Brüksel saldırısının, Avrupa’daki önceki tüm DAİŞ-El Kaide ve türevi örgütlerin terör saldırılarından farklılıklar arz ettiği herkesin hem fikir olduğu bir konu. Hemen öncesinde adına bir ülkenin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı denen kişilerin başlattığı tartışmanın ardından gelen bu saldırının siyasi ve askeri etkileri derinleşerek sürecektir. Benzeri saldırıların çetelesi ise Brüksel saldırılarının karnesinde tutulacaktır.
Çünkü Brüksel saldırıları da „Kobanê düştü düşecek“ sözü ve eylemleriyle özetlenecek AKP-DAİŞ’in Rojava’da baltayı taşa vurduğu siyasetin bir yansımasıdır. Şimdi AKP-DAİŞ siyaseti durumu kurtarmak için kıvırtmaya çalışsa da halk deyimiyle bu hamur daha çok su çekecektir.
Elbette saldırılar sonrası ilk tartışılanın Erdoğan olması anlaşılırdır. Tabi mesele Erdoğan’ın Çanakkale’de yaptığı, „Brüksel’de veya AB’nin herhangi bir şehrinde bu bombalarının patlamaması için hiçbir sebep yok. Mayın tarlasında dans etmek gibidir bu. Ayağınızın ne zaman mayına basacağını bilemezsiniz...“ açıklamalarıyla bağlantı kurularak yapılan yorumların da ötesindedir. Bu yorumları „3 gün sonrasında böyle bir eylem için hazırlık yapmak mümkün değil“ diyerek hafifletilmeye çalışılmasının da fazla anlamı yoktur.
Son olayı da önceki olaylar zincirine bağladığımızda ilk aklıma gelen Kürt Halk Önderliği Abdullah Öcalan’ın 2014 yılı içerisinde İmralı heyeti ile yaptığı görüşmelerde „DAİŞ Ortadoğu’nun JİTEM’i“ tespitidir. Öcalan’ın bu tespiti çok geçmeden doğruluğunu net olarak ispatlamıştı. Son gelişmeler etrafında ortaya çıkan veriler ile birlikte ele alındığında şu da açığa çıkmaktadır:
DAİŞ artık Avrupa’nın da JİTEM’idir. Avrupa’nın JİTEM’i olarak örgütlendirilmiş, militanları Avrupa’nın çeşitli merkezlerine konumlandırılmış, silahlandırılmış ve saldırıya hazır hale getirtilmiştir.
Zaten MİT’in Avrupa’da PKK’ye karşı suikast ve saldırılar için böyle ölüm mangaları örgütlediği bilinmekteydi. Paris’in göbeğinde PKK kurucularından Sakine Cansız’ın ve arkadaşlarının katledilmesinin altında da böyle bir örgütlenme vardı. Şimdi Erdoğan ve Erdoğan’ın ‘sır küpü’ Hakan Fidan yönetimindeki MİT, bu yapının hedeflerini genişletmiş, örgütlülüğünü yaygınlaştırmıştır. Erdoğan’ın faşist dikta yönetiminin bekası için MİT uluslararası bir istikrarsızlaştırma örgütü olarak JİTEM’i DAİŞ formunda örgütlemiştir.
Her emperyalist-sömürgeci ülkenin bir DAİŞ’i var, tezi doğru olsa bile şimdi aktif durumda olan AKP’nin DAİŞ’idir. Kuzey Kürdistan’da DAİŞ JİTEM olarak aktiftir. Benzin döküp diri diri yaktıkları, zırhlı araçlarla sokaklarda sürükledikleri, çıplak bedenler önünde postallarıyla poz verdikleri vb. fotoğrafları insanlığın gözüne sokarcasına ‘JİTEM’ isimli internet hesaplarından yayınlayabilmektedir.
Rojava’da JİTEM DAİŞ olarak aktiftir. AKP yönetiminin canlı bomba olarak ilan ettiği DAİŞ’liler şimdi YPG’nin elinde ve AKP’nin kirli planlarını anlatmaktadır. Avrupa için ise, Paris tetikçisi Ömer Güney ne kadar JİTEM’ciyse, Brüksel saldırganları da o kadar JİTEM’cidir.
Bu konuda gelen bilgiler de giderek artmaktadır. Gazeteci kimliğiyle yazan çizen birçok ‘Ortadoğu uzmanı’ veya ‘stratejist’in verdiği „AKP’nin MİT eliyle DAİŞ’i böyle bir örgütlenmeye yönelttiği“ yönünde satır arası bilgileri az değildir. Daha da önemlisi başından beri hem DAİŞ’e karşı en başarılı mücadele yürüten Kuzey Suriye Federasyonu’nun siyasi ve askeri temsilcileri, hem de PKK yöneticilerinin değerlendirmeleri de bu yöndedir. Bu konu önümüzdeki aylarda belirgin olarak gün yüzüne çıkacaktır.
Buradan yola çıkıldığında, Erdoğan ve saray kabinesinin ‘öngörülü’ açıklamaları, eskinin JİTEM’i, şimdinin DAİŞ’inin Avrupa’daki ölüm mangalarına-hücrelerine basın yoluyla ‘vur’ emrinin verilmesinden ibarettir.
AKP’nin, kendi yöneticilerin deyimiyle, „mülteci rezervi“ ve DAİŞ’le yürüttükleri kriz ve istikrarsızlaştırma siyaseti resmin bütünüdür. Beyoğlu’nda, Brüksel’de, Kuzey Kürdistan’da, Halep ve Girê Sipî’de (Til Abyad) JİTEM-DAİŞ terörü de bu siyasetin pratikleridir.
AKP bu siyasetle bir taşla iki kuş vurmak istemektedir. DAİŞ’in Sultan Ahmet ve Beyoğlu’nda patlattığı bombalarla Kürt Özgürlük Hareketi öncülüğünde gelişen direnişi gölgelemek istemektedir. Hem uluslararası kamuoyuna „PKK-PYD-DAİŞ birdir“ safsatasını sopayla kabul ettirmeye çalışmakta, hem de Türkiye’nin diğer ezilen sınıf ve kesimlerinin bu direniş etrafında ortak bir cephede buluşmasının önü psikolojik savaşla kesilmek istemektedir.
AKP ile Türkiye dünyaya terör ihraç eden bir ülke haline getirilmiştir. Tabi Ankara’nın sadece Türkiye ve Batı Ortadoğu’da değil, Avrupa ve ABD siyaseti için de istikrarsızlık ve kriz siyaseti tümden başarısızda değildir. Bu siyasetle AKP’nin ömrünü uzatmış ve bugüne gelmiştir.
AKP artık bir hükümet değil hastalık saçan bir yara haline gelen zihniyet ve siyasetin temsilidir.
Yaranın vücudun tamamına yayılmasını önlemeye dönük tüm tedavi yöntemleri başarısız kalmışsa da iyileşmeye giden en iyi yolun yaranın kesilip atılması olduğu açıktır.