
Şiddetli çatışmaların yaşandığı bir yılın ardından (2012) diyalog sürecinin başlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Erdoğan’ın Öcalan ile diyalog başlatmasından çok memnun oldum. Fakat Başbakan’ın aslında sorunu çözmek için hangi adımı atması gerektiğini anladığı konusunda net değilim ve bu beni kaygılandırıyor. 1999/2000 yıllarında Öcalan ateşkes ilan etti ve isyancılar/başkaldıranlar Türkiye’den çekildiler. O zaman ateşkesi hiçe sayan Başbakan Ecevit’ti, şimdi ise Erdoğan. Onlar PKK’nin savaşmayı bırakmasını PKK’nin bitirildiği şeklinde anlamaya ikna oldular. Ve onlar PKK olmadığı zaman Kürt sorununun olmadığı yanlışına inandılar. Sonunda ne oldu. 2004/2005 yılında PKK ateşkesi bıraktı ve tekrar savaşmaya başladı. Şimdi Erdoğan PKK’nin savaşmayı bırakması halinde değişiklik yapma sözü verdi. Tamam, PKK de ateşkes ilan etti. Bundan sonraki adım nedir. İktidarın/yönetenlerin verdikleri sözleri unutmaları her zaman bir risktir. Ya da iktidarın Kürtlerle görüşmeye ihtiyacı yokmuş gibi davranmayı sürdürmesi.
Türkiye’nin artık Kürtlere bir şeyleri zorla kabul ettiremeyeceklerini anlaması gerekiyor. Türkiye Kürtlere bir şeyleri dikte ettirmeye değil, görüşmeye ihtiyacı olduğunu anlamadığı sürece kalıcı çözüm olamaz.
AKP Hükümeti diyalog süreci yeni başladığında 2012’nin bahar ve yaz aylarında PKK’ye büyük kayıplar verdirdiklerini bu nedenle de köşeye sıkıştığını, şimdi de tamamen bu sorunu ortadan kaldırmak için Öcalan ile diyalog sürecini başlattıklarını savunuyordu. Belirtildiği gibi PKK zayıf düşürülmüş olsaydı bu süreç başlatılır mıydı?
Her şeyden önce PKK askeri olarak zayıf bir durumda değil. Evet, PKK 2012’de büyük kayıplar verdi; çünkü alanı elinde tutabilmek için çok büyük saldırılara karşı savaşıyordu. Türk askeri de büyük kayıplar verdi. İki taraf da bir şekilde eşitlendi. Türk ordusu PKK’yi, PKK de Türk ordusunu bölgeden çıkaramadı. PKK askeri olarak yaptıkları ile Türkiye’yi zayıf gösterdi. AKP PKK’nin zayıf olduğunu söylüyor; ama bu doğru değil. PKK’nin yeterli parası ve silahı var. Kandil’de ve sınır dışında başka yerlerde güvenli üsleri var. Sonu gelmeyen katılımlar var. Her hafta, tüm Türkiye’den genç insanlar, PKK’ye katılıyor. Bazıları iş sahibi, kimi üniversite öğrencisi, kimi lise. Okullarını bırakıp geliyorlar; ama Kürtler sürekli geliyor. Daha da önemlisi PKK, Türkiye’de en kitlesel Kürt hareketi. PKK inanılmaz derecede güçlü. PKK ister isyancıları üzerinden, ister BDP üzerinden ya da Türkiye içinde PKK destekçisi organizasyonları ile oldukça güçlü ve kitlesel.
AKP Hükümeti’nin Kürt sorununu adil eşit ve onurlu bir barış ile çözme niyeti ve iradesine sahip olduğunu düşünüyor musunuz? 10 yıllık iktidarı boyunca Kürt sorunu konusundaki politikalarını ve çizdiği tabloyu düşündüğünüzde neler söyleyebilirsiniz?
