
Geçtiğimiz haftalarda art arda gelen Ramadi ve Palmira zaferleri DAİŞ'in Koalisyon güçleri tarafından geriletildiği iddialarını tartışmalı hale getirdi. Gerçekten durum öyle mi? Eğer öyleyse Rojava açısından bu yeni durum ne ifade ediyor?
ABD ve DAİŞ'in açmazları
Obama'nın DAİŞ ile mücadelede formüle ettiği strateji ilk aşamada DAİŞ'i sınırlandırmak, sonra da yok etmekti. Planın ilk aşaması, yani DAİŞ'in sınırlandırılması hedefine yönelik olarak Obama yönetimi çok hızlı bir şekilde harekete geçti. 'Durdurulamaz' imajı yaratan DAİŞ, Bağdat, Erbil (Hewlêr) ve Kobanê'nin kapılarında durduruldu. Düşük yoğunluklu ancak stratejik hedeflere yönelik bombalamalarla DAİŞ'in petrol kaynakları ve lider kadrolarına ciddi kayıplar verdirildi.
Ancak DAİŞ'in hızlı bir şekilde büyümesi, ardından da aynı hızla durdulması şeklinde özetlenebilecek tablo bölgedeki savaşı karakterize eden üç katı gerçeği de ortaya çıkardı:
1- DAİŞ'in tüm İslami referanslarına ve Hilafet iddialarına karşı bölgede Irak ve Suriye dışında iktidar adayı olabileceği bir alan (şu an için) yok.
2- Öte yandan, DAİŞ'in kontrolündeki bölgelerde, bu terörist oluşumu askeri olarak yenilgiye uğratacak ve daha sonra geri alınan yerleri elinde tutacak güçlü bir siyasi alternatif bulunmamakta.
3- Son olarak, dört senedir süren kesintisiz savaşa rağmen Esad rejimi, Suriye nüfusunun yüzde 50'sinin yoğunlaştığı sahil şeridi ve Şam gibi büyük şehirlerdeki hakimiyetini koruyor. Karşılaştırmak açısından, Suriye'de DAİŞ idaresindeki nüfus, toplam nüfusun ancak yüzde 10-15'i olarak tahmin ediliyor.
Dolayısıyla, Suriye ve Irak'ta ortaya çıkan fiili duruma kısa ve orta vadede hiçbir kesimin maksimalist hedeflerine uygun bir çözüm yok. Bir orta nokta bulunmak zorunda. Rojava'daki gibi bir demokratik vizyonun yokluğunda bu orta nokta, hem Irak hem de Suriye'nin etnik-mezhepsel eksenlerde bölünmesi... Savaşın hala erken aşamalarında olduğumuz için şu an için taraflar 'kaçınılmaz sonu' açıktan itiraf etmek istemiyorlar ancak satır aralarından işin nereye gitmekte olduğu görülüyor.
Sorunu başkasına devretmek en kolayı
ABD yönetimi ve Pentagon, Irak ordusunun Ramadi yenilgisine rağmen 'stratejimizde değişiklik yapmayı gerekli görmüyoruz' şeklinde bir açıklama yaptı. Ardından gelen Beyaz Saray basın sekreteri Josh Earnest'in şu sözleri Obama'nın kafasındakileri açığa vurması açısından çarpıcı: "İki sene sonra durum değişebilir ve DAİŞ'le mücadele stratejisinde değişiklik yapılabilir. Ama buna artık bir sonraki ABD Başkanı karar verecek". Yani bir başka deyişle Obama kalan süresinde mücadeleyi 'DAİŞ'i sınırlandırma' aşamasında rölantiye alacak, başkanlığı devrettiğinde ise yerel ve bölgesel güçlerle yeni sınırların pazarlığına oturmak bir başka ABD başkanının sorumluluğu halini alacak.
