik, başta Bağdat ve Tahran olmak üzere bölge ulus devlet merkezlerinin siyasetine karşı durmanın tek yoludur. 

HÎWA HEMRÎNÎ

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Kürt sorununun çözümünde “devlet tuzağı”na sürekli dikkat çekmekte, Kürt ulus devletçiliği ile demokratik uluslaşma arasındaki farkı vurgulayarak şu uyarıyı yapmaktadır: “Bir Kürt devletinin oluşması destekçileri için bir risk değil hatta bir rahatlama da yaratabilir. Ancak bu haliyle bir karşı devrimci silaha dönüştürülme ve tüm bölgeyi bir ateş çemberine çevirmek için kullanılma ihtimali göz ardı edilemez.”

Sınırlarla bölünmüş, ekonomik olarak bağımlı ulus-devletçikler (Filistin ve Kıbrıs örnekleri) halkların özgürleşmesinden ziyade emperyalist müdahalelere ve iç çatışmalara açık kalıcı istikrarsızlık alanları üretmektedir. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Kürdistan coğrafyasında da benzer bir "ayrı devlet" veya klasik ulus-devlet formülünün aranmasının yeni bir Filistinleşme süreci yaratacağı tespitini yapar. Mevcut dört devletin (Türkiye, İran, Irak, Suriye) sınırları içinde veya kıyısında kurulacak küçük, egemen bir ulus-devlet, ne bölgesel sorunları çözer ne de Kürt halkının özgürlük talebini karşılar; aksine yeni hegemonik güçlerin elinde oyuncak olmaya mahkûm, çatışma üreten birer operasyon üssüne dönüşür. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın paradigması, Kürdistan olgusunu bu dar ulus-devlet kalıplarının dışına çıkaran bir stratejidir.

Yeni bir merkez-çevre ilişkisi

Sayın Öcalan bu stratejik program çerçevesinde Kürtlerin ve Kürdistan’ın, ulus devlet merkezleriyle (Ankara, Şam, Bağdat ve Tahran) ilişkisini de yeniden düzenlemektedir. Tarih boyunca, özellikle 20.yüzyılda hep sömürgeci merkezlerden Kürdistan'a yönelen soykırım-tasfiye-asimilasyon politikalarına karşı, çubuğu terse bükerek Kürtleri örgütlü güçleriyle bu merkezlere taşımaktadır. Merkez-çevre ilişkisini çevre lehine yani Kürdistan lehine dönüştürmektedir. 20. yüzyıl boyunca ulus-devlet sisteminin temel mekanizması, Ankara, Bağdat, Şam ve Tahran gibi merkezi rejimlerin sürekli olarak Kürdistan’ı çevre, bir asimilasyon alanı ve sömürü hedefi olarak görmesiydi. Merkezden çevreye doğru akan bu tek yönlü tasfiye, inkar ve imha politikaları, Kürt varlığını sürekli savunmada tutan bir hegemonik akılla yürütülüyordu. Sayın Öcalan’ın geliştirdiği stratejik hamle, bu klasik merkez-çevre hiyerarşisini kökten tersine çeviren devrimsel bir nitelik taşımaktadır.

Asimilasyon aygıtını dönüştürme

Ulus-devlet merkezlerin Kürdistan'ı eritme politikalarına karşı, Kürdistan'ın tüm merkezleri (Türkiye, Irak, Suriye, İran) içeriden demokratik dönüşüme uğratma iddiası devreye sokulmuştur. Ankara'nın, Bağdat'ın, Şam'ın ve Tahran'ın krizleri karşısında Kürt Özgürlük Hareketi'nin sunduğu "Demokratik Ulus" ve "Demokratik Cumhuriyet" projeleri, bu merkezlerin kaderini belirleyen ana eksen haline gelmiştir.

