Toplumda büyük bir umut ve beklenti yaratan demokratik çözüm süreci tökezleyerek sürüyor. Her tökezleme, süreç yine sonuçsuz mu kalacak tedirginliğine yol açıyor. Onlarca yıldır süren savaşın, barış ve kalıcı çözümle sonuçlanmasını isteyen bir halk için haklı bir tedirginliktir bu.

Suriye’deki iç çatışmalar başlayalı iki seneyi geçti. Bütün dünyanın gözü önünde, akla hayale gelmeyen vahşet tabloları yaşandı. Hala daha da yaşanıyor. Bugün, ne devlet egemenliğini sürdürebilir ne de -Rojava dışında- muhalefet kazanabilir durumda. Bu gerçeği gören ve açıklayan Beşar Esad yönetimi, muhalifleri ateşkese ve diyaloga davet etti. Bakalım muhalefet ne yapacak?
Bizde ise tam tersi bir gelişme yaşanıyor. TC kurulduğu günden beri Tek-Tek-Tek-Tek… kafasıyla herkesi tek bir Sünni-Türk kalıbına sokmaya çalıştı. Ne var ki bu mümkün olmadı. Onlarca yıldır yapılan zulmü, katliamları tekrar etmeyelim. 12 Eylül faşizminin, Kürt kimliğini asit kuyularından daha acımasız olan Amed zindanlarında eritme zulmü devrimcilerin direnişiyle iflas etti. Dahası, bu direniş 15 Ağustos atılımıyla silahlı mücadeleye dönüştü. Bu mücadele, ödenen ağır bedellere rağmen, kısa denilebilecek bir sürede Kürdistan halkının geniş kesimlerinin desteğini kazandı. 1989-90 yılına gelindiğinde siyasi mücadele şartları olgunlaşmaya başladı.
Silahlı mücadele esas olarak amacına ulaşmıştı. Halk kimliğine sahip çıkarak örgütlenmiş ve her türlü mücadeleye hazır hale gelmişti. Devlet, Kürt silahlı direnişini artık ezemez gelmişti. Ne var ki Kürt gerillası da devlet güçlerini tümüyle söküp atamıyordu. Taraflar açısından askeri bir zafer kazanmak olanaksızdı. Bölge ve dünya şartları da buna izin vermiyordu. Devlet ne kadar imhaya yönelse de gücü yetmiyordu. PKK ise devrimci ideolojisi gereği halkları çatıştırmak-bölmek değil, barıştırmak ve birleştirmek istiyordu. Bu gerçekler ışığında, Sayın Öcalan önderliğindeki PKK ta o günlerden beri barışçı-demokratik-siyasi çözümden yana olduğunu ortaya koydu. Bu yöndeki her olanağı değerlendirdi, kendisi yeni olanaklar yaratmaya çalıştı. Ne var ki devlet cephesinden ciddi bir karşılık gelmedi. Özal döneminden bu yana, asker-sivil her lider barışçı çözüm doğrultusunda sözler etti, vaatler verdi. Bu amaçla Öcalan ile ilişki kurdu. Ama kimisi Özal gibi, kimisi de başka yollarla tasfiye edildi. Çoğu da oyalama siyasetiyle devrimi tasfiye etmeye kalkıştı. Tasfiye tuzakları-oyunları hazırladı. Sonuçta savaşa ve kan dökülmesine son verilemedi, demokratik çözüm başarılamadı. Tek taraflı çabalarla uzlaşma ve çözüm sağlanamaz.
Yirmi yıl sonra AKP ne yapıyor? Gerçekten çözümden yana mı, yoksa o da öncekilerin kaderini mi paylaşacak?
Bugün, bu savaşı sürdürmenin hiçbir haklı gerekçesi, rasyonalitesi ve mentalitesi kalmamıştır. Çünkü kazanma şansı yoktur. Sonuçta gene görüşme yoluna gidilecektir. Bu nedenle sürecin ilerlemesi kaçınılmazdır denilebilir. Ancak statükoculuğun can havliyle direnişi ve çırpınışı da, dış güçlerin çelmeleri de küçümsenmemelidir. Bu direniş sadece muhalefet partilerinde, devlet kurumlarında değil, bizzat AKP’nin içinde ve Erdoğan’ın kafasındadır. Bunlar süreci boşa çıkaramazsa da geciktirerek bedelini arttırmaktadır.
Bölgedeki gelişmeler ise çözümün sadece iç bir sorun olmadığını ve bölgesel bir nitelik kazandığını gösteriyor. Rojava’daki gelişmeler belirleyici bir önem kazanıyor. Kürdistan’ın, bugüne kadar hiç önemsenmeyen hatta varlığı bile hatırlanmayan, toprak ve nüfus olarak bu en küçük parçası, bugün en büyük önemi kazanmış bulunuyor. Bazıları Rojava’da şiddetlenen savaşı oradaki zengin petrol kaynaklarına bağlıyor. Bu da bir faktör olsa da esas faktörü gizlememelidir. Rojava’ya saldırmanın esas gerekçesi orada gerçekleşen demokratik devrimdir. Bu devrimin Kürdistan’ın bütün parçalarına ve bölge halklarına örnek olması korkusudur. Bu korku bütün halk düşmanlarını birleştirmektedir.
Rojava’ya azgınca saldıranlara bakın. Arkalarındaki güçlere bakın. “Suriye’ye müdahaleye karşıyız” diyenlerin Rojava’ya yapılan alçakça saldırılara sessiz kalarak desteklemelerini de hesaba katın. Onları birleştiren ve Rojava’ya saldırtan gerçek nedir? Onları birleştiren gerçek ne ise, o gerçek bizleri de birleştirmektedir. Rojava devrimini savunmak için mücadeleye katılan ve Türk devleti destekli El Nusra çeteleriyle YPG güçleri arasında 14 Eylül’de Rojava’nın Serêkaniyê kentinde yaşanan çatışmalarda yaşamını yitiren MLKP üyesi Serkan Tosun yoldaşımızı saygıyla anarken, onun mesajını hepimiz doğru anlamalı ve sahiplenmeliyiz.