Fransa’nın Strasbourg kentinde Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi üyesi 15 Kürdistanlının sürdürdüğü açlık grevi bugün 47. gününe girdi.
Öcalan’ın özgürlüğüne kendilerini adadıklarını belirten eylemciler her fırsatta eylemlerinin vicdanlara seslenen bir eylem olduğunu dile getiriyor.
Evet, gerçekten vicdanlarımız bu ses ile ne kadar harekete geçti? Gerçekten ölüme kendini yatıran bu insanların eylemleri karşısında ne yaptık? Eylemi gerçekten anladık mı?
Kimilerimiz çok duygusal yaklaştık. Bitirmelerini istedik. Kimimiz onlara acıdık. Kimimiz “vay be helal olsun” demekle yetindik. Kimileri ise hiç sesini sedasını çıkarmadan uzaktan takip etmeyi tercih etti.
Eylemcilerden Fuat Kav’ın geçen hafta gazetemizde yayınlanan makalesi eyleme nasıl yaklaşılması gerektiğini çok iyi anlatıyordu: Kav, “Strasbourg açlık grevini doğru algılamak” yazısında şunları dile getiriyordu: “Her şeyden önce eylem doğru anlaşılmalıdır. Yoksa tartışma ve polemik konusu olur. Ve bu nedenle ‘zamanı geçmiş, çağımıza uymayan’ bir eylem olduğu ve dolayısıyla ‘bırakın’ yaklaşımları gündeme gelir. Önce eylemin amacını iki cümleyle vurgulamalıyız: Eylemin amacı Öcalan’a özgürlüktür. İkincisi sağlığı ve güvenliği hakkında doğru ve kesin bir bilgi elde etmektir. Bir kampanyayla başlatılan ‘Öcalan’a Özgürlük’ sürecini kafalarda bir algı, bir düşünce, bir bilinç ve ruh yaratmaktır.
‘Öcalan’a Özgürlük’ fikri soyut, kimilerince gerçeklikten uzak, hayatta yeri olmayan bir yaklaşım olarak görülüyor. Bu fikir sadece Avrupa ve diğer Batılı devletlerde değil, ne yazık ki bizde de, dostlarımızda da, hatta kimi yurtseverlerimizde de vardır. Oysa öyle olmamalı, bu yanlış düşünce bir algı haline gelmemelidir.
Peki, Öcalan ne zaman özgürleşecek? Yerimizde oturarak mı, bunu soyut ve hayatta yeri olmadığını söyleyerek mi, Avrupalıların dediği gibi ‘Ama Türk devleti Öcalan’ı farklı görüyor’ diye düşünerek mi? Elbette ki hayır! Mücadele ederek ve bu mücadeleyi kesintisiz bir kampanyaya dönüştürerek Öcalan’ı özgürleştirebiliriz. Tıpkı Nelson Mandela gerçeğinde olduğu gibi.
Gerçekçiyiz, bir adımla, bir açlık greviyle bu kampanyanın yetmeyeceğini biliyoruz. Ama kampanyanın ilkleri olarak bu sürecin çok daha derinleştirilmesi gerektiği ve bu eylemin değişik demokratik eylem türleriyle güçlendirilerek daha da anlam kazanacağı kesindir. Yapılması gereken budur. Bunun dışında yapılacak farklı yorumlar süreci geliştirmeyecek, başatılan kampanyanın bir algı ve düşünce netlik kazanma noktasında bir handikap haline gelecektir.”
Gerçekten açlık grevi eylemini doğru anlamışsanız, artık daha neyi bekliyorsunuz? Eylemcilerinde belirttiği gibi: Direnişe Ses Ver!
Daha neyi bekliyorsunuz?