Halk çözüm derken her türlü tekçi dayatmanın kaldırılmasını ve en geniş demokrasiyi istiyor. Vesayet rejiminin her türlü varlığının son bulmasını ve bütün ezilenlerin özgürlüğünü istiyor.

AKP Hükümeti ise çözüm derken geçmişteki TMK'lerden daha ağır baskı yasalarını istiyor, yeni "İç Güvenlik Paketleri" hazırlıyor. Buna da "kamu düzeni" diyor. Bu yasalar halka sokağa çıkmayı bile yasaklarken, devlet güvenlik güçlerine sınırsız vurma-öldürme hakkı getiriyor.

12 yıldır tek parti iktidarı olan AKP, zaten bu yasalar çıkmadan da uyguluyordu:

Bugüne kadar çoğu genç ve çocuk olmak üzere yüzlerce sivil insan devlet güçleri tarafından öldürüldü. Bir tekinin katili bile yargılanıp mahkum edilemedi.

İHD kayıtları olmasa, gösterilerde, sınır boylarında birer ikişer öldürülenlerin isimlerini bile unutuyoruz. Ama bir de kamuoyuna mal olmuş katliamlar var:

Roboskî Katliamı üçüncü yılında. Ama failleri nerede? Katliamın bütün kayıtları var ama Roboskî dosyası TBMM ve Askeri mahkemenin raflarında tozlanıyor.

Gezi direnişlerinde öldürülen gençlerin katilleri nerede? Bu cinayetlerin de çoğunun ses-görüntü kayıtları var. Ama katilleri nerede? Erdoğan tarafından "Destan yazan kahramanlar" ilan edilen polisler devlet güvencesinde, vurmaya devam ediyorlar.

6-7-8 Ekim Kobanê direnişlerinde devlet güçleri tarafından elliden fazla sivil insan öldürüldü. Bir tekinin bile faili yargılanıyor mu?

İşin trajedisi ya da ironisi de şurada:

Devlet kamu düzenini sağlamak iddiasıyla sivil insanları öldürüyor. Ama iş katillerin yargılanmasına gelince kamu düzenini sağlayamayız gerekçesiyle mahkemeleri en uzak yerlere kaçırıyor.

Devlet güçleri Muş'ta insanları öldürmüş ama mahkemesi Samsun'a alınıyor.

Aynı biçimde, Bodrum'da insan öldürülmüş mahkemesi Eskişehir'de, Eskişehir'de insan öldürülmüş mahkemesi Kayseri'de, İstanbul'da insan öldürülmüş mahkemesi Trabzon'da vb.

Yani devlet güçleri kamu düzenini korumak için sivil vatandaşlarını öldürüyor. Ama devlet öldürdükçe kamu düzeni daha da bozuluyor. Bunun üzerine devlet mahkeme güvenliği sağlanamaz gerekçesiyle mahkemeyi 300-500 km. uzakta başka bir yere kaçırıyor. Zaten karmakarışık olan yargı sistemi iyice karışıyor. Sanıklar suç yerinde ve doğal hakim önünde değil, hiç alakasız yerlerdeki ısmarlama mahkemelerde sözde "yargılanıyor". O mahkemelerin tepesinde "Adalet mülkün (ülkenin) temelidir" yazar. Mülkün temeli buysa, orada düzen kalır mı? O düzene 'kamu düzeni' denebilir mi? Dense de asker-polis gücüyle halka karşı korunabilir mi?

Çözüm olacaksa vesayet sistemine kesin olarak son verilip halkların iradesini temel alan bir kamu düzeni kurulmalıdır. Halkların özgür iradesine karşı olan bir düzeni hiç bir yasa ve güvenlik örgütü koruyamaz.

2014 yılı çok ağır bedeller pahasına da olsa Kobanê'de direnişin zafere ulaşacağını gösterdi. Şengal'deki soykırım girişimi engellendi. Kürdistan halkları birlik ve mücadelenin zafere götüreceğini gösterdi. Bu mücadele ruhu yeni yıla umutla bakmamızı sağlıyor. Bugüne kadarki mücadelenin birikimleri, yarattığı özgüven önümüzü aydınlatıyor ve zaferin yolunu gösteriyor. Kazanmak azmi ve dileğiyle 2015'e merhaba diyoruz.