ÎSKAN AMED
Erdoğan’ın, insanları diri diri yakan, kafa kesen DAİŞ’le ilişkileri sır değil. DAİŞ’le koordineli ve örgütlü çalıştığı aşikârdır. Bu ilişki herkes tarafından biliniyor. Türk devletinin DAİŞ’e MİT TIR’larıyla silah ve mühimmat taşıdığına, lojistik destek sağladığına, hastanelerinde yaralanan DAİŞ’lileri tedavi ettiğine dair belgeler ve bilgiler mevcuttur. Tüm dünyanın birlik olup DAİŞ’e karşı cephe aldığı ve savaştığı dönemlerde Türk devleti DAİŞ’le ilişkilerini gizleme gereği dahi duymadı. Alenen DAİŞ’le ilişkilerini derinleştirerek sürdürmekten çekinmedi. DAİŞ koalisyon güçlerine karşı sonuna kadar savaşırken Türk devletine dünyanın gözü önünde Cerablus ve Bab kentlerini savaşmadan teslim etti. DAİŞ’e bağlı teröristler uzun kara sakallarını kesti, kara elbiselerini indirdi Erdoğan’a biat etti. Türk Devleti böylece mermi sıkmadan Suriye topraklarını işgale yeltendi.
Türk Devleti kendisine biat eden DAİŞ’lilerden ve diğer radikal İslamcı örgütlerden ÖSO adında bir oluşum örgütledi. Türk Devleti ÖSO çetelerinin öncülüğünde Efrîn’e saldırdı. Huzur, demokrasi ve halklar bahçesi Efrîn, yağmalandı, insanları katliamdan geçirildi. Bu çete örgütlerin kirli ve karanlık yüzü Efrîn yağmalanırken ortaya çıktı. Dünya devletleri bu yağma, yıkım ve katliamı seyretmekle yetindi. Ama insanlık Efrîn halkına yapılanları unutur mu? Bunu tarih gösterecek. Dünya insanlığı nasıl Hitler, Saddam ve birçok diktatörden yaptıklarının hesabını sorduysa Erdoğan’dan da yaptıklarının hesabını mutlaka soracaktır.
Yeryüzünün en korkunç, en cani kara yüzlü örgütü DAİŞ’le; Emevi, Abbasi, Osmanlı saray şehvetperestliğinin soy sürdürücüsü Erdoğan’ın; gerçeği özünde salt bu kirli ilişki ağıyla da sınırlı kalmadı. Birçok Avrupa ülkesini Erdoğan hedef gösterdi, DAİŞ hedef gözetmeksizin terör eylemi gerçekleştirdi. Bu eylemlerle Erdoğan dünyaya kriz pazarlarken, DAİŞ’te barış dini İslamiyeti fobi haline getirdi. Erdoğan pazarladığı mülteci ve terör kriziyle tahtını sağlama alacağını düşündü. DAİŞ de Erdoğan’ın himayesine girerek bitmekte olan varlığını korumaya çalıştı.
DAİŞ ve Erdoğan’ın kirli ittifakının önünde duran ve direnen ise Kürt halkı oldu. Erdoğan, DAİŞ kisvesiyle Kürt halkına yönelik nice saldırı gerçekleştirdi. Ankara’da barış için toplananlar bombalandı. Yüzün üstünde masum insan can verdi. Suruç’ta Kobanê’li çocuklara oyuncak toplayan gençler katledildi. Antep’te Kürt düğününe yönelik saldırıda aralarında kadın ve çocuklarında olduğu çok sayıda insan öldürüldü. Amed HDP mitinginde bomba patlatıldı. Tüm bu saldırıları DAİŞ üstlendi. Yalnız failleri hep meçhul kaldı. Demet Taşar gibi başına milyonluk ödül konulan teröristler teslim olmasına rağmen Erdoğan rejimi tarafından serbest bırakıldı.
