Biliyoruz ki bu mücadelede sadece iki cephe ve iki aday var. Ve görüyoruz ki cumhuriyet tarihinde ilk kez, sömürgeciliğe karşı halkların direniş ruhuyla dik duran ve sistem sınırlarını zorlamanın ötesinde farklı yöntemlerle sistemin içeriğini de farklılaştırmayı önüne hedef olarak koymuş bir "öteki" var adaylar arasında. Seçime katılan cephelerden birinin adayı kapitalist-sömürgeci geleneksel devlet anlayışının Tayyip+Ekmeleddin kan kardeşliğiyle biçimlenen cephedir. İkinci aday ise bütün düşünceleri ve önerileriyle Anadolu-Mezopotamya topraklarında yaşayan bütün halkların özgür ve eşit koşullarda, çoğulcu bir demokratik yapılanma içinde "en kutsal kitap insan ve en büyük değer emektir" anlayışıyla biçimlenmiş bir sosyal-siyasal yapıyı inşa etmeye çalışanların adayı Demirtaş’tır.

Bir yanda egemenlik üzerinden tekleşmeye çalışan bir anlayışın temsilcileri yani egemen blok ittifakı, diğer yanda bir halkın, çok ağır bedeller ödeyerek kendi küllerinden yeniden var oluşunun bütün gururunu taşıyan, ama bunu diğer halklarla paylaşmada en küçük bir ikirciklik yaşamayan bir sosyalist, bir devrimci-demokrat var. Bu seçimlerde çoğunluk olduğunu düşünenin bütün "ötekilerle" yeniden buluşturularak insanın bütünleştirilmesi çabası; hak ve özgürlüklerin kazanılması ve geliştirilmesi mücadelesi; tüketilen doğal çevrenin korunmaya alınması; sermayenin acımasız hegemonyasına karşı emeğin kurtuluşuna yönelebilecek bir yürüyüşün yolunun açılması çabalarının temsil ediyor Demirtaş ve şimdi, eski gerici, faşist, faşizan, milliyetçi, ulusalcı, dinci, Hizbullahçı, Kemalist bütün versiyonlarını içeren bir ittifaka karşı amansız mücadele verecektir.
Bu nedenle bu seçimler aslında önümüzdeki yılların asli konusunu oluşturacak "Nasıl bir Türkiye?" sorusunun yanıtları etrafındaki yönelişlerin de saflarını netleştirme girişiminin önemli adımlarından biri olacaktır.
***
Bir Cumhurbaşkanı değişimi ile sistemin kökten değişiminin mümkün olmadığını elbette biliyoruz. Ama açıktır ki hem sistem karşıtlarının hem de sistem içi muhalefet dinamiklerinin büyük bir gereklilik duyduğu psikolojik üstünlüğü yakalamak, her iki cephe için de seçimden elde edilecek en önemli sonuç olacaktır. Biliyoruz ki böyle bir moral etki, yıllardır anlamını pek de bilmeden yanlış doğru ama bolca kullandığımız sinerjinin ilk kez gerçek anlamda ortaya çıkmasını sağlayacaktır.
Halklar geleceğe ilişkin umutlarını körükleyecek gerçek zaferleri tatmadan, verilmekte olan ama sonuçları görünmeyen bir mücadelenin zaferine kolay kolay inanmazlar. Kürt Özgürlük Hareketi’nin başarısının önemli kaynaklarından birisi de bu gerçekte yatmaktadır. Sömürgeciliğin her darbesine misliyle yanıt üreten ve kararlılığını, teslim alınmazlığını, yenilmezliğini kanıtlayan Kürt halkı, örgütüne ve önderliğine olan inancını büyüttü ve her tür bedele rağmen, "bugünden gördüğü zafere doğru" kararlıca yürüdü.
Aralarındaki büyük tarihsel ve etik farklılıklara rağmen Türk halkının önemli çoğunluğunun AKP’ye duyduğu sadakat ile Kürt halkının PKK’ye duyduğu bilinçli bağlılık, gerçekte her iki siyasal hareketin de, "inkara uğrayan kimlikleriyle kimlik mağduriyeti yaşayan kendi toplumlarına verdikleri kimlik gururu" duygusundandır. Ne var ki iki partinin siyasal düşüncelerindeki farklılık onların yaşattığı kimlik bilincinde de büyük farklılıklara kaynak olmuştur. AKP, "beni mağdur edenlere kan kusturacağım" yaklaşımıyla öldürdüğü canavarın yerine geçip kendi canavarlığını başkalarının mağduriyeti üzerinden güçlendirmeye çalışırken, PKK, "beni mağdur edenleri de birlikte kurtaracağım" anlayışıyla demokratik özerklik gibi birlikte yaşam projelerinin üreticisi olmuştur.
***
Seçime katılan adayların düşünsel fotoğrafları açık olarak sergilemektedir ki, bu seçim, birbirinin her daim düşmanı olmuş İttihatçı geleneklerin günümüze kadar temsilciliğini üstlenmiş gelenekçi-dinci-ulusalcı bir cephe (AKP+MHP+CHP ve milliyetçi-ulusalcı müştemilatı) ile özgürlükçü çoğulcu değişimden yana olan ikinci cephe arasında geçecektir. Seçim, geleceğe nasıl bir anlayışla devam edileceğinin de yeniden kurgulanmasına neden olacaktır.
Hazır yanıtlardan yola çıkarak, "ama sistemin kazanacağı şimdiden bellidir" gibi bir sonuca kapanıp kalmak, politik mücadeleyi anlamamak anlamına gelir. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden beklenen şey, yüz yıldır yatay ve dikey olarak yapılanmasını gerçekleştirmiş olan bir siyasal-ekonomik sistemi yıkmak değil, bu yıkılışın birikimine büyük bir ivme katabilecek, yıkılışın yolunu açabilecek bir potansiyeli ortaya çıkarmaktır. Ve her iki cephede de bu uzun yürüyüşün her alanında sürmekte olan diğer paralel çabaların desteği vardır ve bu destek reddedilemez. Bu destek Tayyip+Ekmeleddin Cephesi için Hizbullah, IŞİD ve bilcümle Ergenekon kalıntısı benzeri örgütlerin paralel çabalarıdır. Ama böylesi bir gerçeklik sosyalist devrim için işçi sınıfı içinde çalışmayı, ya da sömürgeci devlete karşı silahlı mücadele vermeyi savunan örgütler için de geçerlidir elbette. İnsan ve emekten yana bir değişimin savunucularının, insan ve emek için mücadele eden cepheye sunacağı her destek çok önemli ve anlamlı olacaktır.