Aslında şu ana kadar kurtarılan sivil yok, ölmemek için kendisini can havliyle dışarıya atan DAİŞ aileleri var. Teslim olan kadınların çoğu da yaralı. Kadınların çoğu savaşmış. Kadının çantasından leblebi taşır gibi BKC mermileri çıktı. Eşi DAİŞ’li ama kendisi sivil muamelesi görüyor. Belli ki evini mevzi olarak kullanmış; eşi savaşçı, kendisi de cephane taşıyıcısı olarak görev yapmış.
Çok hızlı, çok büyük, çok devasa bir çıkış yapıp, çok küçülmek diye bir şey varsa o da DAİŞ‘tir. Çok korkutucu ve ürpertici geldi, şimdi çok rezil olmuş bir şekilde bitiyor. Gelişi çok faciaydı, bitişi muazzam oldu. Çok hızlı yaşadı, çok hızlı öldü. DAİŞ bir korku imparatorluğuydu, ölüme inanıyordu. İşte bu bela çok hoyratça yaşadı çok kepaze bir şekilde bitti.
İSMET KAYHAN / HABER MERKEZİ
Tarihler 29 Haziran 2014’ü gösterdiğinde hilafet ilan eden ve Suriye’de Reqa’yı, Irak’ta ise Musul’u merkez alarak iki ülkede geniş bir bölgeyi kontrol eden DAİŞ, şimdi Kuzey Doğu Suriye’de küçük bir köye sıkışmış durumda.
DAİŞ en güçlü olduğu dönemde, Haziran 2014’ten 2015’in sonlarına kadar Suriye ve Irak’ta 100 ila 110 bin kilometrekarelik bir bölgeyi işgal altında tuttu, kontrolü altındaki bölgelerde yaşayanların sayısı 10 milyonu buldu.
DAİŞ Suriye ve Irak’ta en geniş sınırlara ise Ekim 2014’te ulaştı. 2015’in sonlarından itibaren işgal ettiği toprakların geri alınması için her iki ülkede operasyonlar başladı. Bugün ise YPG-YPJ’nin ana gövdesini oluşturduğu Demokratik Suriye Güçleri (QSD), uluslararası koalisyonun desteğiyle birkaç yüz DAİŞ’linin bulunduğu Baxoz köyüne son operasyonunu düzenliyor. Hala çatışmaların devam ettiği bölgede sivillerin ve teslim olmak isteyen DAİŞ’lilerin tahliyesi için koridor açılması amacıyla bazı noktalarda operasyon durduruluyor. Yaklaşık iki haftadır Dêrazor’da bulunan gazeteci Medya Doz ile Baxoz’daki son operasyonu konuştuk.
Medya, bir süredir Dêrazor çöllerindesin… Biliyorsun, burası 1915 Ermeni soykırımı sürecinde de sembol bir yer. Dêrazor nasıl bir yer, biraz anlatır mısın?
İnanmayacaksınız ama arabayla Dêrazor çöllerine ilerlerken, yanımdaki arkadaşa ”burada çok acı çekilmiş, benim kökenlerimde olan insanlar burada ölmüş” dedim. Arabayı YPG’li bir arkadaş sürüyordu, ismi Çiyager’di.
Dêrazor, uçsuz bucaksız, git git bitmeyen çöllerden ibaret. Gerçekten çok uzun, bitmeyen çöller var. Bazen buradaki küçük bir rüzgar, fırtınaya dönüyor. Bu çöllerde çok ilginç fırtınalar kopuyor. Buranın rüzgarı çok hırçın. Dêrazor’un çok inatçı bir doğası var; bu toplumsal yapıya da sirayet etmiş. Çok inatçı, hırçın bir aşiretçi yapı da var. Buradaki Arap aşiretler şimdiye kadar buraya gelen hiçbir yabancı güce biat etmemiş. Neredeyse tüm tarihleri böyle.
Dêrazor, tüm Ortadoğu, bölge için stratejik bir yer. Gelir kaynakları çok olan, zengin bir alan. Yine Irak’a sınır olmasından ötürü de stratejik bir önemi var. Ben çöllerin hep bir ruhu olduğuna inanmışımdır. Gelir gelmez aslında çölün bu ruhuyla tanıştım.
