ABD Başkanı’nın yoğunlaşan Türk işgal tehdidinin ardından Kuzey ve Doğu Suriye’deki güçlerini çekme kararının, ”işgal edebilirsiniz” anlamına geldiğini belirten TEV-DEM Eşbaşkanlığı, halkların direnmeye devam edeceğini, ancak BM’nin Tük saldırısını önleyici tedbirler alması gerektiğini söyledi.

ABD’nin bölgeden çekilip çekilmeyeceğinin kendi kararları olduğunu, bu konuda yorumda bulunmayacaklarını, ancak bu kararın dünyadaki okumasının da “biz çekiliyoruz, siz işgal edebilirsiniz” şeklinde olduğunu belirten TEV-DEM Eşbaşkanlığı, ”Bedelleri ağır olsa da direnildiğinde özgür ve onurlu yaşam mutlaka kazanılacaktır” dedi.

TEV-DEM Eşbaşkanlığı yaptığı yazılı açıklamada, Suriye iç savaşından bu yana Kuzey Suriye halklarının on binlerce şehit vererek DAİŞ, Nusra gibi çetelere karşı savaştığını; Türk devletinin de bu çeteleri her şekilde desteklediğini, sonuç alamadığı yerde ise kendisinin bizzat devreye girerek, bölge halklarına soykırım uygulamaya çalıştığını hatırlattı.

Türk devletinin kendi amaçlarını ve gerçek yüzünü gizlemek için özgürlük güçlerini ‘terörist’ olarak damgaladığını, Kuzey Suriye’de kurulan demokratik sisteme yönelik saldırı yaptığı halde, insanlık için savaşan özgürlük güçlerini kendisi için tehdit olarak göstermeye çalıştığını, DAİŞ’i yenilgiye uğratan Kuzey Suriye halklarına saldıracağını açıkladığını kaydeden TEV-DEM Eşbaşkanlığı, ”DAİŞ’in yenilgisi yakınlaştıkça saldırganlığını artıran Türk devleti DAİŞ’in elindeki son alanın kurtarılacağı günlerde Kuzey Suriye’ye saldıracağını ilan etmiştir.

Bu açıklamanın üst düzey ABD yetkililerinin Türkiye’yi saldırıdan alıkoymak için yaptığı düşünülen görüşmelerden sonra olması da dikkat çekmiştir. ABD yetkililerinin Türkiye’den Kuzey Suriye’ye döndükten sonra Tayyip Erdoğan’ın yakında saldıracağız açıklaması yapması ABD yetkililerinin Türkiye’nin saldırganlığına tutum almadıkları anlamına gelmektedir. Türk devletinin saldırganlığı ABD’nin yaklaşımlarından cesaret alındığını göstermektedir” dedi.

Ahlaki ve vicdanı yoksunluk

DAİŞ’e karşı ağır bedeller ödeyerek mücadele veren Kuzey Suriye halklarına yönelik Türk devletinin saldırganlığına DAİŞ’e karşı koalisyon kurduğunu söyleyen ABD ve diğer devletlerin sessiz kalmasının siyasi ahlak, hakkaniyet, vefa, vicdan ve hiçbir insani değerin kabul etmeyeceği bir durum olduğunu belirten TEV-DEM, şöyle devam etti: ”Uzun süre DAİŞ’le işbirliği yapan Türk devletinin DAİŞ’e karşı mücadele verenlere saldırganlığını bazı çıkarlar gereği teşvik eden bir politika ve tutum içine girilmiştir. Kuşkusuz tüm insani değerleri, ahlakı bir tarafa atan bu kirli politik anlayışı tüm insanlık değerlendirecek ve tarih de yargılayacaktır.

