Bu belirlemeyi Rojava devrimi ile Sovyet devriminin birbirine benzeyen yönlerini, hatta birbirine çok yakın olan özelliklerini ifade etmek için yapıyorum. Bu belirlemeden hareketle birçok aydın, yazar, hatta klasik solcu ve devrimcinin ‘bu da nereden çıktı’ diyeceği kesindir. Ama olsun, söylesinler, burun büksünler, alay etsinler, ‘Kürt devrimi nerede Sovyet devrimi nerede’ desinler.
Kim ne derse desin, 19 Temmuz 2012 yılında Rojava’da bir devrim yapılmıştır. Devrimin yapıldığı yer Kürdistan, devrimi gerçekleştiren halk ise Kürtlerdir. Devrimsel gelişmeye yön veren, ona öncülük yapan öncü güçler de; Güneybatı Kürdistan’da yaşayan halkların kardeşlik ve özgürlüğünü savunan değişik politik güçlerden oluşan yurtsever-devrimcilerdir.
Devrimin karakteri; demokratik, halkçı, kardeşlik ve özgürlük ilkelerine dayanır. Ahlaki ve politik özelliklere sahip olan Rojava Devrimi, düşünsel ve ideolojik anlamda da Demokratik Uygarlık çizgisini esas alır. Dayandığı güç, halktır. Temel dayanağı Kürt, Arap ve diğer halkların oluşturduğu devrim bu anlamda hem ulusal, hem toplumsal, hem ahlaki ve politik, hem de demokratik- uygarlıksal bir öze sahiptir.
Sovyet Devrimi ile benzerliği, Ortadoğu’da yapılacak ahlaki-politik devrimlerin ilk halkasını oluşturmuş olmasıdır. Bilindiği gibi 17 Ekim Sovyet Devrimi, Avrupa ve Asya kıtasında yapılan devrimlerin hem ilk halkası, hem de dünya emekçileri için bir kıvılcım ve ilham kaynağı olmuştu. Bu bağlamda Rojava Devrimi de, Ortadoğu’daki devrimlere analık yapabilecek ilk kıvılcım olma rolünü oynama imkanına sahip olduğu kesindir. Mao’nun, “bir kıvılcım kocaman bir bozkırı tutuşturabilir” belirlemesi, bu gerçeğin en yalın dille ifade edilmesidir.
Bu kuram yeni değildir. PKK Önderliği bundan yıllar önce şunu belirtmişti: “Nasıl ki 17 Ekim Devrimi dünyada devrimler çağını açtıysa, Kürdistan devrimi de Ortadoğu’da politik-ahlaki devrimlerin çağını açacaktır.”
İşte bu çağ, Rojava Devrimi’yle açılmıştır. Genelde Ortadoğu, özelde ise Kürdistan devrimi için stratejik bir role sahip olan Rojava Devrimi’nin birçok gücün saldırısına uğramasının nedeni de budur. Bölge güçleri ve Türkiye’nin saldırısı, Rojava Devrimi’nin bu stratejik özelliğinden ileri geliyor. Türkiye’nin devşirdiği çetelerle saldırması, Güney’deki güçlerin sınır kapısını kapatması, uluslararası devletlerin olumsuz girişimleri, Rojava Devrimi’nin gelecekte oynayacağı kaldıraç rolünden kaynaklandığını vurgulamaya bile gerek yoktur.
Son dönemlerde uluslararası çetelerin Türkiye üzerinden Rojava’ya giriş yapmaları, sivil halka, Arap ve Kürtlerin ortak yerleşim alanlarına saldırmaları, yine İran ve Güney’de bulunan bazı güçlerin adeta devrimin başarısızlığı için özel çaba göstermeleri, bu gerçeğin bir sonucudur.
Rojava Devrimi’nin bu özelliğinin görülmesi ve buna göre tutum belirlenmesi mutlak bir doğrunun dile getirilmesi olduğu tartışılmazdır. Bu özellik zorunlu bir seferberliği, olağanüstü bir duyarlılık ve enternasyonalist görevi de gerekli kılıyor. Zaten devrimin kendisi en üst düzeyde seferberlik ruhunu gerektiriyor. Bu ruh aynı zamanda yapılması gereken görevin büyüklüğünü de ortaya koyuyor.
Bu, sadece dört parçadaki Kürtlerin görevi değil, aynı zamanda İran, Suriye, Irak ve Türkiye halklarının da enternasyonalist görevidir de. Kürtleri işgal altından tutan ülkelere mensup devrimcilerin, aydın ve demokratların görevleri daha belirgin olduğunu vurgulamaya bile gerek yok.
Acil ve güncel görev budur. Enternasyonalist, dayanışma ve kardeşlik ahlakı bunu ifade ediyor.
O zaman Kürt halkını, çetelere ve uluslararası karanlık güçlere dönük verdiği özgürlük ve onur mücadelesinde yalnız bırakmamak için daha fazla ROJAVA diyelim…
Daha fazla ROJAVA