Böylesi bir tabloda Irak ve Suriye merkezli bir Sünni Arap devletine dönüşmek DAİŞ'in hilafet iddialarının sona ermesi anlamına da geliyor. Bu durum, dünyanın dört bir yanından 'İslam devleti için mücadele' heyecanıyla gelen fanatiklere ihanet gibi gelebilir ancak örgütteki Baasçı aklın bu plana yatacağına şüphe yok. DAİŞ'in dünya milletleri arasına katılması fikrini korkunç bulanlara şunu hatırlatmak istiyorum: Açıktan savaşarak rejim ithal etme sevdasından vazgeçtiğini deklare eden bir DAİŞ'in Suudi Arabistan veya İran'dan çok da farklı bir rejim olmayacaktır. Bunun farkında olan komşu ülkeler kendilerini 'DAİŞ'li bir geleceğe hazırlıyorlar. Örneğin Ürdün, DAİŞ'le gümrük ilişkisi içerisine girmiş durumda - Economist dergisinin haberine göre DAİŞ'in gümrük vergisi faturaları Ürdün'de vergiden düşülebiliyor.
Esad rejimi de, Lübnan merkezli Daily Star'da yayınlanan bir habere göre, böyle bir bölünmeye dünden razı durumda. Şam rejiminin bu pozisyonunun İran'ın bakış açısını da yansıttığı ve Bağdat'ın da desteğini alacağı tahmin edilebilir.
Elbette bu kolay ve 'düz' ilerleyecek bir süreç değil. Taraflar masaya oturacak hale gelmeden önce hem Suriye hem de Irak'ta DAİŞ'in daha fazla yayılma azmini tümden kırmak, Kürt bölgelerinin tam güvenliğinin sağlamak ve Suriye'nin kuzeyinde gittikçe El Nusra/El Kaide kontrolüne giren 'rejim muhalefeti'nin bu tabloda nasıl bir yer alacağının netleşmesi gerekiyor.
Peki bu tabloda Rojava'nın payına ne düşüyor?
Rojava, bu kaçınılmaz bölünmeye giden yolda coğrafi ve siyasi ağırlığını aşan bir öneme sahip. Kantonların güvenliği ancak birleştirilmeleriyle sağlanabilir. Kantonların birleştirilebilmesi için ise DAİŞ'in Türkiye sınırı boyunca yenilgiye uğratılması gerekiyor.
Bu hem DAİŞ'e karşı mücadelede ABD'ye taktik zafer kazandıracak, hem de DAİŞ'in en önemli lojistik cephesi olan Türkiye'yle bağlantısını kesecek. O yüzden, resmi kaynaklar tarafından deklare edilmese de, ABD'nin önümüzdeki dönemde Rojava'da yürütülen DAİŞ karşıtı mücadeleye ciddi bir destek vermesini beklemek gerekiyor.
Geçtiğimiz iki hafta içinde yaşananlar bu tespiti doğrular nitelikte. Rojava'da 6 Mayıs'ta başlatılan ve gittikçe Kobanê ve Cizîrê Kantonlarını birleştirmeye yönelen büyük operasyonda Rojava askeri güçleri ve ABD arasında daha önce görülmedik türden bir koordinasyon ve işbirliği yaşandı. NOW sitesinde yayınlanan, Beyrut merkezli Al Akhbar gazetesinin Kürt ve Arap kaynaklara dayandırarak verdiği habere göre ABD yönetimi Kürtlerin Kobanê ve Cizîrê Kantonlarını birleştirme planını yeşil ışık yakmış durumda. Eğer bu iddia doğruysa Tel Abyad'ın alınması gerçek bir olasılık haline almış durumda.
ABD'nin operasyondaki aktif rolü ve YPG ile işbirliğinin ulaştığı düzeyi anlamak açısından İngiliz YPG savaşçısı Macer Gifford'un Telegraph'a yaptığı açıklama önemli: Gifford, Kürt askeri güçleri içerisinde Batılı özel harekat güçlerinin yeraldığını ve bu askeri yetkililerin Amerikan hava kuvvetleri ile koordinasyonu sağladığını söylüyor.
Yine bölgeden gelen haberler arasında ABD'nin sözkonusu operasyonda bombardıman uçaklarının yanısıra farklı tür savaş uçakları (veya bir başka iddiaya göre Apache helikopterler) kullandığı iddiaları yeralıyor.
Sonuç olarak, önümüzdeki süreç savaşın içinde yeralan tüm kesimlerin kazanımlarını konsolide etmeye çalıştığı bir dönem olacak ve daha sonra uzun ve kanlı çatışmaların eşliğinde bir pazarlık başlayacak gibi gözüküyor. Rojava için de askeri güvenliğini ve uluslararası olarak siyasi kabulünü sağlamak için ciddi bir imkan doğmuş durumda.
BARIŞ ŞARER