Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile bir heyetin acilen görüşmesi talebiyle yapılan eylemler devam ederken, İşkenceyi Önleme Önleme Komitesi (CPT) de sessizliğini koruyor. Öcalan’ın avukatları da, İmralı Cezaevi’ne ilişkin hazırladıkları raporu CPT’ye gönderdi. 

Asrın Hukuk Bürosu avukatları, İmralı Cezaevi’nde tutulan Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan, Ömer Hayri Konar, Hamili Yıldırım ve Veysi Aktaş ile ilgili 12 Temmuz ve 1 Kasım arasında yaptıkları başvurular ve verilen ”ret” yanıtları raporlaştırdı. Hazırladıkları bu raporu CPT’ye sunan avukatlar, İmralı’da hukukun temel haklarının ayaklar altına alındığını belirtti. 

 

Sistematik işkence kalıcılaştı

Raporda, yaklaşık olarak 14 aydır İmralı’dan herhangi bir haber alınamamasının gerekçesinin Bursa 1. İnfaz Hâkimliği kararı olduğu vurgulandı. Yasakların ve hukuka aykırı muamelelerin süresinin, fiziksel ve ruhsal etkilerin gözardı edilemez noktaya ulaştığına dikkat çekilen raporda, “Müvekkilin yaşı ve sağlık durumu bu koşulları ağırlaştırılan ve katlanılamaz boyuta getiren özelliklerdir. Müvekkillerin yaşları, sağlık durumları gibi özgün koşullara elverişli bir rejim yürütülme sorumluluğu bulunmasına rağmen tam tersi, aykırı koşullar sistematik işkence boyutlarını kalıcı hale getirmiştir” denildi.

Kimi sosyal hesaplarda yayılan Öcalan’ın yaşamını yitirdiğine dair çıkan haberlerin hatırlatıldığı raporda, “Bunun üzerine zaten görüşemeyen ve kaygılı olan aile bireyleri ve biz avukatların yaptığı başvurular da diğer başvurular gibi reddedilmiştir. Mutlak tecrit durumunun zemin sunduğu karine niteliğindeki bu tür haberlerin ülkede ve Ortadoğu’da yaşanan güncel olaylardan bağımsız olmadığını düşünmekteyiz. Bu anlamda İmralı Hapishanesi ve Sayın Öcalan’ın bugünün aksine daha fazla güvenli bir ortamda tutulması zorunludur” ifadelerine yer verildi.

 

 Türkiye’nin portresi çıkarılamaz

CPT’nin önerilerinin yerine getirilmediğinin kaydedildiği raporda, şunlar belirtildi: “Tüm bu gelişmelere rağmen ortaya konulan pratiğin işkenceye karşı etkili bir pratik olduğunu söylemek imkansızdır. Komitenizin söz konusu 2017 Türkiye ziyaretinde demokrasi ve insan hakları konusunda ‘Türkiye’nin portresi’ çıkarılması amaçlanırken İmralı Hapishanesi’nin bunun dışında tutulması hukuken anlaşılmaz bir durumdur. Zira İmralı Hapishanesi ve Sayın Öcalan’a dair yaklaşım konunun merkezine alınmadan, insan hakları ve özellikle işkence yasağı kapsamında Türkiye’nin portresi çıkarılamaz, anlaşılamaz.” 

 

Tek bir aile ve avukat görüşü gerçekleştiremedi

Raporda, Öcalan dışında İmralı’da kalan müvekkillerinin ada cezaevine nakledildikleri günden bu yana tek bir aile ve avukat görüşü gerçekleştiremediği de belirtildi. Öcalan’ın dış dünya ile tüm bağlarının koparılmasına gerekçe olan Bursa 1. Ceza İnfaz Hakimliği’nin kararının hatırlatıldığı raporda, Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yapılan başvuruda da herhangi bir gelişme sağlanmadığı da vurgulandı. “AYM’nin insan hakları ihlalleri üzerindeki etkinin Türkiye’de zayıf bir denetim kurduğunu belirtmek gerekmektedir” denildi. Raporda, Öcalan ve diğer 3 tutukluya farklı tarihlerde gönderilen mektupların ve müvekkillerinin kendilerine gönderdikleri mektupların akıbeti hakkında bir bilgi sahibi olmadıklarına yer verildi.

Avukatların 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Öcalan’ın sağlığa erişim hakkının hukuka uygun bir şekilde yerine getirilip getirilmediğini denetlemek üzere İmralı Cezaevi’nde bulunan sağlık dosyasını avukatları olarak kendilerine bir suretinin verilmesinin Bursa Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan istendiği aktarılan raporda, ”Ancak 1999 yılından bu yana tek bir sefer dahi bağımsız, tam teşekküllü bir hastanede tedavi edilmemesine rağmen Öcalan’ın sağlık dosyası, ‘özel hayatın gizliliği mahiyetinde olduğu’ gerekçesi ile avukatlara verilmedi” denildi. 

Adalet Bakanlığı’ndan 12 Nisan 2017 ve 16 Ekim 2017 tarihlerinde istenilen randevu taleplerinin de yanıtsız bırakıldığı ifade edildi.

 

Hiçbirinin güvencesi yoktur

Rapor, şu ifadelerle son buldu: “Hukukun en temel kurallarının ayaklar altına alındığı İmralı Tecrit Sistemi’nde hiçbir mahpusun güvencesi yoktur. Son zamanlarda yaşananlar buna örnek olduğu gibi aile ve avukatları olarak bizleri daha da kaygılandırmıştır. Hiçbir kural veya sözleşme müvekkillere bu koşullarda kalma zorunluluğu dayatmamaktadır. Keyfi bir rejimin Sn. Komiteniz tarafından kabul görmesi mümkün değildir. İşkenceye karşı bireyler, İşkence, İnsanlık Dışı veya Kötü Muamele ile Cezaya Karşı Avrupa Sözleşmesi başta olmak üzere çok geniş bir koruma mekanizması altındadır. Belli koşullarda insanlık suçuna dahi girdiği bilinmektedir. Bu derece de vahim etkilere sahip uygulamaların İmralı Ada Hapishanesi’nde müvekkillere karşı yürütülme veya yürütülmeye devam etme riski ortadan kaldırılmak zorundadır. 417 gündür İmralı Adası’ndan, doğrudan ya da dolaylı olarak tek bir bilgiye erişmek mümkün olmamıştır. Müvekkillerin mevcut koşulları hakkından en ufak bir fikre sahip değiliz. Müvekkiller açısından telafisi imkansız sonuçların doğma ihtimali karşısında Komitenizin gereken tüm girişimlerde bulunmasını talep ederiz.” 

İSTANBUL