AKP kesinlikle Kürt sorununu çözmek istiyor. Sorun, AKP’nin Kürt sorununu çözmek isterken neyi söylemeye çalıştığı. AKP bu sorunu nasıl çözmek istiyor? Erdoğan, PKK Türkiye’den çekildikten sonra problemi çözülmüş olarak mı ilan edecek? AKP planı reform yapmak üzerine mi? Bu reformlar Kürtlerin talepleri ile buluşacak mı? Yani asıl problem, Erdoğan bu sorunu çözmek isterken neyi ima ettiğini, neyi anlattığını bilmiyoruz. Tek bildiğimiz PKK’nin çekilmek zorunda olduğu. Bunun dışında yapılması gerekenlere ilişkin birşey söylemiyor. Bu beni kaygılandırıyor; çünkü çözüm için iki tarafın da değişiklik yapması gerekiyor. PKK’den bekleneni biliyoruz, savaşmayı bırakması, Türkiye’den çekilmesi ve sonunda silahların bırakılması ama Türkiye neyi değiştirecek? Neden kaygılandığıma gelirsek, Erdoğan gerekli değişiklikleri yapacağını duyurdu. Bu bizim ona güvenmemiz için yeterli olmalı mı? Tabii ki hayır. Geçen 10 yıl içerisinde Erdoğan’ın sorunu çözmek üzere girişimde bulunduğu 3 dönem olduğunu söyleyebilirim. İlki Erdoğan’ın Kürt dilinin kullanımı ile ilgili kimi küçük reformları onayladığı 2002 sonrası. Bunlar Kürtçe TV’ye (TRT-6) izin verilmesi, Kürtçe dershaneler ve Kürt sorunu üzerine konuşma ve yayın yapmanın eziyetini azaltmasıdır. Fakat bunlar yeterli midir? Kürtlerin istedikleri bu mudur? Erdoğan Kürtlere ne istediklerini sormuş mudur? Hayır. Ve hatırlayın, bunlar PKK’nin ateşkes ilan ettiği ve Irak Kürdistan’ına çekildiği dönemde oldu. Burada Erdoğan’ı durduran ne oldu? Çünkü Erdoğan Kürt ulusal hareketinin gücünü anlayamadı ve Kürtlere ne istediğini sormadan sadece kendisi karar vererek Kürtlerin de aynı fikirde olmasını bekledi.
İkinci dönem de AKP’nin Kürt açılımı hakkında konuştuğu 2008’de başladı. O zaman bu konuda çok fazla heyecan vardı. 2009’da AKP 34 PKK üyesinin Türkiye’ye girmesine izin verilmesi konusunda anlaştı. Onlar (34 kişi) Habur’dan giriş yaptılar ve onbinlerce insan tarafından karşılandılar. Erdoğan çok kızgındı. Kendini ihanete uğramış hissetti; çünkü dönen PKK üyeleri Kürtler tarafından kahramanlar gibi karşılanmıştı. Erdoğan ne bekliyordu? PKK Türkiye’deki en kitlesel Kürt ulusal grup. PKK üyelerinin bu şekilde karşılanması PKK ve Kürt sorununu anlayan insanlar açısından şaşırtıcı olmadı. Fakat açık ki Erdoğan Kürt sorununu anlamamıştı. Ve yine Erdoğan kesinlikle PKK’nin Türkiye içerisinde Kürtler arasında ne kadar güçlü bir desteğinin olduğunu da anlamamıştı. Habur’dan dolayı Erdoğan öfkelendi ve korktu ve nihayetinde sözde açılımı da sonlandırdı. Son olarak Oslo süreci var. Herkes biliyor ki bu süreç Avrupa’da PKK ve MİT arasında yapılan toplantıları kapsıyor. Öcalan da kendi görüşlerini bir yol haritası ile sundu. Yine biliyoruz ki bu süreç 2011 genel seçimlerden hemen önce çöktü. Neden? Bir çok Kürde göre çökmesinin nedeni Erdoğan’ın barış için hiç bir zaman ciddi olmaması idi. Aslında Erdoğan 2011 seçimlerinden aylar önce AKP’nin oy kazanmasını kolaylaştırmak için PKK’nin silah bırakmasını istemişti.
