
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan’la söyleşimizin dördüncü ve son bölümünde, Suriye sorununa Rusya ve Çin’in dahil olması, Rojava Kürtlerinin uluslararası güçlerle ilişkileri ve AKP-DAİŞ ilişkisi üzerine değerlendirmeleri yer alıyor.
KCK yöneticileri ısrarla, sürmekte olan şehir eylemleriyle ilgili olarak, gerillanın bu çatışmalara henüz dahil olmadığı vurgusunu yapıyor. Bu tam olarak ne anlama geliyor?
AKP faşizminin 24 Temmuz saldırısına karşı Kürt halkı, demokratik öz yönetim iradesinin ilanını yaparak, demokratik siyasi iradesini ortaya koyarak direniyor. Bu direniş önemlidir, tarihidir. Sadece faşist saldırganlığı kırma direnişi değil, onun yerine alternatif demokrasiyi koymayı amaçlayan bir direniş. Çözüm üreten bir direniştir. Katliamcı saldırganlığı, faşizmi yenmek de, yerel yönetimlere dayalı demokrasiyi geliştirmekle olur. Direnişi doğru anlamak, büyütmek ve geliştirmek gerekli. Çünkü bir direniş, çözüm üretmezse başarılı olamaz. Şimdi 24 Temmuz AKP saldırısına karşı Kürt halkı, kendi demokratik çözümünü ortaya koyarak direnişe geçti. Demokratik Özerklik devrimi budur. Demokratik Özerklik mücadelesi bu temelde yürüyor. Demokratik öz yönetim ilanları ve o ilanlar temelindeki direniş bu temeldedir. Gerçek demokrasiyi temsil ediyor. Kürt sorununun çözüm alternatifini de yaratıyor. Bu savunmayı gençler yapıyor, kadınlar yapıyor, toplum yapıyor. Kırk yıllık mücadele deneyimine dayanıyorlar. Gerillanın mücadele deneyiminden, partinin mücadele deneyiminden, geçmiş serhildan deneyiminden ders çıkartarak bunu yapıyorlar.
Bunu dağdaki gerilla direnişiyle aynılaştırmak doğru değildir. Birbiriyle bağı var. Bütün bunlar yıllardır gerillanın dağda direnişinin yarattığı siyasi bilinçlenme, örgütlenme zemininde ortaya çıkıyor. Teoride öyle ortaya çıktı, örgüt bilincinde öyle oluştu, örgütlenmelerde öyle gelişti. Bunlar birer gerçek ama AKP yönetimi ısrarla diyor ki, gerilla dağdan şehre indi, şehirde savaş oluyor; şehirde olan savaşı da dağdaki gerilla geldi, o yapıyor. Bu yalandır, öyle bir şey yok. Gerilla dağda savaşıyor. Dağda az mı savaş oldu? Bütün yolları kapattı. Ordu hareket edemez oldu. Kışlasından çıkamaz hale geldi. Ama şehirde olan gerillaya ait değildir. Gerilladan etkilenmiştir. Gerilla direnişinin yarattığı bilinci, zemini kullanmıştır. Ama gerilla geldi, o direniyor, şehirdeki savaş da gerillanın savaşıdır demek, kesinlikle doğru değil. Gerillanınki dolaylı bir destektir.
Bu bakımdan, birincisi, şehirlerdeki direniş ayrı, dağda gerillanın duruşu ayrıdır. Bunu kimse aynı görmemeli.
İkincisi, gerillanın geçen dönemde tam bir savaş konumuna geçmediği bir gerçektir. 24 Temmuz saldırısı karşısında kısmi bir aktif savunma konumu içerisinde oldu. Daha Devrimci Halk Savaşı sürecine girmedi. Topyekûn bir eylemlilik mücadelesine girmedi. Bunu da herkes görmeli. Hareketimizin böyle bir kararı olmadı. Önder Apo, geliştirdiği demokratik çözüm sürecinin işlemesini istiyordu. Bunu bozan AKP yaklaşımlarını kırmak, süreci tekrar o noktaya getirmek için bir direniş içinde oldu. Yoksa kendisi Devrimci Halk Savaşı’yla Demokratik Özerklik Devrimi’ni gerçekleştirmeye yeniden bir karar vermedi.
AKP’nin, DAİŞ’in de aralarında bulunduğu örgütlere silah yardımı yaptığı yargıya da yansımış bir durum. Ayrıca çok sayıda DAİŞ hücresinin, İstanbul başta olmak üzere birçok Batı şehrinin yanı sıra Kürdistan’a da yerleştiği biliniyor. Önümüzdeki dönemde Erdoğan iktidarının, bu güçleri özellikle Kuzey Kürdistan’da Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı kullanma olasılığı var mı?