Ortadoğu’da Sykes-Picot sınırlarının aşınma süreçleri, ABD’nin bölgedeki askeri ve siyasi güvenlik şemsiyesini kademeli olarak kaldırırken Bağdat merkezli merkeziyetçi eğilimlerin giderek artması, Kürdistan Bölgesel Yönetimi açısından yapısal bir sıkışma yaratmaktadır. Bu çok katmanlı kriz tablosu, Sayın Öcalan’ın ulus-devletçi kalıpları reddeden "Demokratik Entegrasyon" ve "Demokratik Birlik" paradigmaları ışığında analiz edildiğinde, Güney Kürdistan için hem ciddi riskler hem de yeni jeopolitik imkanlar barındırmaktadır. Bunları temel başlıklar olarak vurgularsak; Bağdat’ın bütçe, petrol gelirleri ve güvenlik denetimini tek elden toplama hamleleri, 2005 Irak Anayasası’nın Kürdistan Bölge Yönetimi’ne tanıdığı federal yetkileri fiilen iptal etme riski taşımaktadır. Yani önümüzdeki dönemde Güney Kürdistan, Bağdat merkezli yeni bir hamle ile karşı karşıya kalabilir ve anayasanın aşınması süreci hızlanabilir. ABD ve Batılı koalisyon güçlerinin sahadan çekilme eğilimi, Güney Kürdistan’ı hem merkezi Irak ordusu ve Haşdi Şabi türevli yapılar hem de bölgesel aktörlerin (İran ve Türkiye) doğrudan baskısına daha da açık hale getirmektedir. 2024 Ekim ayında yapılan seçimlerin üzerinden neredeyse 2 yıl geçmesine rağmen halen Kürdistan Bölgesi Hükümeti’nin kurulmaması, Güney Kürdistan’da süren derin siyasal çelişkiler, var olan krizli durumu daha da tehlikeli hale getirmektedir.

2017 Referandumu

2017’deki bağımsızlık referandumu, Güney Kürdistan’ın siyasi tarihinde stratejik bir kırılma noktasıdır. O dönemde uluslararası ve bölgesel dengelere rağmen tek taraflı hamleyle yapılan oylama, Kerkük başta olmak üzere Kürdistan Bölge Yönetimi’nin elindeki birçok bölgenin kaybedilmesiyle sonuçlanmış ve Güney Kürdistan Bölgesi'nin merkezi hükümet karşısındaki jeopolitik hareket alanını daraltmıştı. Bugün, Sykes-Picot mimarisinin çözüldüğü ve ABD öncülüğündeki koalisyonun askeri varlığını sonlandırma takvimlerinin tartışıldığı süreçte (2026 sonbaharında dolan askeri mutabakatlar), 2017 referandumunun bıraktığı travmalar ve dersler güncel tablonun rengini doğrudan belirlemektedir. 2017’de referandum sonrasında Irak ordusunun ve Haşdi Şabi güçlerinin Kerkük ve tartışmalı bölgelere ani müdahalesi karşısında uluslararası aktörlerin sessiz kalması, Güney Kürdistan’ın etkinliğini zayıflatmıştı. ABD’nin güvenlik şemsiyesinin tümden çekildiği bir senaryoda ise, bu durum Kürdistan Bölgesi’ni ciddi bir varlık ve statü kriziyle karşı karşıya bırakacaktır.

Bağdat, Anayasal tasfiye peşinde

2017 sonrası petrol gelirlerinin merkezi yönetime bağlanması ve bütçe kesintileri, referandumun yarattığı ekonomik darbenin kronikleşmesine yol açmıştır. Bağdat şimdi bu zayıflığı "Tek Devlet, Tek Hükümet" politikasıyla anayasal bir tasfiyeye dönüştürmek istemektedir. 2017 deneyimi, klasik ulus-devlet kurma hayalinin bölgesel ve küresel güç dengeleri göz ardı edildiğinde halkı ve ekonomiyi büyük bir yıkıma sürüklediğini göstermiştir. Bu durum, "bağımsız devlet" retoriğinin gerçek anlamının yeniden tartışılmasını gerekli kılmaktadır ki Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tam da bunu yapmaktadır. 2017’de hedeflenen "bağımsız devlet" statüsü, bölgesel savaş ve ablukaları tetiklemişti. "Demokratik Entegrasyon" modeli ise Irak’ın federal yapısı içinde kalarak, anayasal hakların (2005 Anayasası’nın ruhuna uygun şekilde) tüm halkların ortak demokratik mücadelesiyle savunulmasını önerir. Bu, Bağdat’ın merkeziyetçi baskılarına karşı, Irak'ın bütününe demokrasi taşıyan bir programla karşı durmak demektir.

