
Oysa M. Kemal ve ilk meclis Kürtlere muhtariyet verilmesini kararlaştırmıştı. 29 Ekim 1923’te ilan edilen cumhuriyet de sözüm ona halkın yönetimi olacaktı. Ancak tek ulus anlayışıyla ilk icraatı, kendisine en büyük destek veren Kürtlerin üzerine gitmek, en kadim halklardan birini inkar ve imha cenderesine almak oldu. Halkın yönetimi olan cumhuriyetin temelleri, daha kuruluşunda yanlış atıldı böylece. Ulus-devlete dayalı Cumhuriyet ölü doğdu.
Bu cendereye direnen eskinin “şaki”si Kürtler, bugün “terörist” oldu. Tekçi yaklaşımla onlarca isyan nasıl kanla bastırıldıysa, 29. isyan da aynı akıbete uğrayacaktı(!). En bildik deyimle “ya devlet başa, ya kuzgun leşe!” Bu anlayışla adına “terörle mücadele” dedikleri 30 yıllık kirli savaş, cumhuriyetin 89. yılında vahşet sınırını bile aştı.
İttihat-Terakki’den devralınan bu miras, bugün, AKP faşizmine dönüşmüş durumda. AKP “Kürtleri en iyi ben bitiririm” hayaline kapılmış, bu histeriyle, hiçbir ahlaki-insani sınır tanımadan bir halkı yok etmek üzere topyekün saldırıya geçmiştir.
Kürt halkının özgürlük ısrarı ve mücadelesi karşısında gözü dönmüş AKP, ‘ittihatçı Enver Paşa’ya bin rahmet’ dedirtecek insanlık dışı uygulamalara imza atıyor. Bırakın gerillaya her tür gelişkin teknikle saldırmayı; uluslar arası hukukun yasakladığı her tür kimyasal gazları, misket bombalarını kullanmaktan geri durmuyor. Bu; sadece insanları vahşice katletmeyi hedeflemek değil, yaşanabilecek doğayı yok etme çılgınlığıdır! İnsanlıktan çıkma halidir bu: “İleri demokrasi”nin vahşeti!
Savaşın da kendince bir kuralı, ahlakı var. AKP’de bu da yok. “Allahtan korkmaz, kuldan utanmaz” dedikleri bu olsa gerek. “Ne verirsem onunla yetinirsin, yoksa olacaklara katlanırsın” dayatmasına direnen ve onurunu koruyan Kürt halkına düşman gözüyle bakıyor. “Kadın da olsa, çocuk da olsa” diyerek halkı katletme emrini, tüm dünyanın gözleri önünde, bağıra bağıra verdi. Birkaç gün içinde onlarca çocuk, polis kurşunuyla vuruldu.
Buna karşı çıkanı içeri tıktı. “Eskiden asit kuyularına atılıyordunuz, şimdi sadece zindana atıyoruz. Buna şükredin” deme küstahlığı da AKP zihniyetine ait. Ortadoğu’da ‘halkların baharı’ çağı yaşanırken Kürt halkına köle muamelesi yapmaktan başka ne anlama gelir bu?
Bu zihniyet, halkların geleceğiyle oynuyor; Türkiye’yi hızla bir iç savaşa ve halkların boğazlaşmasına sürüklüyor.
“AKP rüzgar ekiyor. Bilmesi gerekiyor ki, rüzgar eken fırtına biçer!” Bu bir yorum değil; aylardır bombalanan Kürdistan dağlarında yüzyüze konuştuğum her gerillanın en net ifadedir. AKP’nin bu vahşeti sürerse, bu zihniyetinin kaçınılmaz sonucu olarak Türkiye’nin bir iç savaşa sürükleneceğini, savaşın Kürdistan’la sınırlı kalmayacağını, yaşanacak her şeyden de bu zihniyetin sorumlu olacağını dinledim onlardan. “AKP ateşle değil, bombayla oynuyor; bombanın pimini çekmeye çalışıyor,” diyor Kürt gerillalar ve ekliyorlar: “Bomba AKP’nin elinde patlar, onu vurur!”
89 yaşına giren cumhuriyet rejiminde gidişat iyiye işaret değil. Ama Kürtler de eski Kürtler değil. Verilenle yetinmiyor, hakkı olanın tamamını istiyor. Bunun mücadelesini veriyor. Sırf bu yüzden Kürtlere yaşamı zehir etmenin, yaşam hakkı tanımamanın bedeli çok ağır, çok kanlı olur. Çünkü Kürtler ‘kurbanlık İsmail’ değil artık. Onurunu korumak için amansız direniyor, direnecek de.
Cumhurunu aşağılayan, yok sayan, darağacında sallandıran, başına bomba yağdıran, “asmayalım da besleyelim mi?” diyebilen ve her karış toprağından toplu mezar fışkıran cumhuriyetin geleceği yoktur.
Kürt Halk Önderi Öcalan, Demokratik Cumhuriyet ve Kürtlerin halk olarak haklarını tanıyan Demokratik Anayasa ısrarı nedeniyle üç aydır ağır tecrit altında. Halk olarak var olmak, özgür yaşamak isteyen kürde her tür vahşetle saldırmak, binlerce ton bomba yağdırmak, kimyasal gazlarla cesetlerini tanınmaz hale getirmek; Kürdistan doğasını yaşanmaz bir viraneye çevirmek; kendini yönetmek ve özgür , iradeli siyaset yapmak isteyen binlerce insanı ve halk tarafından seçilenleri sudan bahanelerle zindanlara doldurmak; en meşru demokratik protesto ve direnişi bile acımasızca sindirmeye çalışmak; bunun için devletin tüm imkanlarını çar-çur etmek; depremzedelerin acılarını “oh olsun!” diyerek ikiye katlamak, hangi öfkenin sonucu dersiniz? Kürdün silahlısı da, siyasisi de istenmiyor bu sistemde. Çünkü hala “en iyi Kürt ölü Kürt’tür!” onların gözünde.
AKP Türkiye’de mutlak diktatörlüğünü ilan etmek için Kürtlerin de kendisine biat etmesini istiyor. Ama Kürtler AKP’ye karşı çıkıyor, direniyor ve diğer halkların da özgürlük ve demokrasi umutlarını diri tutuyor. AKP işte buna öfkeleniyor. Çünkü kürdün inkarı üzerine kurulu sistemde iktidar olmanın yegane şartı, Kürdistan’da Kürt halkı üzerinde siyasal egemenlik kurmak ve kültürel asimilasyonu sonuca ulaştırmaktır. Bunu sağlayamayan Türkiye’de iktidar olamaz, olsa da bunu sürdüremez. AKP bunu iyi biliyor. Kürtlere ve Özgürlük Hareketi’ne karşı başarısız kalmıştır. Kürt halkına gözü dönmüşçe saldırının altında iktidarını kaybetme korkusu var. Ama korkunun ecele faydası yok.
Van’daki depremzedenin acı sözleri, 88 yıllık cumhuriyetin ve AKP zihniyetinin en yalın ifadesi oldu Kürtler açısından: “Bir can almak için en gelişmiş tekniği kullanıyor; ama bir can kurtarmak için kılını bile kıpırdatmıyor!..”
Çok söze ne gerek. Ya bu cumhuriyet Kürtlerle barışır ve demokratikleşir; ya da Kürtler ‘bomba yağdıran cumhuriyetten bana fayda yok’ diyecek ve pahası ne olursa olsun kendi çözümünü geliştirecektir. Kürtler çözümsüz, alternatifsiz değil.