Türklerin devlet olarak tarih sahnesine çıkışına, Fransa’nın Ermeni soykırımını inkarını yasaklamasıyla kan damladı. Cezaevine doldurduğu gazeteci, yazar ve entelektüel sayısı ile dünya birincisi olan AKP ise tavukları, kargaları bile güldüren bir söylemle soykırım yok demenin suç ilan edilmesini fikir özgürlüğüne darbe diye niteledi. Hatta cici demokrasinin şampiyonu Recep Tayyip de „Fransa’da fikir hürriyeti yok“ deyiverdi.
Rejimin dibacesine (başlangıcı) soykırım yerleşe dursun, aynı gün, özgürlükçü TC’de 46 Kürt gazeteci polisle, adliye sarmalında tutukluydu.
 Dağlarında kırım, düzde toplama kampları nedeniyle Kürdistan’da, topyekün savaşın „hewar û gazi“ sedaları yükseliyordu. Katliama çatışma diyordu AKP ve esir alınıp beslemeye dönüştürülmüş TC medyası. Ama katledilmişlerin vücudunda kurşun yarası yoktu. İnsan bedenleri yanık ve katillerin yüz karası olan zehirli gaz karasıydı.
Oysa, TC’nin Cenevre’de altına imza attığı uluslararası savaş hukukuna göre, kimyasal silah savaş suçuydu. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise gözümüzün içine baka baka „bizde kimyasal silah yoktur“ diyordu. Ama televizyonlar, bırakın Kürtlere karşı kullanılanları, cezaevindeki Türklerin „hayata dönüş“ünde kullanılan kimyasal silahların kalıntılarını tefrika ediyordu. 
Aynı Bülent Arınç’ın parlamentoda „Kürtlerin hakkı verilecek“ diyor, Kürtler bu sözlerini „savrulun yeni bir kırım dalgası geliyor“ diye okuyorlardı. Çünkü bunlar, söylediklerinin tam tersini yapan iki yüzlü, Kürtçesiyle „du ru“ydu. Utanmazlık meydanlarında „açılım“ bayrakları bile sallamış, sonrası kırım taarruzları olmuştu. Recep Tayyip’in arka beyni Yalçın Akdoğan, açılımın hak teslimi değil, Kürtleri teslim alma harekatı olduğunu açıklıyordu, şimdi.
Bu takımı biliyor, tanıyoruz. Bunlarda doğruluk, hatta kendilerini yönetecek akıl yoktur. Derin devlet de denilen yeraltı haydutluğunun, geçmişteki sokak infazcıları, kol başlarıdır, bunlar.
Derin devlet bunlara, „aptestsiz namaza duran yalancılar“ gözüyle bakıyor, zamanı ve yeri geldikçe değnekçi, cellat olarak kullanıyordu. Fethullah Gülen de gençliğinde, derin çetenin Komünizmle Mücadele Derneğinde yöneticiydi. Derneğin sabıka kaydında Kanlı Pazar katliamı vardı. Maraş, Çorum, Malatya katliamlarında MHP ile bütündü.
Ama ordudan tokadı yeyince „öpim abi“ diye dalkavukluk eden, „ordu, peygamber ocağıdır“ diyerek postal yalayandı. Onurlarının boyu bu kadar, Erbakan bile generallerin emriyle kendi kendine „muhtıra“ veren Başbakandı.
Bakmayın siz besleme medyanın „askeri vesateye son verildi“ yaygarasına. Bir şeye son verilmiş değil. Ordu, OYAK ve bütün ayrıcalıklarıyla eski yerinde.
„Elini ver öpim abi“ el yalamacılığıyla gelenler, hizmet erliği genseldir ya, şimdi aynı hizmeti Amerika’ya veriyorlar. Amerika, onları bölgedeki çıkarları için, terör tetiği olarak kullanırken, karşılığında Kürt hedefleri gösteriyor, onlar da kimyasal bombaları boca ediyorlar. (MHP milletvekili Lüftü Türkkan, Suriye’de 49 Türk personelin -MİT elemanı- terör suçundan tutuklandığını açıkladı.)
Oysa, Amerika izni ve istihbaratıyla topyekün savaş, Kürtleri zorla tutma çabalarını nafile kılmakta, gelişen topyekün ayrışma sürecini hızlandırmaktadır.
 Nitekim iki ayrı kesimin bulunduğu, bir vuruşta 46 tane Kürt gazetecinin tutuklanmasıyla bir kere daha gün yüzüne çıktı. Gazetecilerin başına gelenler, düşman topraklarında bile görülmemiş bir olaydı, ama Türk medyasında haber bile olmadı. (Amerika, Afganistan ve Irak’ta bunu yapmadı.)
Medyanın da ayrıştığı, herkesimin kendi medyasını izlediği bir yerdeyiz, artık. Türk medyası hükümetle ağız birliği ederek Kürtleri aşağılama, tutuklama ve kırıma methiye düzmekde.
Oysa onların sevinci, Kürdistan’ın hüznü, yasıdır. Her aşağılama ise uzaklaşmayı derinleştirmekte, Kürdistan’da kin dağlarını aşılamaz şekilde büyütmektedir.
Teslim olmamış hiç bir Kürt, bırakın vatandaş olmak, insan bile değil, topyekün düşmandır. Çocuklarının tepesine kimyasal gazlarının dökülmesi, toplama kampları düşmanın bile düşmana yapmadığı bir vaşettir. Ama kaybeden kendileri.
Daha düne kadar acaba diyen Kürtler de, bugün başka yerde. Onlar için de artık kendileri ve „hımber“ kanlarına susamış düşman vardır. Topyekün savaşın getirdiği budur.
Buna rağmen, masal dünyasından gelip, masalla yaşayanlar farkında değil, ama Afganistan’da, Irak’da öldürerek düşmanlarının kökünü kazıyamayan Amerika istihbaratı, Dimyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan olmayı hızlandırmaktadır. 
Ne yazık ki çözümün insaniyetten geçtiğini anlatmak mümkün değil. Çünkü anlamıyorlar…