Kürtler ne yapacak? Öyle ya, Kürt Halk Önderi süreci başlattı ve yönetiyor. Ve “bu bir son değil, başlangıçtır” dedi. Çok açık ki bu cümle yeni bir mücadele döneminin başladığına işaret ediyor. An itibariyle televizyon, bilgisayar ekranlarında sürecin nasıl işlediği izleniyor. Demeçler veriliyor, süreci etkileyici mahiyette sözler, tutumlar sergileniyor. Ancak görüşmelerde kim ne dedi, şimdi ne olacak soruları da halen orta yerde duruyor.
Bu konu sürecin hassasiyeti nedeniyle çok irdelenmese de Amed Newrozu’nda verilen mesajın, içerik itibariyle Ortadoğu, Türkiye ve Kürdistan için yeni bir dönemi başlattığına herkes hemfikir. Silahlı direniş sürecinin sona ermesi, demokratik siyaset sürecinin başlatılması çağrısı, mücadeleyle şu veya bu derecede ilişkili olan herkesin yaşamını elbette ki etkileyecek. O halde etkilenen konumunda durmak değil de etkileyen konumuna geçmek, hem gelişmelere yön vermek hem de geleceğin inşası için bir zorunluluk haline geliyor. Zira ölçülmesi mümkün olmayan emekler, tarifi imkansız değerlerle şekillenmiş bir halkın kaderidir söz konusu olan.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın belirttiği gibi “inkarcı modernist paradigma çökmüştür.”
Öyleyse yapılması gereken özgürlükçü/eşitlikçi, demokratik paradigmayı inşa çalışmasının hemen başlamasıdır.
Bu fırsat kaçırılamaz. Boşluk olursa sistemin işbirlikçisi güçler tarafından hemen doldurulur. Bu anlamda Kürt Halk Önderinin başlattığı yeni sürecin hayat bulması yaşamsal önemdedir.
Peki nasıl olacak bu?
Yeni sürecin karakteri, demokratik dönüşüm üzerine bina edilmiş olmasıdır. Kürdistan’da çoktandır başlatılan ama halen toplumun tüm katmanlarına, yaşamın tüm alanlarına yayılma sorunlarını aşamayan bir dönüşümdür bu. Sebepleri de ayan beyandır. Bir yandan devlet zoru/baskısı, diğer yandan eğitimsizlik, toplumsal gerilikler.
Ancak tüm veriler, özgür/demokratik bir yaşamın doğuş vaktinin geldiğini göstermektedir.
Demokratik dönüşüm temelli bu yeni süreç, siyasi, sosyal ve ekonomik alana etki yapmasıyla anlam bulacaktır. Bunun için de görev toplumun dinamik kesimlerine düşmektedir.
Herkes, her toplumsal kesim, kendi özgünlüğü üzerinden kurtuluş/inşa sürecine katılırsa, demokratik dönüşüm kendi yatağını bulacaktır.
İster, Kürdistan’da, Türkiye’de, ister Avrupa’da.
Mevcut görüşmelerin ortaya çıkardığı çözüm/dönüşüm umudu, sonsuza kadar beklenti düzeyinde kalamaz.
Ulaşılacak hedef haline gelmesi ise ancak cefakar Kürt halkının ve devrimci/demokrat dostlarının müdahalesiyle mümkün olur.
Avrupa’da yaşayan/yaşamak zorunda kalan devrimciler, siyasetçiler, sanatçıların böyle bir hamleyi başlatması muazzam bir heyecan yaratır. Zira demokratik kurtuluş süreci, herkesin ortak paydası niteliğindedir.
Özgür yaşamın inşası, böylesi bir müdahale/hamlenin sonuç almasına bağlıdır.
Kürdistan, Hizbullahçılara, Fethullahçılara, ilkel milliyetçi/devletçilere, liberal sahte Kürtçü muhafazakarlara/solculara bırakılamaz.
Siyasal İslamcıların, ülkücü faşistlerin, ulusalcı solcuların yönettiği bir Türkiye’de yaşanılamaz.
Diktatörlerin, milliyetçilerin, gericilerin iktidarda olduğu bir Ortadoğu’da özgür yaşam kurulamaz. Öyleyse yapılması gereken bellidir. Toplumun siyasi, sosyal ve ekonomik yaşamına demokratik müdahaledir. İşçiler, emekçiler, kadınlar, gençler, öğrenciler, siyasetçi, yazar, aydın ve sanatçılar, kendi cephelerinden bu müdahaleye katılmalıdır.
Çözümü beklemek
Yazının başlığı kimseyi ürkütmesin. Geri çekilme olacak mı, devlete güvenilir mi sorularının yarattığı kaygılı/temkinli havanın göz ardı ettiği bir konudur aslında kastedilen.