Fransa Gündemi


Fransa Başbakanı Manuel Valls, ülkesinin ev sahipliğini yapacağı 2016 Avrupa Futbol Şampiyonası'nın terör tehdidi yüzünden iptal edilmeyeceğini duyururken, Cumhurbaşkanı François Hollande, büyük tartışmalara neden olan "terör" suçundan mahkum olanların vatandaşlık haklarının ellerinden alınması da öngören anayasa reformunu rafa kaldırdığını duyurdu. Uzmanlar, toplumsal kutuplaşmanın artma riski, ırkçı partilerin bu süreçten yararlanma olasılığı gibi nedenlerden dolayı Hollande'ın yasa konusunda geri adım attığını belirtiyor.

Geçen yıl Kasım ayında Paris'i kana bulayan saldırılar sonrası Fransa Cumhurbaşkanı Hollande'ın ilan ettiği reform paketi, mecliste hükümetin önerdiği şekliyle kabul edilmiş, Senato'da, terör suçundan mahkum olanların vatandaşlık haklarının  ellerinden alınmasının öngören anayasa reformu sadece çifte vatandaşları kapsayacak şekilde değiştirilmişti. 

Yasa tasarısına en başta insan hakları kurumları, hukukçular, ırkçılığa karşı dernekler ve sol hareketler büyük tepki göstermişti. Tüm bu tartışmaların ardından Hollande, 30 Mart Çarşamba günü anayasa reformundan vazgeçtiğini açıkladı.

Neo liberal politikalar gereği kapitalizmin yaşadığı devrevi kriz ne zaman derinleşse yeni yasa ve kararnamelerle saldırı dalgası katmerleniyor. Fransa'da özellikle Sosyalist Parti hükümeti tarafından gündeme gelen bütün yasalar aynı zamanda böylesi bir içerik taşıyor. 

Bakan El Khomri'nin sunmuş olduğu çalışma yasası da bu kapsamda; işçi ve emekçilere, gençlere ve bu ülkede yaşayan göçmenlere 19. yüzyıl çalışma koşullarının dayatılmasından başka bir anlam ifade etmiyor. Savaşa, olağanüstü hale ayrılan bütçe miktarı büyüdükçe hükümet ağırlaşan bu yükün faturasını topluma yükleme çabasına girdi. 

Bunun için birçok düzenleme yapılırken, bu kez sıra emekçilerin çalışma sürelerinin uzatılması "işsizliği önleme" yalanı altında piyasaya sürüldü. Günlerdir grevler, eylemler devam ediyor. 

Hükümet söz konusu çalışma yasasıyla kapitalizmin 'kriz yükünü siz taşıyacaksınız' diyor. İşçiler, emekçiler ve özellikle gençler, "geleceğime dokunma" sloganıyla grevli, boykotlu eylemlerini sürdürüyor. 

Ve bu kez sadece yasaya karşı değil, savaşa, savaş bütçesine, olağanüstü hale ve toplumu kutuplaştıran birçok uygulamaya "hayır" deniliyor. Bu sosyal hareketin, sınıfsal öfke kabarmasının büyüyüp büyüyemeyeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. 

Öte taraftan hükümetin güncel politikası; 'sinin, susun, seyredin, modern köleler olarak çalışın'ın ötesinde değil. Bu nedenle her sokak eylemi ve grevli gösteri arifesinde büyük bir tantanayla 'Paris'te bir terör tehdidi' olduğu söylenerek birileri gözaltına alınıyor. Ama sonrasında bu kişilerin o büyük eylem hazırlıklarının ne olduğu, kişilerin tutuklanıp tutuklanmadığı basına yansımıyor. Çünkü dönemin modası 'devlet güvenliği' ve 'gizlilik hakkı' devreye giriyor. 

Bütün bu sürecin en büyük mağduru olan, her geçen gün yoksullaşan, işsizlik girdabına çekilen, elindeki son kırıntıları da alınan işçi ve emekçilere ise öncülük edecek siyasal, politik bir hareket eksikliği, sistemin pervasızlığını büyütmeye devam ediyor.