Şimdi 2013’teyiz ve AKP yeni bir barış sürecini daha başlattı. Bu diğerlerinden biraz farklı. Öncelikle Öcalan kamuoyu önünde açıkça sürece dahil. Yargılanmasından bu yana ilk kez, Öcalan’ın Kürtlere doğrudan hitap etmesine izin verildi. Öcalan’ın PKK’nin lideri olarak hareket etmesine izin verildi ve hatta bu konuda cesaretlendirildi/teşvik edildi ve açıkça Kürtlere ve PKK liderlerine hitap etti. Fakat bazı şeyler değişmedi. Erdoğan Kürt sorununu çözeceğini söylüyor; ama nasıl olacağını söylemiyor. Kürtlere ne istediklerini sormuyor. Eğer gerekirse zehir bile içeceğini söylüyor; ama sorun zehir değil. Sorun yasal değişiklikler. Erdoğan bunlardan bahsetmiyor. Yine sorun PKK’nin barış yapma niyetinde olup olmadığı değil. Şu anda bölgesel olarak PKK’nin yıllar öncesine göre daha iyi bir durumda olmasına rağmen, özellikle Suriye’yi düşünürsek, PKK’nin barış yapmak istediği çok açık. Ve yine yıllardır biliyoruz ki PKK artık bağımsızlık için savaşmıyor -kimi Kürtler böyle istese de- görünüşe göre; eğer Öcalan söylerse daha çok bir çeşit zayıf otonomi için anlaşabilirler/yetinebilirler. Fakat hala bizim bilmediğimiz Erdoğan’ın ne yapma niyetinde olduğu. Nelerin yapılması gerektiğine dair henüz hiç bir şey söylemedi. Hatta PKK geri çekilmesi için Parlamento’da gözlemci komisyonu oluşturulması konusunda bile anlaşmış değil. Diğer bir deyişle Erdoğan gerçek sorunlardan kaçınıyor ve aynı zamanda da Erdoğan bu sürece ilişkin taahhüt verecek somut bir adım atmaktan, tavır almaktan kaçınıyor. Basitçe ben AKP’nin Kürt politikasında büyük bir değişiklik görmüyorum. Ve dahası Erdoğan Öcalan’a ilk kez kamuoyu önünde kürsü sağlıyor. Bu büyük bir hareket; fakat Erdoğan PKK’yi zayıflatmak için Öcalan’ı kullanmaya çalışıyor. Ya da Erdoğan barışta bir adım daha ileri gitme konusunda ciddi ve Öcalan’ın katılımına ihtiyacı olduğunu anlıyor. Henüz bunu bilmiyoruz.
Kimi Kürt çevreler ve sol sosyalist kesimler, AKP’nin 2014 yılı içindeki genel, yerel ve Cumhurbaşkanlığı seçimlerine rahat bir ortamda girmek ve 2013’ün bahar ve yaz aylarını rahat bir ortamda geçirmek için böylesi bir taktiğe başvurduğunu söylüyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben kesinlikle Erdoğan’ın nedenlerinden birinin 2014’te başkan seçilmek olduğu konusunda hemfikirim. Çünkü Kürtlerin desteğine ihtiyacı var. Parlamento’da güçlü bir başkanlık sistemi oluşturmak için yapılması gereken değişikliklerde BDP’nin oyuna ihtiyacı var. Fakat Erdoğan Kürtlerden yardım talebinde bulunuyorsa, karşılığında da Erdoğan’ın Kürtlere yasal değişiklik yapmak için yardım etmesi gerekir. Bence bu süreç başarısız olacak çünkü sürecin çok ciddi ve kapsamlı yasal değişimlere ihtiyacı var. Son tarih olarak tüm bunların 2014 öncesinde gerçekleşmesi ise oldukça zor olacaktır. Şüphesiz belki başkanlık ve seçimler bir kıvılcımdı; fakat ateşin sürmesi için de -yani sürecin devamı için de- Kürt sorununu çözmenin oldukça zor adımlar gerektirdiğini kabul etmek açısından tek yol oldu. Burada ben sadece anayasayı değiştirmek, KCK mahkumlarını serbest bırakmak için yasal değişiklik yapmak gibi şeylerden bahsetmiyorum. Korucular, 90’lardaki faili meçhuller hakkında ne yapılacağı gibi konular. Bunlar hakkında soruşturma yapılacak mı? Öcalan serbest kalacak mı? Vatandaşlıktan çıkarılmış, Avrupa’da sürgün olan onbinlerce Kürt ve solcu hakkında neler yapılacak? Bunların cezasız ülkeye dönmelerine izin verilecek mi? Bunun gibi çok fazla soru var ve şu anda ben bu hükümetin bunları düşündüğüne dair bir işaret görmüyorum.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın mesajı yaklaşık 2 milyon kişinin bulunduğu Amed Newrozu’nda büyük bir dikkatle dinlendi ve mesajın sonunda milyonlar Öcalan’ın arkasında olduğunu haykıran sloganlar attı. Siz Öcalan’ın mesajını ve hem Kürt halkında hem de PKK’de nasıl bir karşılık bulacağını düşünüyorsunuz?