Türk Devletinin Kürt halkına düşmanlığı bilinmektedir. DAİŞ, Kobanê’ye saldırırken, Erdoğan “Kobanê düştü düşüyor” dedi. Zevk içinde ellerini ovuşturarak Kobanê’nin düşmesini bekledi. Ama Kobanê düşmedi. Hevesi kursağında kaldı. Türk devletinin ise Kürt halkına karşı katliamları hızını kaybetmeden devam etti. DAİŞ’in Kobanê saldırıları karşısında infiale kapılan Kürt halkına karşı Erdoğan faşist rejimi doksanlarda ki kontra örgütü Hizbuliblis’in legal yüzü olan HÜDA-PAR ve polisiyle saldırdı. Başta Amed olmak üzere birçok Kürt kentinde katliamlar yaptı. Tüm saldırı ve katliamlara rağmen direnen Kürt halkı bu süreçten kazanımlarla çıktı. Kobanê direnişi ve zaferi Rojava devrimini kalıcılaştırdı.
Erdoğan’ın DAİŞ bezirganlığı dünya insanlığında Türk faşizmine karşı büyük bir öfke ve nefret gelişimine yol açtı. Dış politikasını tehdit, şantaj ve saldırılarla şekillendiren Türk devletine ABD, Rusya ve Avrupa devletleri güven duymamaktadır. İnişi, çıkışı, adrenali oldukça yüksek Türk devletinin dış politikası güçsüz ve çaresizdir. Tıpkı bir kukla gibi dış güçlerin elinde oynatılmaktadır. Türkiye bir çıkar ve sömürü merkezi haline getirilmiştir. “Ey Amerika, ey Rusya, ey Almanya, ey İsrail” diye meydanlarda aç kabadayılık yapan Erdoğan kapalı kapılar ardında Türkiye’yi bu güçlerin kuklası, oyuncağı ve pazarı haline getirmiştir. Türk halkını bu “Ey” tehditleriyle sürü halinde yönetmektedir. Yönetemediklerini ise hain ilan edip zindana atmaktadır. Türk devletinin izlediği iç politika her an darbeye, iç savaşa, ideolojik çatışmaya yol açabilir. Erdoğan hırsızlığı ve ülke değerlerinin dış güçlere peşkeş çekilmesi dozajı yüksek ekonomik krizine yol açtı. Türkiye de ‘açız, yoksuluz, insan gibi yaşayalım’ demek bile rejim tarafından hain ilan edilmek demektir. Erdoğan, Fransa’da gelişen Sarı Yeleklilerin eylemleri henüz Türkiye’ye sirayet etmemişken, halkları “Bunun bedelini ağır öderler” diyerek tehdit etmekten çekinmedi. Erdoğan rejimi suçlu ve kirli, bu yüzden herkesi kendisine benzetmek istiyor.
Erdoğan, Maxmur ve Şengal’e saldırı emirlerini verdi. Kürt halkının yaşadığı bu yerler hava saldırılarıyla vuruldu. Rojava ve Kuzey Suriye federasyonunu ise “Birkaç gün içinde operasyon yapacağız” diyerek tehdit etti. Erdoğan’ın saldırılarından önce DAİŞ’in Maxmur’a, Şengal’e, Minbic’e ve Rojava’ya saldırdığı bilinmektedir. Erdoğan DAİŞ’in yapamadığını ve yarım bıraktığını şimdi tamamlama hayaline kapılmıştır. Karanlık terör örgütü DAİŞ’in yapamadığını, Türk devleti; terörüyle yapmayı amaçlamaktadır. Erdoğan bu saldırılarla DAİŞ’i korumaya çalışmaktadır. Dün olduğu gibi bugün ve yarında Kürt halkı bu saldırılara karşı direnecek insani değerleri koruyacaktır. Dünya insanlığı YPG- YPJ’nin, DAİŞ terör örgütüne karşı geliştirdiği ve halen sürmekte olan direnişine çok şey borçludur. Türk devletinin Rojava’ya olası saldırılarını DAİŞ saldırılarıyla eş değer tutacaktır. Olası saldırılar karşısında Kürt halkının yanında yer alacaktır. Erdoğan unutmamalı nasıl DAİŞ’in Kürtlere saldırması sonu olduysa, kendi saldırıları da sonu olacaktır.