Dağların Seyidi
Forum Haberleri —

Seyit Evran
- Seyit düşünce aklıma o kadar çok şey gelir ki, bir kaç sayfayla anlatmak imkansızdır. Otuz yıllık bir mücadele yaşamı, bu mücadele yaşamında tanıştığı, etkilendiği, etkilediği binlerce yoldaş, gezdiği dört parça Kurdistan ve nicelerinin izleriyle dolu bir yaşam ve kişiliği anlatmak kolay mı? Kolay değil!
SERHAT MASİS
Bir güz akşamında duydum.
Son yazdıkların da güz üzerineydi. Günlerdir seni tanıyanlar anlatıyorlar. Biz dinliyoruz. Her bir arkadaş da sana dair hatıralarını söylüyor. Ben ise susuyorum. Bazen sen de öyle yapardın ya. Dinler dinler sonra yazardın.
İlk görüşmemizden başlayayım. 17 yıl oldu. 2006 yılının Ocak ayıydı. Ben Kandil’den yola çıkmıştım. Yol güzergâhımızda Xinere de vardı. Oradan da gruba katılacaklar vardı. Xinere her kış olduğu gibi karla kaplıydı. Grubumuzdaki diğer arkadaşları hatırlamıyorum ama seni iyi hatırlıyorum. Çünkü birlikte HPG-BİM’e doğru yola çıkmıştık. Uzun bir yolculuktan sonra gürül gürül akan Avaşîn suyunun kenarına geldik. Şimdi basında çokca adı geçen Sida, Zap için ilk durağımızdı. Sida’da çok fazla beklemeden Balinda köprüsünden geçerek vadi boyunca ilerlemeye başladık. Vadinin alt taraflarında yağmur, üst yamaçlarda ise kar yağıyordu. Birlikte getirdiğimiz yükleri taşımak için bir grup arkadaş da katırlarıyla birlikte bize yardım ediyorlardı. İlk defa geldiğim Zap büyüleyiciydi. Kandil’e benzemiyordu. Yan tarafımızda bir dere akıyordu. Bazen bu dereyle birleşen küçük derecikleri geçerek yolumuza devam ediyorduk. Karla karışık yağmur tüm şiddetiyle yağmaya devam ediyordu. Ve biz yürüyorduk. Seyit arkadaş önde ben arkasında… Yürüyorduk. Yaşça benden çok büyük olmasına rağmen bir ceylan gibi seke seke heyecanla yürüyordu. Heyecanı yürüyüşüne yansıyordu. Hem yürüyor hem de hayran hayran etrafı inceliyorduk. Üç saat boyunca yürüdükten sonra Zap vadisindeki ilk noktaya ulaştık. Orada sıcak bir çay içtikten sonra tekrardan yola koyulduk. Arkadaşların dediklerine göre çok fazla yol kalmamıştı. Yarım saat kırk beş dakikalık bir yürüyüşten sonra HPG Ana Karargahı’na ulaştık. HPG Ana Karargahı Şikefta Brindara denilen yüksek kayalık bir tepenin alt taraflarında konumlanmıştı. Karargah’a vardığımızda akşam yemeği vaktiydi. Ve herkes Karargah’ın kamelyasında toplanmıştı. Sanırım 40-50 kişilik bir arkadaş grubu vardı. Herkesle selamlaştık. Ve yemeğe başladık. Sonra Karargah’ın aşağı kısmında konumlanmış Basın Merkezi’ne gittik. Basın sorumlusu Zana arkadaştı. Zana arkadaşı ilk defa görüyordum ama Sen Zana arkadaşla eskiden Amed’den tanışıyordun. Zana arkadaşla uzun süredir görüşmemiştin. Hal hatır sorduktan sonra başladınız eski günlerden, eski arkadaşlardan bahsetmeye. Siz konuşuyor, biz dinliyorduk. Her ikinizin de hafızası çok güçlüydü. Bir kaç saatte on yılı aşkın süre Amed’de şahadete ulaşmış ya da halen yaşayan onlarca arkadaştan bahsettiniz. O kadar arkadaşı bazılarının gerçek isimleri de dahil olmak üzere hafızanızda tutmanız müthiş bir şeydi.
HPG-BİM’e savaş muhabirliğini geliştirmek için gelmiştin. Hem bir gerilla hem de bir savaş muhabiriydin. 1 Haziran Hamlesi’nin adım adım geliştiği, büyüdüğü yıllardı. Gerilla eylemler yapıyordu ancak onları yansıtma konusunda yetersizlikler vardı. Bunu görmüş ve bu eksikliği gidermek için öneri yapmıştın. Ve kabul edilir edilmez yola çıkmıştın.