Ulusal Birlik en güçlü savunma kalkanıdır

Referandum sürecinde dış aktörlerin (ABD, İsrail veya Batı'nın) desteğine endeksli güvenlik mimarisinin ne kadar kırılgan olduğu görüldü. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın paradigmasının temeli olan halkın kendi öz örgütlülüğü, yerel ekonomisi ve toplumsal tabanı, dışarıdan gelebilecek darbelere karşı en sağlam kalkanı oluşturacaktır. 2017'deki yalnızlaşma, Güney Kürdistan’ın diğer parçalardaki (Rojava, Kuzey ve Doğu Suriye, Türkiye ve İran) Kürt ve demokratik muhalefet dinamikleriyle yeterince yatay bağ kurmamasından da kaynaklanmıştı. "Demokratik Birlik" perspektifi, bölgesel krizlere karşı tek bir merkeze veya partilere dayalı yönetimler yerine, halkların ortak demokratik cephesini öngörür. Bugün Kürdistan Bölgesi için çözüm; 2017 referandumunun yarattığı "ya hep ya hiç" ikilemindeki ulus-devlet hayaline kapılmak değil; Demokratik Birlik Hükümeti programıyla siyasi birliği sağlamak, diğer parçalardaki Kürt yapılarıyla demokratik ulusal birlik temelinde ortak bir stratejik program oluşturmak yine Irak ve bölgenin genelindeki demokratik muhalefetle ortaklaşmaktır.

Ortak ve Stratejik Bir Kürt Aklı

Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın "Kürt Ulusal Kongresi" ve "Demokratik Ulusal Birlik" eksenli çağrıları, Ortadoğu’da ulus-devlet temelli statükonun çözüldüğü ve dış müdahalelerin derinleştiği bu dönemde kritik bir stratejik eşiğe işaret etmektedir. Çünkü, geleneksel Kürt siyasetinde uzun yıllar boyunca egemen olan parça merkezli, dar ulusal çıkarlara veya parti-aşiret hegemonyasına dayalı rekabet biçimleri, bugün bölgedeki tasfiye ve sıkıştırma politikaları karşısında tükenmiş durumdadır. Kürtler arası birlik; coğrafi sınırları değiştirmeyi hedefleyen strateji ve ittifaklar yerine, her parçanın kendi yerel zemininde (Güney, Kuzey, Doğu, Rojava) demokratik sistemini kurmasını ve bu sistemlerin ortak bir Kürt aklında buluşmasını öngörür.

Bölgesel aktörlerin (Bağdat’ın merkezileşme hamleleri, Ankara ve Tahran’ın güvenlik stratejileri) Kürtlerin statülerini daraltmak veya tasfiye etmek için izlediği "böl-yönet" taktiklerine karşı en büyük cevap, ortaklaşmış bir stratejik akıldır. Toplanması hedeflenen Ulusal Kongre, partiler üstü bir çatı görevi görerek Kürtler arasında ortak jeopolitik tutumu netleştirmek ve bunu güvenceye alan bağlayıcı ilkeler koymak durumundadır. Yine; Bağdat, Şam, Ankara ve Tahran hükümetleri karşısında dağınık ve çelişkili aktörler olarak değil, ortak bir müzakere gücü ve diplomatik iradeyle durabilmeyi sağlamalıdır.

Ulusal Birlik ve Güney Kürdistan’ın konumu

Güney Kürdistan, sahip olduğu resmi anayasal statü, coğrafi imkanlar ve ekonomik birikim nedeniyle bu ulusal Kongre ve birlik sürecinde önemli bir sorumluluk üstlenmek zorundadır. 2017 referandumunun gösterdiği en büyük acı ders, tek başına ve bölgesel/küresel dengeleri okuyamayan hamlelerin ne kadar kırılgan olduğudur. Sayın Öcalan’ın çağrısı; Kürtlerin varlık ve statü mücadelesini dar bir milliyetçiliğe hapsetmeden, Ortadoğu halklarının ortak demokratikleşme hamlesinin merkezine yerleştiren bir stratejik ufuk sunmaktadır. Güney Kürdistan için bu birlik, Bağdat’ın asimilasyoncu ve merkezileştirici baskılarına karşı en güvenli ve kalıcı surdur. Bunun için Kürt halkı, kendi iç ilişkilerinde de demokrasi ilkesini uygulamak durumundadır. Kürt halkı ulus-devlet merkezleriyle demokratik siyasete dayalı bir çözümü hedeflerken kendi iç ilişkilerinde şiddete, parçacılığa ve çelişkiye dayalı bir siyaset izleyemez. Dolayısıyla Demokratik Kürt Birliği’nin geliştirilmesinin temel yolu demokratik müzakeredir. Özcesi; Her ulus devlette yaşayan Kürtler içinde yer aldıkları devletle demokratik müzakere temelinde sorunlarını çözerken, kendi aralarındaki birlik sorunlarını da demokratik müzakere ile çözmelidirler.

BİTTİ