   

‘Çekiliyoruz, işgal edebilirsiniz’ dedi

Türk devletinin Kuzey Suriye’ye saldıracağını açılaması arkasından ABD’nin Türkiye’ye 3.5 milyar dolarlık füze satacağını bildirmesi ve aynı gün ABD askerlerinin Kuzey Suriye’den çekileceğinin ilanı da Kuzey Suriye halkları üzerinde bir komplo kurulduğunu göstermektedir. Tüm bu gelişmeler kirli plan ve oyunlar olduğu kuşkusunu artırmaktadır. Tüm dünya bunu ABD’nin Türkiye’ye ‘biz çekiliyoruz, siz işgal edebilirsiniz’ demesi biçiminde yorumladı.

Hiçbir bir dış güç olmasın

ABD’li yetkililerin böyle bir karar alma hakkı vardır; yeter ki bu karar mazlum halklar üzerinde kirli bir planın parçası olmasın. ABD’nin çekilmesi kararı hakkında herhangi bir değerlendirme yapmayacağız; çünkü karar onlarındır. Zaten biz demokratik ve özgür bir Suriye’de hiçbir dış gücün olmaması gerektiğine inanan bir siyasi yaklaşıma sahibiz.

Başta Türkiye olmak üzere dış güçlerin Suriye’den çıkması gerektiğine inanıyoruz. Şu anda Suriye’nin demokratikleşmesi ve birliği önünde en büyük engel Türk devletidir. Türk devleti sadece işgalci değildir, Efrîn’de demografik yapıyı değiştirerek insanlık açısından ağır suç olan soykırım suçunu işlemiş bulunmaktadır.

BM saldırıya karşı önleyici karar almalı

ABD Suriye’den çıkabilir. Ancak DAİŞ’e karşı on binden fazla şehit ve on binlerce yaralı vererek mücadele eden Kuzey Suriye halkları Türk devletinin işgal saldırısı altındadır. Türkiye’nin kendine yönelik bir saldırı olmadığı halde Kuzey Suriye’ye saldırması Birleşmiş Milletler (BM) hukuku ve uluslararası yasalara göre suçtur. Suriye şu anda hala BM üyesi bir devlettir.

Türkiye’nin saldırganlığı tamamen uluslararası hukuku çiğneyen ve BM üyesi olan bir ülkeye yöneliktir. Bu açıdan Kuzey Suriye halklarıyla birlikte DAİŞ’e karşı mücadele ettiğini söyleyen ülkeler başta olmak üzere BM Konseyi üyesi ülkeler, BM’yi acil toplantıya çağırıp Türkiye’nin saldırganlığını önleyecek bir karar almalıdırlar. Suriye içindeki sorunların bizzat Suriyeli halklar ve toplumlar tarafından çözüleceğini vurgulamalıdırlar. Kuzey Suriye’ye yönelik bir saldırıya karşı uluslararası yaptırım uygulanacağını ilan etmelidirler. Tüm insanlığı ve demokratik güçleri BM’nin böyle bir karar alması için gereken tutumu koymaya çağırıyoruz.

Tüm halklara çağrı

On binden fazla evladını şehit veren Arap, Kürt, Süryani ve tüm Suriye halkları örgütlü demokratik toplum gücüne dayanarak bu işgale karşı tarihi bir direniş ortaya koymalıdırlar. Özgücüne dayanma temelinde tereddütsüz mücadeleyi sonuna kadar sürdürmelidirler. Bedelleri ağır olsa da direnildiğinde özgür ve onurlu yaşam mutlaka kazanılacaktır. Bu temelde tüm Kuzey Suriye halklarını işgale karşı mücadeleyi yükseltmeye, Demokratik Suriye, Özgür ve Özerk Kuzey Suriye’yi yaratmaya ve korumaya çağırıyoruz.”

 

HABER MERKEZİ

 
 

Hiso: Onlar gidiyor, biz buradayız

 

ABD’nin Suriye’den güçlerini çekme kararını değerlendiren TEV-DEM Eşbaşkanı Xerib Hiso, yayılmak istenen algıya tepki gösterdi.

Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM) Eşbaşkanı Xerib Hiso, MA’ya yaptığı açıklamada, “Sanki biz ABD sayesinde var olduk. Sanki Kürtler onların sayesinde Kürt oldu. Bizim ezelden beri bir direniş ve mücadele kültürümüz var. Yıllardır devrim içindeyiz. Stratejimiz, zihniyetimiz ve esasımız direniştir. Bizim bunda ısrarımız var. Herkes de bunu iyi biliyor” dedi.