Zap’a gelir gelmez dağıyla gerillasıyla her şeyiyle kısa sürede kaynaşmıştın. HPG BİM’e farklı bir hava katmıştın. Gittiğin her yerde olduğu gibi orada da kendi rengini vermiştin.
Zap’a gelir gelmez işe koyulmuştun. Birlikte gittiğimiz Mahsum Korkmaz Akademisi’nde gördüğün Bedrettin Türkmen arkadaştan başlayarak Kadir Usta ve daha ismini hatırlamadığım pek çok enternasyonalist gerilla arkadaşı anlatmıştın.
Bir süre sonra yine birlikte Kuzey gruplarının kaldığı bir kampa gittik. Bu kampın üst tarafında küçük bir kampta Beritan filminin montajı için Xelil Dağ arkadaşla birlikte bir grup arkadaş kalıyorlardı. Beritan filminin montajı bitmişti. Ve yayına hazırdı. Beritan filmine ilişkin Xelil arkadaşla ilk röportajı sen yaptın.
Ve bir yaz sıcağında bir Ağustos gününde kahpe bir kurşunla şahadete ulaşan yılların gerilla komutanı Sarı İbrahim arkadaşa şahadete ulaşmadan önce Agit arkadaşı anlattıran yine sendin.
*****
Seyit arkadaşla yaklaşık bir yıl aynı alanda kaldık. O bir yılda neler yaptığını yazmaya çalışsam; ne hafızam bu kadar şey kaldırır ne kağıt kalem…
Bu bir yıl boyunca Seyit arkadaş her günü dolu dolu yaşadı. Şimdi o günleri hatırladığımda Avareş’i, Kadir Usta’yı, Armanç Kerboran’ı, Zerdeşt Dersimi’yi ve yüzlerce yoldaşı hatırlarım.
Ve…
Hatırladığım her simanın yanında Seyid’in de bir yeri vardır.
Seyit arkadaşla geçen Zap günleri tanımsız izler bıraktı hafızamda…
Odun toplamaya giderken, ateş yakarken…
Çay hazırlayıp arkadaşları çağırıp çay ikram etmesi ve güzel sohpetleri hatırlarken bir gülümseme belirir yüzümde.
Zap’ın asi dağları, derin vadilerinde yaşıyor hatıraların.
O, her güne bir haber, her güne pek çok anlam sığdırmayı bildi. Bununla kalmadı, biriktirdiği anlamları arkadaşlarıyla da paylaşmayı bildi. Orada yürüttüğü tartışmalar ve çalışmaların da etkisiyle HPG’de gerilla haberciliği ve savaş muhabirlikleri önemli bir gelişme kaydetti. Şimdi herkesin çokça takip ettiği Gerilla Tv Seyit arkadaşın da içinde bulunduğu tartışmalar sonucunda açıldı. Şimdi izlediğim her bir gerilla eylem görüntüsünde Seyit arkadaşı anarım. Çünkü onun bunun gelişmesinde önemli bir katkısı oldu.
Yıllar sonra Rojava’da görüştük. Sakalları beyazlamıştı. Konuşmasındaki aynı heyecan devam ediyordu ama konuları ele alışı daha da derinleşmişti. O beyaz sakalı ve konulara yaklaşım tarzı onun kamilleşme yolunda büyük adımlar attığının göstergesiydi. Yine anlattı ve ben dinledim. O sordu ben anlattım. Saatler nasıl geçti anlamadım. Seyit’ti O; yoldaşlarının, gerillanın, dağın Seyid’i. Sonra görüşemedik. Bazen TV’de katıldığı programlardan görüp dinleme şansım oldu.
Seyit düşünce aklıma o kadar çok şey gelir ki, bir kaç sayfayla anlatmak imkansızdır. Otuz yıllık bir mücadele yaşamı, bu mücadele yaşamında tanıştığı, etkilendiği, etkilediği binlerce yoldaş, gezdiği dört parça Kurdistan ve nicelerinin izleriyle dolu bir yaşam ve kişiliği anlatmak kolay mı?
Kolay değil!
O, dağların, gerillanın Seyid’i
O Gurbeteli’nin, Xelil’in, Cesur’un, Ali’nin yoldaşı…
Sözümüz sözdür. Kalemi, kamerası yerde kalmayacak. Yazılacak bu mücadele, kazanılacak zafer, yaşayacak ruhu mücadelenin her anında…







