1969 yılında Honduras ile El Salvador arasında çıkan savaş nasıl başlamıştı, biliyor musunuz? İki ülke arasında 1970 Dünya Kupası için eleme maçları vardı. Maçlar sırasında yükselen tansiyon sonucunda Honduras ülkesindeki El Salvadorluları sınır dışı etmeye başladı. Üçüncü maç sonucunda gerginlik o kadar yükselmişti ki El Salvador Honduras’la olan diplomatik ilişkilerini kesti ve 100 saat süren bir savaş başladı. Ateşkesle sona eren savaş sonucu bozulan iki ülke ilişkileri ancak 1980'li yıllarda düzeldi.
Futbol savaş başlattığı gibi savaşları bitirebiliyor da. Nijerya-Biafra arasındaki iç savaş sırasında 1967 yılının yazında 48 saatlik ateşkes ilan edilmişti. Ateşkesin nedeni ilginçti. O gün Lagos’ta Pele bir gösteri maçına çıkacaktı. İki taraftan da bir dolu insan oturup dünyanın gelmiş geçmiş en büyük futbolcusunu oturup izledi.
Pele’nin gösteri maçı savaşı sadece 48 saatliğine durdurmuştu ama 2007 yılında Drogba’nın Fildişi Sahilleri milli takımı ülkedeki iç savaşı bir maçla bitirdi. Madagaskar’la oynanacak maç için ülkenin kuzeyinde isyancıların merkezi olan Bouake’de oynanması Drogba’nın fikriydi. Maçta oyuncuların güvenliğini isyancı birlikler sağladı. Tribünlerdeki Fildişili yetkilileri ise ordu koruyordu. Fildişi Sahilleri'nin 5-0 kazandığı maçta yıllar sonra ilk kez isyancılar ve hükümet yanlıları yan yana sevinç gösterisinde bulundu. Yıllar süren ve sonuçsuz kalan tüm arabuluculuk çabalarının gerçekleştiremediğini bir maç gerçekleştirdi.
Diğer taraftan ise 1970 yılında Brezilya’daki askeri cunta Dünya Kupası marşını kendi marşı olarak kullandı. Aynı şekilde Arjantin’deki Cunta da 1978 yılındaki Falkland Savaşları sırasında en çok Dünya Kupası için bestelenen marşları radyolardan çalıyordu. Franco dönemi İspanya’sında toplumu dizginlemenin en temel aracıydı futbol.
Ne büyük tezatlar bunlar değil mi?
***
Futbolun sadece spor değil, sosyo-kültürel bir fenomen ve siyasal bir araç olduğuna yönelik örnekler o kadar çok ki. Ciudad Juarez’daki Los Indios da bunlardan biri.
Ciudad Juarez, ABD ile Meksika sınırında dünyada cinayet oranının en yüksek olduğu yer olarak ünlenen bir şehir. Uyuşturucu kartelleri arasındaki çatışmalar nedeniyle yaşanan vahşetler sık sık dünya medyasında yer alır. Şehir ortalama bir insanın arkasına bakmadan kaçması için gerekli tüm koşullara sahiptir: Cinayet, fakirlik, eğitimsizlik, yolsuzluk vs vs.
ABD’nin Dallas şehrinde yaşayan Marco Vidal’in 2007 yılında Juarez’de kurtulup Los Indios futbol takımında top koşturmaya başlaması, o yılın belki de en tuhaf haberlerinden biriydi. Henüz 19 yaşındaki bir genç sporcunun ABD’den Juarez’e dönmesini kimse mantıklı gerekçelerle açıklayamıyordu. Mantıklı bir gerekçesi yoktu da. Sadece babasının hayalini gerçekleştirmek için Juarez’e dönmüştü.
2008 yılında Marco Vidal, Los Indios’la birlikte ikinci ligi birinci bitirdi ve eleme maçlarında Esmeraldas’ı geçerek birinci lige çıktı. Takımın birinci lige çıkması bir anda dünyada Juarez’in yeniden gazete sütunlarında yer almasına neden oldu. Bu kez alışıldığı üzere cinayet haberleriyle değil, futbolla.
Ama bu hikaye Juarez’de yaşanan pek çok hikaye gibi pek de iyi sonlanmadı. Juarez’in Los Indios futbol takımı Meksika liginin vasat takımlarından biri oldu. Önce küme düştü, sonra 2012 yılında ise finansal kriterleri yerine getirmediği için Meksika Federasyonu tarafından kulübe lisans verilmedi ve Los Indios tarihe karıştı. Vidal da ikinci ligde takım takım dolaşıp durdu.
O takımdan geriye taraftar gruplarının en favori sloganı kaldı "Bu sevgi korkaklar için değil!” Ve Los Indios’un ardından şehirde cinayetlerin ve şiddetin ciddi bir şekilde azaldığı gerçeği.
