
Anlaşılıyor ki Yalçın Akdoğan Kürt Halk Önderinin demokratik çözüm inisiyatifi temelinde gerilla güçlerinin sınır dışına çıkmasını 1999 yılındaki devlet aklı ve refleksiyle ele almaktadır. Kürt Halk Önderinin makul ve sorumlu yaklaşımını sanki PKK yenilmiş gibi değerlendirmektedir. Kandil’deki açıklamaya böyle sorumsuzca yaklaşması bunu anlatmaktadır. Artık bu danışmanın söylediklerini kendi kamuoyunun gazını alıyor biçiminde değerlendirmek yetersiz kalır. Çünkü süreci sabote edecek bir zihniyet ve yaklaşımla hareket etmektedir. Böyle yaklaşanlar 1999’dan sonraki siyasal ortamı değerlendirmemiş ve bugüne kadar şiddetli biçimde süren savaşın ve çatışmanın müsebbibi olmuşlardır.
Kürt Halk Önderinin mektuplarını, görüşme notlarını PKK yönetimi anlamıyor, ama aklı hep özel savaş için çalışan uğursuz ötüşlü Yalçın Akdoğan anlıyor! Buna bir çocuk bile güler. PKK yönetimi bu önderlikle kırk yıllık bir arkadaşlık ilişkisine sahiptir. Olay ve olgular karşısındaki reflekslerini en iyi bilecek durumdadırlar. Bizzat bu önderlik yoldaşları için “biz birbirimizin gözüne bakar, ne dediğimizi anlarız” der. PKK diyalektiğini ve önderlik gerçeğini gün gün bilmeyen biri Kürt Halk Önderinin söylem ve tutumlarını anlayamaz. Dolayısıyla Kürt Halk Önderini anlamayan ve kendini kandıran bu gibi kişilerdir. Bu Önderlik AKP’ye, dolayısıyla da başdanışmanlara benimle oyun oynamayın demiştir. Yalçın Akdoğan ve onun gibiler bu tür psikolojik savaşla Kürt Halk Önderi ve Kürt Özgürlük Hareketiyle oyun oynayacağını düşünüyorsa büyük yanılırlar. AKP ve danışmanları bir anda eşekten dönmüşe dönebilirler.
Türk devletinin şimdiye kadarki başarısızlığı Kürt Halk Önderini ve PKK’yi anlamamalarındandır. Genel geçer kalıplarla Önderlik ve bu hareket ele alınınca kırk yıldır hayal kırıklığına uğramaktadırlar. Bu Önderlik ve bu hareket kendi kendini kandıranları her zaman hayal kırıklığına uğratır. Bu açıdan bu danışmanı uyarmak istiyorum, eğer yaptığının farkında değilse bundan vazgeçmeli; farkındaysa bu yaptığı daha kötü bir durumdur. Kazandıklarını düşündükleri birçok şeyi kaybetmekle karşı karşıya gelebilirler.
Bu süreç alavere dalavere Kürt Mehmet nöbete gibi ele alınamaz. Eğer adına çözüm süreci deniliyorsa tabii ki Türk devletinin yapacakları vardır. Türk devletinin 90 yıldır süren gerilim, çatışma ve savaş zeminini ortadan kaldırması gerekir. Hiçbir söz vermedik, pazarlık yapmadık demekle bu zemin ortadan kaldırılamaz. Kürtler bir halk ve bir toplum olarak kabul edilecek ve toplumsal hakları da tanınacaktır. Özcesi Kürt varlığı tanınacak ve bir statüleri olacaktır. Demokrasi her yerde toplumsal hakları tanımakla gerçekleşiyor, gelişiyor. Her grup ve çevrenin özgünlüğünü, özerkliğini ve özgürlüğünü sağlamadan nasıl demokratikleşme olacaktır? Herkesi aynılaştıran bir vatandaşlık tanımıyla da bu sorun çözülemez. Özgünlüğünü, farklılığını, özerkliğini ve özgürlüğünü kabul ettikten sonra genel bir vatandaşlık tanımı anlam kazanır. O zaman herkes bir diğerinin kullandığı hakları kullanır. Türkçe eğitim oluyorsa Kürtçe eğitim de olur. Türk kimliğinin varlığı ifade ediliyorsa diğer kimliklerin varlığı da tanınır. İnanç özgürlüğü olacaksa –ki AKP en fazla buna vurgu yapıyor- o zaman Alevilerin de kimlik, inanç ve ibadet özgürlüğü tanınacaktır. Hıristiyan toplulukların da bu konuda tam özgürlükleri tanınacaktır. Yoksa özgürlükten sadece Türk ve Sünni olanlar yararlanacaksa, diğerleri bu farklılıkların özgürlüğünü yaşayamayacaksa o zaman demokratikleşme olmamış anlamına gelir.