Öcalan’ın mesajı oldukça pozitif karşılandı. Kürtler savaştan yoruldular ve hepsi değil ama çoğu Öcalan’ı lider olarak görüyor. Bir çok Kürt için onun kendilerine hitap etmesi inanılmaz bir olay ve onlara büyük umut verdi. Fakat AKP için değil. İnsanlar AKP’ye güvenmiyorlar; ama PKK’ye güveniyorlar. Eğer Öcalan diyorsa ki umutlu olmak için umut vardır öyleyse umutlular. Bence Öcalan’ın mesajı oldukça iyi karşılandı. Ben sadece Öcalan’ın ne söylemek istediğinden emin olamadım. Öcalan’ın konuşmasından bir gün önce DC’de (Whashington DC-başkent) bir konuşmada dediğim gibi, bizler Öcalan’ın konuşmasının MİT ve Erdoğan tarafından onaylandığını biliyorduk; fakat bu konuşmanın Kürtlerin beklentisini karşılayıp karşılamayacağını bilmiyorduk. Ben Öcalan’ın mektubuna şaşırdım. Mektup çok iyiydi. Oldukça akıllıca/zekice yazılmıştı. Öcalan hiç bir açık talepte bulunmadı. Başka bir deyişle, Öcalan otonomi istediğini söylemedi ama istemediğini de söylemedi. PKK’ye çekilme çağrısı yaptı; ama ne zaman çekilmeleri gerektiğini söylemedi. Savaşı bırakmanın zamanının geldiğini söyledi; ama savaşın yanlış olduğunu söylemedi. Başka bir deyişle, Öcalan’ın demeci ilk adımdı. İkinci adımı Kandil’deki PKK’ye ve Türkiye’deki Parlamento’ya bıraktı. Oldukça akıllıca bir konuşmaydı ve kendinin hala lider olduğunu gösterdi. Fakat çok fazla kontrolü almadı ve almaya çalışmadı. Çünkü tüm kontrolün kendinde olmadığını biliyor. Sonraki kararlar Kandil ve Türkiye Parlamentosu tarafından verilmeli.
Beş sayfalık mesajın ardından Türk basınında en fazla ön plana çıkarılan ve işlenen konu “silahların susturulması ve PKK’lilerin geri çekilmesi” oldu. Sizce bu dönemde basın nasıl bir tavır içinde hareket etmeli?
Bence Türk basını objektif ve bağımsız olmaya çalışmalı. Yani Başbakanlık ofisinden gelen baskıları gözardı etmeli/önemsememeli. Bununla ilgili çok fazla olay duyuyorum. Başbakanlık tarafından gazete sahiplerinin ya da editörlerin arandığını ve onlara bu konuda belli bir dil kullanmaları gerektiğinin söylendiği gibi. Örneğin PKK’ye terörist denmesinde ısrar edilmesi gibi. Ya da tersine kimi şeylerin yazılmaması gibi. PKK ile barış ve Kürtlerle çatışmaların bitmesi demokratik ve açık bir ortam gerektiriyor.
