
Bazen bir roman, anı, hikaye, bazen de stran ve klamlarda dile gelirler, yaşama renk katanlar. Edebiyatta konu olur, sanata can verip ruh kazandırır, umudu ve güzelliği ürettikleri ile yaratırlar. Ürettikleri tarihte hep önemli, kalıcı değerler olarak anılır. Tarihin canlı yaşayanları olarak varlık kazanırlar. “Ah, onlar şimdi olmalıydılar, tam da onun/onların zamanıdır” dedirtecek, her dem ve dönemin insanıdırlar. Kayıpları, sevdikleri, arkadaşları ve yoldaşları için kocaman bir boşluk ve özlemdir. Ama yüreklerde bıraktıkları izler de bir o kadar büyük ve derin… Bu izler ki bir tek yıldönümlerinde değil, sıklıkla bir fotoğraf karesinde TV’de beliren bir görüntüde veya bir gerillanın omuzunda taşınan bir kamerada sürekli anımsatır.
Dağların sesini duyuran Halil Uysal ise en sık hatırlananlardandır. O’nu kaybettiğimiz tarihin bir yıldönümünde daha, bu sözlerden daha ötesini bize söylettirecek zamanları yaşamaktayız. Çokça andık, hatırladık ve sevgimiz şimdilerde kocaman bir özlem. Anılar, bu özlemde filizlenerek yeniden dile geliyor.
Şimdi zamanın kadrajını kaldırıp gerilere uzanıyorum; birlikte Haziran sıcaklığında geçirilmiş, gülüşü, emeğiyle aydınlattığ altın değerindeki Halilli zamanlara… Dağlı Halilimizin elinin, gözünün değdiği zamanlardan bir gün. Yıl 1998, aylardan Haziran. İki bölük gerilla gücü olarak Güney Kürdistan’ın Metina sırtlarında Türk ordu güçlerinin operasyonları nedeniyle uzun süre çatışmalar yaşadık. Çembere alınan gücümüze yönelik havadan ve karadan saldırılar günlerce sürdü. Çemberin dışında kalan gerilla birliklerimizin bizi kurtarmaya yönelik eylemleri tank engelini aşamadı.
Yaklaşık iki haftalık operasyon, çatışma ve erzaksızlık hali, birliklerimizi oldukça yordu. Zorunlu olarak üs bölgemizde mevzi aldık. Sabah saatlerinde gözcü biriminin telsizden yaptığı uyarıyla birlikte mermiler patladı. Yarım saat süren çatışmada iki yoldaşımız şehit düştü, biri de yaralandı. Yorgunluk nedeniyle asıl üs alanına yetişemeyen birliğimizin askerin hedefi olmaması, dikkati üzerimize çekmek için yeniden çatışmaya girmek zorunda kaldık. Aralıksız çatışmalar sonucunda nihayet arkadaşlar manevra yapmayı başardı.
Silahla değil, kamerasıyla savaştı
Elbette ki buraya kadar anlattıklarım her gerilla birliğinin yaşayabileceği bir durum. Bu çatışma anında Halil’in yaptıkları ise hepimizi hayran bırakan, olağan olmayan şeylerdi.
Bizler on metre mesafede, iç içe kıyasıya çatışırken, Halil arkadaş yanıbaşımızda silah yerine kamerasını kullanmayı tercih etti. Ölüm bu kadar yakınken de kamerasını elinden düşürmedi, çatışmanın tüm detaylarını çekti. Dağ yaşamının ayrıntılarında dile gelen ruhu, fedakarlığı ve cesareti kaydetmek için hayatını ortaya koydu. Çatışmadan sonra üs alanına çekildiğimizde, bu durumu Halil arkadaş şu cümlelerle tanımlamıştı: “İlk etapta patlayan bomba ve mermiler altında silah mı, kamera mı kullanayım, karar veremedim. O kısa saniyelerde yaşadığım tereddüt, yaşamıma mal olabilirdi. Ama ben silah yerine, kamera kullandım ve çok önemli görüntüler kaydettim.”
Sanat böyle bir şey olsa gerek! An’a hükmedebilmektir, anın ruhunu yakalayabilmektir. Sanat yaşamın ansal akışında dile gelen hakikati anlama, bunu dile getirme eylemi ve çabası değil midir?