Bu gerçekler dikkate alındığında bay danışman demokrasiden söz edecekse bu özgürlüklerle demokrasinin olacağını bilecektir. Yoksa hakim etnisite, hakim mezhep ve hakim cins söylemleriyle hiçbir gelişme olmaz. Zaten bu bay danışman bay olmanın üstün bakışıyla bu bakışını her alana yöneltmektedir. Zaten bu erkek bakışı nedeniyle Türkiye’de demokrasi gelişemiyor, her demokratikleşme dediklerinde bile üstte olmanın, üstünlüğünü sürdürmenin yaklaşımını gösteriyorlar.
Kandil süreci anlamamış, ama Yalçın Akdoğan anlamış! Nalıncı keseri gibi anlamış. Demokratik zihniyeti olmadığı için bu süreci de yine Kürtlerin aleyhine olarak anlıyor. Kürt sorunu çözülmeyecek, Kürtler hak elde etmeyecek, ama çözüm süreci olacak! Buna kargalar gülmez mi? Kürtler hiçbir haklarından vazgeçmezler. Kürt Halk Önderi de vazgeçmiyor; sadece yapıcı dil, üslup, yaklaşımla bir süreç içinde bu sorunun çözümünü hedefliyor. Özellikle gerillanın Medya Savunma Alanlarına gidişini bu çözüme zemin olarak görüyor; çözüm için kolaylaştırıcı oluyor. Bunu anlamamak ancak geri zekalı olmakla mümkündür. Tabii ki danışman geri zekalı değildir, zeki olduğu için baş danışman yapılmıştır. Ancak her zeki olan doğru yapacak diye bir kural da yoktur. Çünkü doğru yapmak zeki olmakla değil, doğru paradigma ve zihniyetle zekiliği birleştirmekle mümkündür.
Danışman hiç sağa sola çekmesin, bu süreçle birlikte Kürt sorunu çözülecek mi, çözülmeyecek mi onu söylesin. Türkiye gerçek anlamda demokratikleşecek mi, demokratikleşmeyecek mi onu söylesin. Üye olmak istedikleri Avrupa Birliği’nde her etnik topluluğun hangi haklara sahip olduğu biliniyor. İspanya, İsviçre, Belçika, İngiltere, Almanya, hatta İspanya’da sorunların nasıl çözüldüğü biliniyor. Avrupa’da farklı etnik toplulukların yaşadığı, ama özerkliğini almadığı tek bir yer yoktur. Hiçbiri bölünmüyor, sadece tek millet yaratmaktan, tek tipleşmekten vazgeçiliyor.
Kürt Halk Önderi dört konferanstan söz ediyor. Bu konferansların yapılacağı konusu İmralı’da mutabakata varılan bir konudur. Amed’te toplanacak konferans neyi konuşacak? Tabii ki Kürt sorununun çözümü için atılması gereken adımları konuşacak. Böyle bir konferanstan aşağı yukarı ne çıkacağı bellidir. AKP’ye oy veren Kürtler bile anadilde eğitim, isteyecektir. Kürt kimliğinin tanınmasını ve Kürtlerin kendi kendini yönetmesini isteyecektir. Danışman inanmıyorsa Kürtlerin yoğunlukta olduğu illere gitsin, Kürtlerin ne istediğini öğrensin. Dolayısıyla hiç kimse kendini kandırmasın, gerçekçi olsun.
Akil insanlar Kürdistan’ı dolaştıklarında Kürtlerin ne istediğini çok iyi biçimde görmüşlerdir. Kürdistan’da Kürt halkı Kürt Halk Önderi özgürleşmeden barış olmaz demektedirler. Önderliklerinin özgürlüğünü kendi özgürlüklerinden kopmayacaklarını söylemektedirler. Bu açıdan Kürtlerin baş müzakerecisi olan bu Önderlik serbest hareket etmeden, demokrasi güçleriyle, çeşitli kurum ve kuruluşlarla, toplumla ve örgütüyle görüşmeden nasıl gerçek ve kalıcı barış sağlanabilir? Zaten Kürt Özgürlük Hareketi Önderlikleriyle görüşmelerinin olması gerektiğini özellikle vurgulamıştır. Zaten Kürt Halk Önderinin örgütüyle görüşmeden bu sürecin inandırıcı olduğuna kim inanabilir?
Kürt halkı, Kürt Halk Önderi özgürleşmeden, Kürt sorunu çözülmeden, Türkiye demokratikleşmeden bu sürece nasıl çözüm süreci denilebilir. Dünyanın her yerinde bu tür konuların nasıl çözüldüğü bilinmektedir. Herhalde danışman şapkadan tavşan çıkarırcasına bu temel parametrelerin gerçekleşmediği bir çözüm ortaya çıkaracak değildir. Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından her şeyden önce de gerçekçi ve samimi olmak gerekmektedir. Herhalde çözümün ilk şartlarından biri de bu olmaktadır.