Gerçekten DAİŞ kimdir? Kontra nedir? Gizli örgütlenmeler nasıl oluyor? Bunlar nerelerde yuvalanıyor, neler yapıyor? Bir istihbarat örgütü gibi basın, üzerinde durmalı, açığa çıkartmalı. Soru içerisinde verilen bilgileri bu bakımdan önemsiyoruz. Böyle olduğuna biz de inanıyoruz. Daha somut, ayrıntılı bilgileri açığa çıkarmak da gerekiyor. Birçok bilgi var ama AKP önünü kapatıyor. Silahları taşıyan TIR’lar, MİT’in TIR’larıydı, bunu kapattı. Davalara yasak koydurtarak gerçeklerin açığa çıkmasını önlemek istiyor. Bu bakımdan DAİŞ bir JİTEM’dir. DAİŞ MİT’tir. MİT’in DAİŞ’i var, DAİŞ içerisinde özel örgütü var. JİTEM var, Osmanlı Ocakları var. AKP’nin örgütlemiş olduğu dayandığı, canlı tuttuğu ciddi özel savaş kurumları var. “Bu kurumları Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı kullanma olasılığı var mı“ sorusu bence biraz fazla bir soru. Olasılık değil de, zaten kullanılıyor. Hem de en fazla kullanılıyor. İlker Başbuğ tanımlıyordu, “7 boyutlu özel savaş” diyordu. 7 boyutunu da eksiksiz uygulayan AKP iktidarı oldu. Sözde ateşkes oldu, çatışmasızlık oldu. Ama böyle bir ortamda bile AKP, Kürt toplumuna karşı en ağır özel savaşı dayattı. Toplum olarak bunun çoğunu göremedik. Çok etkili de oldu. Asimilasyon dayattı. Biyoiktidar dayattı. Ekonomik teslimiyet dayattı. Ekonomik boyutu, kültürel boyutu, eğitim boyutunu; sporu, sağlığı her şeyi kullandı. Sağlık karnelerini bile Kürtçe konuşmamaya bağladı. Yeşil Kart uygulamalarını bu temelde geliştirdi. Toplum olarak bu gerçeği görmeliyiz. Savaş durmadı. AKP, Kürt’ü yok etmek için, Kürt halkına dayatılan kültürel soykırımı başarıya götürmek için, özel savaşı en boyutlu geliştiren ve en derinlikli uygulayan iktidardır. İşte şimdi de bunun askeri boyutunu uyguluyor.
2006 baharında Tayyip Erdoğan ne dedi: “Çocuk da olsa, kadın da olsa güvenlik güçlerimiz gerekeni yapacaktır.” Kürdistan’da en fazla çocuk, AKP iktidarı altında katledildi. Yüzlerce Kürt çocuğu, beşikte, kundakta olan, sokakta gezen, tarlada çalışana kadar katledildi, zindanlara dolduruldu. Şimdi bakın bir gecede 400 sorti yapıldı. 24 Temmuz gecesi Türkiye savaş tarihinin en kapsamlı hava harekatı düzenlendi. Mezarlıklar parçalanıyor, tarihte eşi yoktur. Cenazeler sürükleniyor. Bunlar, 1992-93’ün Ağar-Çiller-Güreş-Demirel çete kliğinin uygulamalarıydı. Katledilen kadınların çıplak cenazeleri teşhir ediliyor. Bunlar sadece hukuki suç değil, ahlaki suçtur. İnsanlık sürükleniyor, insan ahlakı yok ediliyor!
AKP savaşı bu kadar ahlaksızca yürütüyor. Dolayısıyla katliamları da DAİŞ adı altında yapıyorlar. 1990’ların başındaki faili meçhul katliamlar, öldürmeler... Bunlar şimdi topyekun katliamlar biçiminde sürüyor. O zaman Cizre’de, Lice’de yapılan katliamları şimdi kat kat aşan katliam uygulamaları var. Şimdi gerçekleri ortaya çıkartarak AKP’nin özel savaş gerçeğinin ve faşizminin yargılanması, mahkûm edilmesi sürecindeyiz. Bunun için herkes seferber olmalı. Kürt toplumunu da, tüm Türkiye toplumunu da AKP belasından kurtarmak gerekiyor. Özellikle de Erdoğan’ın temsil ettiği zihniyetten ve siyasetten kesinlikle kurtarmak gerekli. Bu çok tehlikeli bir faşist, özel savaşçı zihniyettir. Türkiye toplumunun başına tıpkı DAİŞ gibi bela edilmiştir. Türkiye’nin demokrasiye kavuşması için bu beladan kurtulması lazım. Herkesi Tayyip belasından ve faşizminden kurtuluş mücadelesi geliştirmeye ve Türkiye’yi böyle bir beladan kurtarmaya davet ediyorum.