Dağlar Halil’le dile geldi
İzmirli Türk bir ailenin çocuğu olarak Avrupalarda gözlerini hayata açan Halil hevalimiz, PKK’nin felsefesinin izini sürdü, Önderlikle buluşmak için yönünü Şam’a verdi. Bu buluşma yaşamının ve sanatının rotasını değiştirdi; Dağlı Halil olmanın yolunu açtı. Bir süre sonra yönünü Kürdistan dağlarını verdi ve Halil Uysal, Halil Dağ oldu. Özgürlük felsefesi Halil’in kaleminin, kamerasının ve fotoğraf makinesinin yönünü belirledi, tercihini netleştirdi ve sanatının rehberi oldu. Bir gerillanın cesareti, fedakarlığı, yol yürüyüşü, ağız dolusu gülüşü, sevgisi, özlemi, umudu Halil’in kaleminde yeniden dile geldi, yoğruldu, somutlaştı ve kalıcı bir esere dönüştü. Yaşamını buna adadı, kamerası ve fotoğraf makinesini bu anları kaydetmek için hep tetikte tuttu. Yürek mevzisini hiç boş bırakmadı, her anında emek verdi, mücadele etti.
Bugün bizler Halil’in dağ zirvelerinde fotoğraf makinesiyle kaydettiği xezalin (dağ keçisi) o bakışlarını, bu anları yakalarken yüzünde beliren gülüşü özlüyoruz. Onsuz dağların gerillası, ağacı, çiçeği, böceği, sevgisi yarım gibi. Dağlar yeniden dile gelmek için Halilin gözünü, kalemini bekliyor… Onun yaratıkları halen devrimci sanatta zirvedeki yerini koruyor. Dağlar Halilini arıyor…
Direniş cepheleri Halilleri bekliyor
Şimdi Halil’in zamanıydı dediğimiz anları yaşadık/yaşıyoruz. Yüreklerini mevzi haline getirerek çarpışan, silahı insanlığın savunması için kullananlar; yanıbaşında Halil yoldaş gibi silah yerine kamera kullanacak cesaretle eser yaratanlara ihtiyaç duyarlar. Hiçbir karşılık beklemeden yüreklerini ortaya koyanların en güzel tarifini Halil gibilerin yapabileceğini bilirler.
Mevziden mevziye koşan uzun saçlı, nergiz gülüşlü kadınları ve kara, mavi gözlü yiğit erkekleri en güzel Halil yazardı. Ölüme meydan okuyan cesaretlerini en canlı haliyle kamerasına alır, aktarırdı. İnsanlık savaşının en insan hallerini yazar, çizer, mısralara aktarır, çoraklaşan yürekleri canlandırır, ruhları yeniden filizlendirirdi. O, yaşamını kimsenin ilk elden göremediği bu gerçeklerin keşfine adadı. Güzelliğin arayışçısı, kâşifiydi. Bu yolun en kahraman ve fedakar neferiydi. Halil’in yoldaşları Şengal, Kobanê, Mebruka, Mexmûr, Kerkük ve Rojava’daki görkemli direnişlerine O’nun tanıklık etmemesinin eksikliğini hep hissetti. Halil’in yaratıcı kalemi ve kamerasının insanlığın kirlenmemiş Dağlı yüzünün ovalardaki şahlanışına değmesi, görmesini istedi. Halil’in gözünden görünmeyi bekledi.
Dağlarımızın melek yüzlü Sarya’sını yazarken bahsettiği kardeşi Deniz Fırat Mexmûr’da ölümsüzleşirken, ne çok isterdi Halil’in kaleminden mısralara dökülmeyi. Şimdi dağlarımız, ovalarımız Halil’ini arıyor. Halklarını, topraklarını savundukları cephelerdeki destansı hikayelerin kahramanları dört bir yanda Halillerini arıyor. Hiçbir sözün anlatamadığı erdemlilikte olan Halil yoldaşın ölümsüzleşen gerçeğini bir kez daha anarak tüm zamanlarda mücadelemize rehber kılma sözümüzü yeniliyoruz. Bu şehadet yıldönümünde Dağlı Halil’imizi Kobanê’nin zafer tutkusu ve zulme hiçbir koşul altında geçit vermeyen gerillanın azmiyle selamlıyoruz.
FATMA ADIR