Açıklamanın hem uluslararası hem de bölgede bulunan bazı Kürt basın yayın kuruluşları tarafından çok farklı lanse edildiğini aktaran Hiso, sanki dünyanın sonu gelmiş gibi davranıldığını söyleyerek, “Öyle ki devrim geriletilmiş ve halkın iradesi kırılmış gibi yansıtılıyor. Her şey bitmiş gibi algılanıyor.

Bir gücün ya da kesimin buraya gelip gitmesi aynı zamanda bizim de gitmemiz anlamına gelmiyor. Birileriyle diyalog halinde olup, çalışabiliriz. Ama onlar gittiğinde her şey bitmiş olmayacak. Güçlü bir iradeye sahibiz. Alternatifsiz değiliz” şeklinde konuştu.

 Eşbaşkan Xerib Hiso, er ya da geç ABD’nin Suriye’den çekileceğine vurgu yaparak, uzun süreli başka ülkelerin topraklarında kalamayacağını da ifade etti. Hiso, “Olası saldırılar ve krizler oldu diye, biz mücadelemizi bırakacak değiliz. Kendimizi savunmaya devam edeceğiz. Yürüttüğümüz politika ve siyaset devam edecek.

Düşmanımız daha fazla tehditler ve saldırılarda gerçekleştirebilir. Ki bugün sahada da bunu görüyoruz. Her şey Türkiye’nin işgalciliği ve saldırganlığı üzerinden hesaplanıyor. Herkes çelişkiler ve planlar dahilinde Türkiye’nin saldırılarına bakıyor. Krizler daha derinleşip, çok faktörlü de olabilir ama devrim devam ediyor” ifadelerini kullandı.

 
 

QSD: Savaş sona ermedi

   

QSD Genel Komutanlığı, ABD’nin Kuzey ve Doğu Suriye’den çekilme kararına ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, çekilmenin, “Bölgede siyasi ve askeri boşluk oluşturarak halkı, saldırgan unsurların pençesine atacağı” belirtildi.

QSD Genel Komutanlığı, ABD’nin özgürleştirilmiş Kuzey ve Doğu Suriye bölgelerinden çekileceğini duyurmasına ilişkin açıklama yayınladı. Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“DAİŞ çetesinin son noktalarında yoğun savaşın verildiği ve bölgede yeniden harekete geçmeye çalışan uyuyan hücrelerin yok edilmeye başlandığı bir süreçte Beyaz Saray’ın, Kuzey ve Doğu Suriye’den çekileceğini açıklaması terörü sona erdirme hamlesine olumsuz etkide bulunacak, teröre ve terör eylemlerinin bölgede gerçekleşmesine destek verenlere askeri ve siyasi güç verecektir.

Terörü sona erdirme savaşının sona ermediğini kamuoyuna açık bir şekilde duyuruyoruz. Şimdiye kadar DAİŞ’in sonu gelmemekle beraber, önemli ve hassas bir süreçte olduğumuzu belirtiyoruz. Herkesin çalışmalarını yoğunlaştırması gerekmektedir. Koalisyon’dan daha fazla destek alınmalı ve DAİŞ çetesine karşı savaşı sürdürebilmeleri için savaşçılara tüm yönleriyle yardımcı olunmalı, geri çekilme yapılmamalıdır.

Bölgeden çekilme kararı, DAİŞ’in yok olması önünde engel oluşturacak ve riskli bir süreci de beraberinde getirecektir. Bununla beraber bölge halklarının güvenlik, huzurlarını tehlikeyle karşı karşıya bırakacaktır. Çünkü böyle bir durumda bölgeden çekilmek, bölgenin huzur ve güvenliğini karıştıracak, bölgede siyasi ve askeri boşluk oluşturarak halkı, saldırgan unsurların pençesine atmak demektir.”