Kürt Halk Önderi Öcalan kendi üzerine düşeni yaptı açıklamasını yaptı şimdi AKP Hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti devleti ne yapmalı sizce?
AKP Hükümeti bazı formel adımlar atmalı. AKP problemin demokratik yollarla çözülmesini istiyor. Tamam, öyleyse Kürtlerin siyasette yer almasına izin ver. KCK’lilerin cezaevi süreçlerini sonlandır ve davalara son ver. Kürt sorunu üzerine yazdıkları ya da konuştukları için insanların tutuklanmasını durdur. Kürt hakları ve Kürtlerin eşitliği için yasaların çıkarılması çalışmasına başla. Bunlar Kürtlerin anadilleri ile eğitim hakkı olabilir, isimleri değiştirilen köylerinin orjinal isimlerini tekrar alması olabilir. PKK isyancılarının güvenli bir şekilde geri çekilmesini sağlamak için Parlamento’da yasa güvencesi sağla. Sadece PKK destekçisi Kürtlerle değil, diğer Kürtlerle de nasıl bir politik sistemin yürüyeceğini dair konuşmak için düzenlemeler yap. Örneğin, bölgelere daha fazla güç yetki verilsin mi? Lokal yöneticilerin-belediye başkanı- daha fazla yetkisi olmalı mı? Valiler hakkında ne yapılmalı, valilik sisteminin değiştirilmesi ya da ortadan kaldırılması için zaman geldi mi? Başka bir deyişle artık bu bir süreçmiş gibi davranın ve Kürtlerin yasal garantileri olacağını gösterin.
Kürt siyasal hareketinin sürece karşı şu ana kadar takındığı tavrı ve yaptıkları açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu süreçte asıl faktörler PKK ve BDP’dir. Ayrılar ama çok açık ki bir şekilde bağlılar da. BDP yalnız olarak süreci götüremez. Kandil ile birlikte çalışma ve anlaşma ihtiyacı var. Ama BDP ve Kandil’in kendilerine ait alanları var ve bu alanlar üzerine görüşmeleri yürütme sorumlulukları var. BDP örneğin Türkiye siyasetini ve insanların günlük ihtiyaçlarını biliyor. İhtiyaç duyulan demokratik değişimlerin tartışılmasına sıra geldiğinde BDP bu konuda daha iyi konumda ve tecrübeli. Kandil ise PKK’nin silahsızlandırılması öncesinde neye ihtiyaçları olduğunu biliyor. Dolayısı ile her iki taraf ile de görüşme gereği var. Ve tabii ki bir de Öcalan var. Öcalan’ın herhangi bir anlaşma için nihai onayını vermesi gerekir. Çünkü O cezaevinde ve PKK ile kontağı yok; avukatlarının hala onu görme hakkı reddediliyor ve tartışmalara katılamıyor.
Başta ABD olmak üzere Avrupa’nın bu sorunun çözümü ve diyalogun başlatılması konusundaki pozisyonu nedir sizce?
Avrupa ve ABD, her ikisi de bu süreçten çok memnunlar. Her iki ülke de Türkiye’ye Kürtler baskı altında olduğu sürece bunun PKK’nin güçlenmesine ne kadar yardım ettiğini anlaması için doğrudan veya dolaylı olarak uzun süredir baskı yapıyor. Türkiye hep bu sorunu terörizm olarak ortaya koydu. Türkiye şimdi Öcalan ile çalışarak problemin yalnızca terörizm olmadığını da itiraf etmiş oldu. Başka bir deyişle Türkiye hala PKK’yi terörist grup olarak görse bile Erdoğan PKK’nin desteğe sahip olmasının nedeninin Kürt kimliği üzerindeki devlet baskısı olduğunu itiraf etmiş oldu. Erdoğan’ın bunu reddedeceğini biliyorum; ama gelinen noktada Kürtlerin politik taleplerini karşılamaya yönelik Öcalan ile açık görüşme ve tartışmaları, PKK’nin arkasında Türk devleti ile Kürt mutsuzluğunun olduğunu gösteriyor.