1915 Ermeni soykırımında da sembol bir mekandı burası. Binlerce Ermeni bu çöllere sürüldü, burada ölüm kampları kuruldu. O zaman Ermenilerin imdadına kimse yetişmedi. Hepsi kırımdan geçirildi. Şimdi ise buraya sürülen, DAİŞ’in kaçırdığı Êzîdî kadın ve çocuklar kurtarılıyor. 104 yıl sonra böyle bir kesişme yaşanıyor. Yüzyıllık acıların hesabı soruluyor, intikamı alınıyor. Bu topraklarda çok kan döküldü, çok acı çekildi, çok savaş gördü bu çöller.
Baş eğmeyen bir bölge Dêrazor. Bu çöllerde savaşan QSD, YPJ savaşçılarının da duruşu böyle. İnatla DAİŞ‘i buradan sökmeye çalışıyorlar. ”İstilacılar burada hüküm süremezler” inadı bugün QSD savaşçıları şahsında görülüyor. Bu inatla dövüşüyorlar, savaşıyorlar. Aslında bu coğrafyaya benziyorlar.
Yaklaşık iki haftadır Dêrazor’dasın. Şu ana kadar ne kadar sivil kurtarıldı? Kurtarma operasyonunu QSD nasıl organize ediyor?
Şimdiye kadar kadar çoğunlu DAİŞ’linin ailesi olmak üzere 17 bin kişi buradan tahliye edildi. Şu an DAİŞ yaklaşık 600 metrekarelik bir alana sıkıştırılmış durumda. Baxoz kasabası QSD tarafından abluka altına alınmış durumda. Öncelikli hedef, kadın ve çocukların kurtarılması. Nitekim bu abluka sonuç veriyor. Aslında DAİŞ, sivillerin serbest bırakılmasını, ailelerini göndermelerini bir nefes alma yöntemi olarak kullanıyor. Onun için kadın ve çocukların geçişine izin veriyorlar. Gelen sivillerin aktardığına göre akşam namazından sonra DAİŞ’liler hoparlörden ”İsteyen gidebilir. Çünkü artık sizi koruyamayız. Burada yaşama imkanı yok” çağrısı yapıyor. Sadece bu değil tabi, o çağrılarda ”DAİŞ bitmedi, tekrar savaşmamız için, yeniden başlamak için ölmememiz gerekiyor” gibi anonslar da yapıyorlar.
Daha önceki savaşlarda, QSD savaşçıları ‘fedailik’ yaparak, ‘kahramanlık’ yaparak sivilleri kurtarıyordu. Ama şu an askeri abluka ve imha olacağını bildiği gerçekliği ile kapıları açmış durumda.
QSD’nin buradaki organizasyonu ise şöyle: Her zaman hazır durumda ambulanslar var. Büyük araçlar, kamyonlar hazırda bekletiliyor. En küçük fırsatta QSD savaşçıları DAİŞ’i püskürtüp sivilleri almak üzerinden hareket ediyor. Siviller kurtarıldıktan bir buçuk saat sonra bir yere getirilip, aramadan geçiriliyor. Yine burada seyyar hastane var. Gıda yardımı için onlarca kamyon buraya yığılmış durumda. Çok sayıda doktor var. Acil müdahale için ilaç vs. hazırlanmış durumda. DAİŞ’lilerin aileleri tek tek kontrol noktasından geçiriliyor. Bazılarının çantalarından mermi çıkıyor. Geçen gün şahit oldum, kadının çantasından leblebi taşır gibi BKC mermileri çıktı. Eşi DAİŞ’li ama kendisi sivil muamelesi görüyor. Belli ki evini mevzi olarak kullanmış; eşi savaşçı, kendisi de cephane taşıyıcısı olarak görev yapmış. Aramalardan sonra DAİŞ’liler tutuklanıp cezaevlerine götürülüyorlar. Kadınlar ve çocuklar ise kamplara yerleştiriliyor.
Kurtarılanlar Dêrazor’un yerlilileri mi yoksa DAİŞ’lilerin aileleri mi?