Rojava ilişki kurar, angaje olmaz
Rojava Kürtlerinin savaşa dahil olan ABD, Rusya, Çin gibi aktörlerden biriyle angaje olması durumu söz konusu mu? Sizce bu bağlamdaki tavırları ne olmalı?
Rojava Kürtleri şimdiye kadar doğru, etkili, sonuç alıcı ve ciddi bir siyasi ve askeri duruş gösterdi. Bütün Kürtlerin de desteği oldu. Rojava Özgürlük Devrimi ve Rojava Kürdistan’daki özgürlük gerçekliği böyle ortaya çıktı. Bu genel Kürdistan Özgürlük Devrimi’yle bağlantılıdır, ondan kopuk değildir. Kürdistan Özgürlük Devrimi’nin teorisiyle, felsefesiyle, ideolojik-siyasi çizgisiyle donanmıştır. Bunun Rojava Kürdistan’da uygulanmasını ifade ediyor.
Mücadele çizgisi olarak da küresel sermayeyle ulus devlet statükoculuğu arasındaki bloklaşma ve çatışmada herhangi bir taraftan olmuyor. Üçüncü bir taraftır. Onların dışındadır. Her ikisiyle de ilişki ve çatışma içindedir. Çelişkiler var ve bunlarla mücadele ediyor. Gerektiği zaman da ilişki kuruyor, taktik ilişkiler sürdürüyor, ama stratejik olarak ayrı bir stratejidir. Üçüncü bir stratejik duruştur. Stratejik çizgisi, halkların Demokratik Özerklik temelinde sorunlarını çözmesidir, Demokratik Konfederalizm temelinde kardeşçe bir arada yaşamasıdır.
Demokratik Suriye Konfederalizmi veya Federalizmi... Demokratik Ortadoğu Konfederalizmi temelinde birlikte yaşamak... Bu strateji temelinde, buna karşıt olan herkesle mücadele ediyor. Bu stratejiye hizmet ettiği oranda da herkesle taktik ilişkilere açıktır. Geçici ittifaklar yapıyor. Bu stratejiye hizmet eden herkesle ilişkileniyor. Bu doğru bir siyasettir; geliştirici ve kazandırıcı da olmuştur.
Rojava Özgürlük Devrimi’nin gerçekleşmesine yol açtı. DAİŞ faşizmi karşısında Rojava direnişini zafere taşıdı. Devrimle de, direnişle de, sağladığı başarılarla da, elde ettiği zaferlerle de doğruluğu kanıtlandı. Dolayısıyla bu çizgi, başarı çizgisi olarak Rojava’da oturdu. Biz sonraki mücadele sürecinde de bu çizginin devam edeceğine inanıyoruz. Çünkü doğruluğu elde ettiği kazanımlarla kanıtlanmıştır. Böyle bir çizgide Rojava halkı ve devrimci güçleri var oldu. Bu çizgiyi sürdürerek başarmaya devam edecekler. Biz buna inanıyoruz, doğrunun da bu olduğu kanaatindeyiz.
Bu bakımdan da Çin, Rusya, ABD hiçbir güce angaje olmazlar, olmamaları gerekiyor. Felsefi, ideolojik ve stratejik bakımdan onun dışındadırlar. Mevcut felsefi, ideolojik ve stratejik çizgilerini korudukça angaje olmazlar. Başka bir stratejiyle müttefik hale gelmezler ama herkesle taktik ilişkiye de açık olurlar. Stratejik ittifak yapmazlar, taktik ittifaklar yaparlar. Tavırları bu temelde olur. Bu, kazandırır. Bu bakımdan da kendi stratejik duruşlarını sürdürecekler. Demokratik özerk sistemlerini geliştirecekler. Demokratik Konfederalizm’i inşa edecekler ve bunu yeni Suriye’nin çekirdeği haline getirmeye çalışacaklar. Bu temelde de tüm küresel ve bölgesel güçlerle, yerel güçlerle ilişkiye de açık olacaklar. Mücadele halinde de olacaklar. Kim ki Demokratik Suriye Federasyonu ve Konfederasyonu’ndan yana olursa onlarla stratejik ittifak yaparlar; onun dışındakilerle taktik ilişki ve mücadele konumlarını sürdürürler. Tavırları bu olmalı ve “üçüncü çizgi” konumlarını sürdürmeliler. Bizce stratejik bağımsızlıklarını ve taktik ilişki ve ittifak bakımından herkese açık olma konumlarını sürdürmeliler. Doğru olan ve başarılı sonuç verecek olan budur.