Buyrun Los Indios’a tezat bir başka örnek daha: 1999-2000 yılları arasında 80 kadar kişi sadece futbol nedeniyle yaşanan şiddet olaylarında hayatlarını kaybetti. Yaralananların sayısı ise 13 binden fazla.
***
Futbol tartışmasız bir şekilde en küresel spor. Irak’ta IŞİD’in infaz ettiği Şii askerlerden Filipinlerdeki gecekondu mahallesinde ömrü geçen 70 yaşındaki ihtiyara kadar futbol dünyamızın her alanında hemen hemen tüm toplumsal kesimlere nüfuz etmiş durumda. Tüm uluslar, tüm dinler, tüm sosyal gruplar içinde futbol tutkunlarını bulmak mümkün.
Başka hiçbir spor dalı dünyanın birçok ülkesinde, farklı kültürler tarafından birbirine benzer nitelik ve davranış gösteren şekilde taraftar bulmamıştır. Başka hiçbir spor dalı bu kadar politize, bu kadar güncel siyasetle ilişkili, bu kadar ideolojilere açık olmamıştır. Başka hiçbir spor dalı futbol kadar kabile sembollerini; bayrakları, takım renklerini, hep bir ağızdan söylenen marşları kullanmamıştır.
Futbolun birleştirici etkisi, farklı kültürler arasında ilişki zemini oluşturması gerçeği ne yazık ki artık bir pazar aracı olarak kullanılmasının gerisine düşmüş durumda. Dünya üzerinde futboldan daha etkili bir şekilde uluslararasılaşmış ve pazarlaşmış başka hiçbir sektör yok. Öyle ki artık sermayenin küreselleşmesinin sembolü olarak Coca Cola değil futbol gösterilir durumda.
Dünya Kupası da bunun zirve noktalarından biri. Dünya Kupası'nın bu sene yaklaşık pazar getirisinin 5 milyar Dolar civarında olacağı düşünülüyor. Sadece sponsorların bu organizasyona yatırdığı para 900 milyon Dolar civarında.
Dünya Kupası nedeniyle yayınlanan bilgisayar oyunlarının satışından kazanılacak gelirin dahi sadece 200 milyon Dolar civarında olduğu tahmin ediliyor. Küresel alanda futbol ve bağlantılı sektörlerin cirosu –sıkı durun- dünyadaki tüm ülkelerin yüzde 90’ının gayrı safi milli hasılasından daha fazla. (sadece bahis sektörünün 1 trilyon Dolar civarında olduğu tahmin ediliyor.)
Yoksa siz Chelsea, PSG, Manchester City vb. takımları satın alan zenginlerin sadece oyun oynamak için mi o kadar parayı yatırdığını düşünüyordunuz?
2010 yılında Avrupa’daki sadece futbolcuların tahmini bonservis bedelleriyle ifade edilen ekonomik büyüklük 10 milyar Dolar. Kulüp gelirleri, naklen yayın, reklam vs. gibi kalemler bu rakamın tamamen dışında.
***
Futbol günümüzde mucizelere çok kapalı bir oyun haline geldi. Bir oyuncuya 100 milyon Euro gibi bir paranın verildiği zamanlarda yaşıyoruz. Bugün Avrupa’nın büyük tüm liglerinde şampiyon olabilecek sadece 5 takım bulunuyor. Rekabeti, oyunu, oyunun ruhunu öldüren ve sürekli daha fazla parayla büyütülen takımların çağı artık.
Ve bu çağda gerçekleştirilen son Dünya Kupası yüzünden neler mi oluyor? Keyifle izlediğiniz Dünya Kupası'nın arka planına bir bakın:
Brezilya’da şu ana kadar 250.000 kişi evinden edildi, onlarca mahalle haritadan silindi, yüzlerce ev yıkıldı, bu dönemde özel tim polisleri tarafından 18 mahalle işgal edildi ve onlarca kişi öldürüldü. Devlet erkanınca ülkenin görüntüsünü bozan ve imajını zedeleyen sokak çocukları bir anda ortadan kayboldu; kimileri bu çocukların öldürüldüğünü kimileri de gözetim altında tutuldukları yerlerde işkence gördüklerini söylüyor. Sadece stadyum inşaatlarında çalışan 8 işçi yaşamını yitirdi.
Nüfusunun yarısının düşük gelirlilerin oluşturduğu Brezilya’da sadece güvenlik önlemlerine harcanan para ise 600 milyon Euro.
Yüzbinlerce insan için fakirlik, göç ve onlarca insan için korkunç bir acı demek olan bir oyunu artık keyifle izlemek o kadar zor ki!