Türkiye devleti Ortadoğu’da Kürtlerin demokratik haklarına kavuşması konusunda neden bu kadar rahatsız. Geçmiş dönemde olduğu gibi son dönemde Türkiye’nin Suriye politikasında bu net bir şekilde görülüyor. Bu nasıl yorumlanabilir?
Türkiye her zaman Kürtlerin Ortadoğu’nun bir parçasında haklarını kazanmalarından korkmuştur. Bu aynısının Türkiye sınırları içinde yaşayan Kürtlere de tanınması konusunda baskı oluşturacaktır. On yıllardır Türkiye Irak’ta Kürtlerin otonomi kazanması halinde bunu işgal sebebi olabileceği konusunda uyarmıştır. Ne oldu? 1991’den sonra Kürtler Birleşmiş Milletler üzerinden sınırlı otomomi elde ettiklerinde Türkiye inanılmaz derecede mutsuz oldu. Bu sadece PKK’nin burada özgürce hareket etmesi nedeni ile değildi, aynı zamanda uluslararası kamuoyunun Irak Kürtlerini tanıması nedeni ile mutsuzdu. Çünkü Türkiye’ye de aynısının yapılması için baskı oluşturdu. Türkiye PKK’ye karşı birkaç sınır ötesi baskın düzenledi ve Irak Kürtlerini otonomi istememeleri için uyardı. Fakat şimdi 20 yıl sonra Irak Kürdistan’ı neredeyse bağımsız ve Türkiye ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile oldukça yakın ilişkileri var. Neden basit; Türkiye tehdit edebilir; ama Kürtleri diğer ülkelerde istediklerini elde etmekten alıkoyamaz. Türkiye içeride Kürtleri engelleyebilir ama diğer yerlerde bunu yapamaz. Şimdi Türkiye’nin aynı yaklaşımı Suriye’de de sürdürdüğünü görüyoruz. Türkiye Suriye muhalefetini Kürt ulusalcılarını dahil etmemeleri ve Kürtlerin otonomi taleplerini tanımamaları için zorluyor. Bu durumda ne oldu. PYD kendi siyasi yaklaşımını geliştirdi tıpkı Kürtlerin Barzani ile müttefik olması gibi. Şimdi Suriye’deki Kürtler eskisinden daha güçlü ve hatta bulundukları bölge kendi kontrolleri altında. Türkiye’nin eski siyaseti çökmüş durumda.
Bu sürecin sonunu görebiliyor musunuz. Buna dair de kısa görüşünüzü almak istiyorum?
İki olası sonucunu görebiliyorum. Birincisi AKP Kürtlerle ve PKK ile dürüst ve açık bir şekilde görüşür ve Kürtler ve Türkler açısından yararları olan bir anlaşmaya ulaşır. Kürtlerin otonomi kazanması veya daha demokratik bir Türkiye’de olsa bu sadece savaşın sonlanması manasında değil, aynı zamanda Türkiye demokrasisinin inşasına yardım etmesi anlamında da Türklere de yardımcı olacaktır. Bu benim görmek istediğim ve tabii ki herkes için en iyi olan sonuç. Diğeri ise sürecin başarısız olması ve neden başarısız olduğu. Ben PKK’nin süreci sabote edeceğine inanmıyorum. PKK bu konuda oldukça kararlı ve hiç bir grubun süreci kırmaya yönelik davranmayacağını biliyor. Fakat bence AKP, PKK kadar kararlı/sürece kendini adamış değil. Ya da söylemeliyim ki, AKP çatışmayı sonlandırmaya kararlı; ama Kürtlere tüm haklarını vermek konusunda kararlı değil. Söylemeye gerek yok, umuyorum ki ben yanılırım ve Erdoğan bu konuda cesur ve gözüpek olduğunu kanıtlar.
ABDURRAHMAN GÖK / DİHA/HABER MERKEZİ