Rusya yeni dahil olmadı
Rusya, Suriye’ye yeni müdahale etmiyor. Suriye’deki Baas yönetimi ile en sıkı ittifak halinde olan güç Sovyetler Birliği’ydi ve şimdi de Rusya’dır. Doğu Akdeniz’de askeri filoları var. Dört yıllık savaş içerisinde Esad yönetiminden yana tutum aldı. Siyasi, ekonomik, askeri destek verdi. Birlikte Türkiye’nin uçağı düşürüldü, sınırda çatışma oldu.
Rusya ve Çin’in de Suriye savaşına dahil olması dengeleri nasıl etkiler?
Rusya’nın Suriye’de hava saldırıları başlatması, savaşa doğrudan ve açıkça dahil olması yeni bir durum ve mevcut dengelerde bazı değişiklikler yaptı. Çin’in de etkinliği gelişebilir. Zaten Ortadoğu’da ticari yollarla önemli bir gücü var. Bu konuda kısmi bir değişim oluyor. Fakat bazı şeyler de çok abartılıyor. Örneğin Rusya, Suriye’ye yeni müdahale etmiyor. Suriye’deki BAAS yönetimi ile en sıkı ittifak halinde olan güç Sovyetler Birliği’ydi ve şimdi de Rusya’dır. Doğu Akdeniz’de askeri filoları var. Dört yıllık savaş içerisinde Esad yönetiminden yana tutum aldı. Siyasi, ekonomik, askeri destek verdi. Birlikte Türkiye’nin uçağı düşürüldü, sınırda çatışma oldu. Suriye Devleti’nin askeri faaliyetlerinin arkasında hep Rusya oldu. Bunu inkar da etmediler. Suriye’de yerel bir dayanağı olan, rejimle sıkı ittifak halinde olan güç Rusya’dır.
Suriye’de bölgesel ve küresel bütün güçlerden daha fazla dayanağa sahip güç konumunda olan Rusya’dır. O nedenle çok yeni değil, yeni olan şimdi doğrudan açık bir askeri girişime yöneldi. Hava saldırıları başlattı. Yenilik bu kadardır. Diğer yandan, “Rusya girdi, Amerika ile karşı karşıya geldi. Yeni bir Amerika-Rusya kavgası başladı” değerlendirmeleri yanlıştır. Bu 20. yüzyıldan kalan bir kafa yapısı ve mantığıdır. Herkes öyle olmasını bekliyor ya da öyle olanlar böyle olmasını bekliyor. Kafası hala öyle olanlar böyle bir dünyanın oluşmasını bekliyorlar ki bir tarafta yer alsınlar, kafa yormadan kolayca siyaset yapsınlar. Bu bir memur siyasetçiliğidir ve aslında işbirlikçiliktir. Dünya artık değişti, kolay kolay ve yakın zamanda o düzeyde iki kutba ayrılmaz. Rusya ve Amerika kolay karşı karşıya gelmez. Zaten küresel güçler ortak özelliklere sahipler ama kendi aralarında çelişkileri de var. Çok kutupluluk var; hemen “iki kutba dönüşecek” beklentisi içerisinde olanlar, 20. yüzyıl siyasetinde kalanlardır.
Diğer yandan Rusya’nın müdahalesine yol açan zemini de değerlendirmek lazım. Geçen dönemde DAİŞ faşizmine, çete gruplarına karşı Kürtler direndi. Kısmen BAAS yönetimi, Esad yönetimi mücadele etti. ABD öncülüğündeki koalisyon DAİŞ faşizmine karşı savaştı. Bu savaş Kuzey Suriye’de, Rojava Kürdistan’da önemli bir etkinlik sağladı. DAİŞ faşizminin iradesini kırdı, yenilgiye uğrattı. Önemli bir siyasi ve askeri gelişme ortaya çıkardı.
Herkes bu önemli gelişmeleri görüyor. Bunun dışında kalanlar bir biçimde içine girerek çalmak istiyorlar. Ortada hırsızlık var. Böyle müdahaleler var. Bu müdahaleyi en başta Temmuz ayı ortasında Türkiye yaptı. “Ben de DAİŞ’e karşı savaş koalisyonuna katılıyorum” dedi. Aslında DAİŞ’e karşı verilen savaş ile ortaya çıkmış siyasi-askeri kazanımı paylaşmak istedi. Dahası bir sahtekarlık yaptı. “DAİŞ’e karşı savaş” adı altında Kürtlere karşı savaş açtı. Dolayısıyla DAİŞ’e karşı savaşan gücü vurdu, DAİŞ’i vurmadı. DAİŞ ve Kürtler arasında savaş vardı. “DAİŞ‘i vuruyorum” diyerek Kürt’ü vurdu, DAİŞ’i korudu. DAİŞ’e karşı savaş cephesini zayıflattı. DAİŞ’e karşı savaş koalisyonunu parçaladı. Üç aydır DAİŞ’e karşı savaş durdu. DAİŞ’i korumuş ve kollamış oldu. Bu bir boşluk yarattı.