Size tuhaf gelebilir ama şu ana kadar bir Dêra Zorlu görmedim. Binlerce insanın gelişine tanık oldum, inanmayacaksınız ama ”Ben Dêra Zorluyum” diyen tek bir insanla karşılaşmadım. Nasıl bir şey olmuş Dêrazor biliyor musunuz; DAİŞ’in toplama merkezi, son nefes alabilecekleri bir yer olmuş. Onun için bütün elemanlarını, en radikallerini buraya toplamış. Dêrazor aynı zamanda DAİŞ’in en eski, ilk gaspettiği yerleşim alanı. Şimdiye kadar Reqa, Til Hemis öne çıktı ama öyle değil. Esas kale Dêrazor’muş. Şu an Baxoz’da muazzam bir hazırlık yapmışlar. Çok sayıda DAİŞ’li var burada.
O kadar küçük bir yerde bu kadar insan nasıl kalmış ki?
Gelenlere, teslim olanlara biz de sorduk. Onlar ”sığınaklarımız var”, ”yer altı tünellerimiz var” diyorlar. Bu kadar insanı sığınakta barındıracak kapasiteyi siz düşünün. Böyle bir hazırlık, altyapı aslında buraya yerleşen ya da yerleştirilen DAİŞ’lilerin ne kadar önemli ve üst düzey elemanlar olduğunu gösteriyor. Ne kadar ‘sivil’ denilir bilinmiyor ama teslim olan kadınların çoğu da yaralı. Kadınların çoğu savaşmış. Çoğunda cephane çıkıyor. Apar topar canını kurtarmak isteyen kadınların çantalarındaki mermileri çıkarma fırsatı bile bulamamışlar. Özetle, Dêrazor’da Dêra Zorlu yok; Dêra Zorluların dışında herkes var. Çoğu DAİŞ’linin ailesi. Rus çok fazla, Endonezyalı, Somalili, Afganistanlı her yerden insanlar var. Çocuklarının gözlerinin yarısı çekik.
Peki Türkiye’den…
Türkiye’den ise daha çok Antep, Konya ve Adıyaman’dan gelen DAİŞ‘liler var. Karadenizliler de var. Mesala Karadenizli bir kadın gördüm. Arkadaşlar Artvinli birini görmüştü. Amed’den bile gelen aileler var. Amed ya... Amed’den aile boyu gelip savaşmışlar. ”Niye geldiniz” diye sorduğumuzda, ”Burada rahat yaşam var. Elektirik, su parası yok” diyorlar. Bu kadar yani. Türkiye’den geliş sebeplerini ekonomik olarak ifade ediyorlar. Aslında şu ana kadar kurtarılan sivil yok, ölmemek için kendisini can havliyle dışarıya atan DAİŞ aileleri var.
Şengal ve Kobanê’de DAİŞ’in en güçlü olduğu dönemlerde de oralardan haberler geçtin. Şimdi teslim olan DAİŞ’lilerin haberlerini geçiyorsun. O günkü DAİŞ ile bugünkü DAİŞ’i karşılaştırdın mı hiç?
Bir karşılaştırma yapmak aslında zor. DAİŞ Kobanê’ye saldırdığı zaman kabustu. Hepimiz için bir kabustu. Özellikle Şengal’e saldırdığı zaman tüylerim diken diken olmuştu, ürpermiştim. Şengal’de DAİŞ’in paramparça ettiği çocukların köpeklerin önüne atıldığını gördüm. O zamanlar böyle bir DAİŞ vardı. Kobanê’de de böyleydi. Orada da 6 aylık bir çocuğun Biksi mermisiyle paramparça edilmişti, onu gördüm. Ve o gün gördüğüm DAİŞ ile bugün Dêrazor’da gördüğüm DAİŞ çok farklı. Çok hızlı, çok büyük, çok devasa bir çıkış yapıp, çok küçülmek diye bir şey varsa o da DAİŞ‘tir. Çok korkutucu ve ürpertici geldi, şimdi çok rezil olmuş bir şekilde bitiyor. Gelişi çok faciaydı, bitişi muazzam oldu. Kobanê’ye saldıran o korku imparatorluğu ile bugün biten bir DAİŞ var. Çok hızlı yaşadı, çok hızlı öldü. O kadar hızlı yaşadı ki, bir örgütün, bir devletin yüzyılda yapamayacağı vahşeti dört yıla sığdırdı. DAİŞ bir korku imparatorluğuydu, ölüme inanıyordu, ölüme güveniyorlardı; bu topraklara salınan bir belaydı. İşte bu bela çok hoyratça yaşadı çok kepaze bir şekilde bitti. Ben Şengal’de savaşçıların yanında hareket ederken cihazda (telsiz) seslerini duyarken ürperiyordum. Sesleri bile çok korku vericiydi, şu an sesleri yok, bir ses yok.