 
 

Yılmaz: Rasyonel değil

 

Akademisyen Arzu Yılmaz, ABD’nin Suriye’den çekilmesi konusunda Beyaz Saray ve Pentagon arasında ciddi görüş ayrılıklarının söz konusu olduğunu söyledi. ABD’nin 2009’dan beri Ortadoğu’dan çekilme planının olduğunu hatırlatan Yılmaz, “Belli ki çekilme konusunda bir irade var ama bunun planlaması tam olarak yapılabilmiş değil” dedi.

Yılmaz, ABD’nin Ortadoğu’daki müttefikleriyle yaşadığı sorunlar nedeniyle bu çekilme politikasını hayata geçirmekte zorlandığını belirterek, “ABD ne Türkiye ile çalışabiliyor ne Suudi Arabistan ile. Diğer taraftan da İran’a karşı söylemde oldukça ciddi iddialar taşıyan bir çevreleme politikası güdüyor. Burada ABD yönetiminin Ortadoğu’da geri çekilme politikasını planlamakta güçlük çektiği sonucu çıkıyor” diye konuştu.

ABD’nin Suriye’den çekilmesini “Suriye’nin tümüyle Rusya’ya teslim etmek” anlamına geldiğini belirten Yılmaz, “ABD’nin Suriye’den askerlerini çekmesi, sadece Suriye bağlamında ya da Kürtler bağlamında tartışılacak bir mesele değil. Daha büyük ölçekte Rusya ile çelişkilerin arttığı, yine 1970’lerde yapılan nükleer anlaşmanın bile bozulduğu bir dönemde ABD’nin sahayı Rusya’ya bırakacağını düşünmek rasyonel değil.

Trump eğer ABD Savunma Bakanı James Mattis’i değiştirebilirse o zaman dediğini yapma becerisine kavuşabilir. Ama ABD o durumda da sadece Suriye’de değil, Ortadoğu’nun genelinde Rusya’ya çok ciddi bir alan bırakmış olur ki bu da rasyonel değil” şeklinde ifade etti.

 Yılmaz, şu değerlendirmede bulundu: “Hiç kuşku yok ki eğer Türkiye ABD ilişkileri bugün sorunsuz çalışıyor olsaydı, ABD için en ideal formül bu olurdu. Ama ABD, 2012’den bu yana Türkiye ile giderek büyüyen derin bir görüş ayrılığı yaşıyor. Diğer taraftan Ortadoğu’da ayağını çekmek isteyen ama elini de çekmeyi istemeyen bir ABD gerçekliği ortada. En düşük maliyetle Ortadoğu’da söz sahibi olmaya devam etmenin formül arayışında olan ABD, eski müttefiki ve hali hazırda Irak ve Suriye gibi en can alıcı sorunların yaşandığı bölgede, Türkiye ile uyumlu çalışamıyor.

Suriye’den çekilme kararı ilişkilerde bir iyileşme anlamına gelir mi henüz meçhul. Her iki devlet arasında hala çok ciddi bir güven sorunu var. Bu durumda ABD’nin Suriye’deki tek tutunduğu güç Kürtler aleyhine alanı güvenmediği Türkiye’ye ya da bölgede rekabet içinde olduğu Rusya’ya bırakacağını düşünmenin rasyonel bir tarafı yok. Ama işler irrasyonel tutumuyla tanınan Başkan Trump’a kalırsa her şey de mümkün.”

 
 

Serêkaniyê’de canlı kalkan eylemi

   

Erdoğan’ın tehditlerinin ardından Serêkaniyê halkının başlattığı canlı kalkan eylemi, üçüncü gününde devam ediyor. İşgal tehditlerine karşı nöbette yer alanlardan Narîman Ebdo, ”Hiçbir zaman tehditlerden korkmadık, korkmayacağız” dedi. Eylemcilerden Arap Mihemed Xelef ise düşüncelerini şu sözlerle ifade etti: “Bugünden itibaren sınırları zorlayanların önünü keseceğiz.”