Rusya bir de bu boşlukta müdahale ediyor. “Türkiye böyle müdahale ederse DAİŞ’e karşı savaşı zayıflatabilir. Amerika buna ses çıkaramazsa ben de müdahale ederim” dedi. Bir de Rusya, “Amerika istediği yere müdahale ediyor, Avrupa askeri müdahalelerde bulunuyor, ben de bulunurum. Üstelik Suriye benim etki alanımdı, bunlar bana danışılmadan yapılıyor, küçük düşürülüyorum” demeye getiriyor. Bir tür uyarı ve tehdit var. “Herkes bilsin ki, başkaları da müdahale edebilir ama Rusya’nın da müdahale etme gücü var. O halde müdahale eden güçler müdahalelerini dikkatle yapsınlar” demeye getirdi. Bazı gerçekleri açığa çıkardı.
Bunun sonucunda Suriye’deki mücadelede değişiklik olacağını beklememek lazım. Bir de yanlış değerlendirmemek gerekli. “ABD-Rusya blokları oluştu, Suriye’deki savaş bundan sonra bu iki güç arasında olacak” biçimindeki yaklaşımlar doğru değildir. Suriye’deki mücadele ulus üstü küresel sermayeyle, ulus devlet statükoculuğu arasındadır, bu devam ediyor. Ulus üstü sermayenin içerisinde Amerika da var, Rusya da var, Avrupa da var. Kendi aralarında çelişkileri var ama bir temsiliyet durumları da var. Bölge statükoculuğunun içerisinde de en başta Türkiye ve İran var. Arap devletlerinin de kalıntıları var. Dikkat edelim, onlar da statükoyu korumakta ortak ama kendi aralarında büyük rekabet ve çatışma içerisindeler.
3. Dünya Savaşı’nın bu düzeyde sürdüğü, buna karşı halkların demokratik Suriye isteminin de Rojava Devrimi’yle birlikte daha da güç kazandığı bir gerçektir. 3. Dünya Savaşı’nı yürütün güçlerin kendi içerisinde böyle çatışmaları da var. Ama bir de Suriye halklarının demokrasi ve özgürlük mücadelesi var. Kürdistan’da var. Dürziler özerklik ilan etti. Aleviler kendilerine göre örgütleniyor. Asuriler, Ermeniler, diğer halk toplulukları örgütleniyor. Arap aşiretleri kendilerini özgürce ifade etme yönelimi içerisinde. Suriye halkları özgür örgütlenme ve demokratik birlik oluşturma yönünde bir gelişme yaşıyor. Yeni Suriye bu temelde şekillenecek. Demokratik Suriye Federasyonu ya da Konfederasyonu oluşacak, gidişat bu temeldedir.
Mevcut durumda Rusya müdahalesiyle hemen siyasi müzakereye geçilemez. Çünkü bunun zemini yoktur. Suriye’de öyle bir siyasi-askeri zemin henüz oluşmuş değildir. Çatışmalar sürecek, çatışmalara dahil olunacak. Bu çatışmalar içerisinde en fazla gelişme kat edecek eğilim de halkların özgürlük ve demokrasi eğilimidir. Nitekim yerelden ittifaklar büyüyor, gelişiyor. 13 örgüt bir araya geldi, Demokratik Suriye Güçleri’ni oluşturdu. Kuzey Suriye’de böyle bir gelişme, askeri-siyasi etkinlik ortaya çıkarabilir ve bütün Suriye’ye örnek olacak, Suriye’yi içine alacak bir çekirdek ortaya çıkabilir. Bunun zeminini oluşturuyor.
Bu müdahaleyle sert bir savaş ortaya çıkabilir mi, o tür sorular var. Bazıları “müzakere başlayacak” diyor, bazıları “savaş büyüyecek” diyor. İki ihtimal de var ama zeminleri zayıftır. Daha güçlü zemin, çatışmanın süreceği mevcut orta yoğunluğun devam edeceği zemindir. Bundan da özgürlük ve demokrasi güçleri çıkış sağlayacak, fayda görecek.
BİTTİ