Geçen bir görüntü çektim, sosyal medyada paylaştım, belki gördünüz. Ellerini kaldırıp gelen bir sürü DAİŞ‘li vardı; benim önümden geçerlerken o an hiçbir şey düşünemedim. Sadece Şengal’i ve Kobanê’yi düşündüm. Önünüzden geçiyorlar ve siz hiçbir şey yapamıyorsunuz. Sevdiklerini, arkadaşlarını, ülkene, tüm inandığın şeylere saldıran insanlar ellerini kaldırıp önünden akıp gidiyorlar. Ve hiçbir şey yapamıyorsun. Oysa kafamda çok şey kurgulamıştım; bir gün bir DAİŞ’li yakalarsam ”şöyle yaparım, böyle yaparım” kurgularını çok kurmuştum. Ama hiçbir şey yapamadım, çünkü bitmişlerdi, tükenmişlerdi. Sonra gidip kadın arkadaşların önünde diz çöktüler. Şimdi onların nöbetlerini kadın arkadaşlar tutuyorlar. Oysa DAİŞ kadının gölgesine tahammül edemezdi.
Teslim olan DAİŞ’liler arasında ‘pişmanım diyenler’ var mı?
Soruşturmalar devam ettiği için ne kadar kişinin teslim olduğuna dair net bir sayı yok. Ama buradan toplam 17 bin civarında insan tahliye edildi. Çoğu DAİŞ’li aileler ve çetelerin kendileri. Teslim olanların hiçbirinde pişmanlık belirtisi yok. Hiçbiri pişman değil. Zaten şunu da söylüyorlar; “Erzağımız olsaydı, ilacımız olsaydı direnirdik” diyorlar. Ve devamla, “Biz geldik, ama güçleneceğiz. Tekrar döneceğiz ve sizi öldüreceğiz” diyorlar. Üstelik bunu DAİŞ’li kadınlar söylüyor. Parmak sallayıp ‘Allahu Ekber’ diyerek hala tehdit ediyorlar. Erkekler de “Pişman değilim, dinimi yaşamaya geldim, ben Allah’ın yoluna geldim, hicret ettim” diyor. Çoğu yabancı uyruklu. Iraklılar çoğunlukta. Sınır olduğu için takviyeler Irak üzeri yapılıyordu. Iraklılardan sonra Türkler çok sayıda var. Doğu Türkistanlı var. Endonezyalı, Somali, Kazakistan, Türkistan, Rus, Özbek, İngiliz, Amerikalı çok fazla. Yabancı uyrukluların sayısı Ortadoğulular ile hemen hemen aynı. Şu an tam net bir sayı yok ama yabancı uyruklu DAİŞ’liler Ortadoğuluları geçebilir.
Sadece bazı kadınlar; çok acı çekenler, ”pişman olduk”, ”böyle beklemiyorduk” diyorlar. Özellikle Türkiye’den gelenler, böyle konuşuyor. İşte ”birkaç yıl güzel yaşadık, son bir yıldır çok zorlandık, çok aç kaldık, savaş mağduru olduk” diyorlar.
Peki, yerleştikleri topraklardaki insanlara ne oldu?
Onları öldürmüşler! Onların yerlerinde yaşamaya ise hicret diyorlardı. İnsanların hayatına, evine, malına el koymaya ganimet diyorlar. ‘Allah’ın bize verdiği ganimeti almak için hicret ettik’ diyorlar. Düşünebiliyor musunuz, Konya’dan gelen bir kadın bunu söylüyor. Antep’ten gelen biri ”Allah’ın yoluna geldim” diyor. ”Peki Dêra Zorlular nereye gitti” diye sorduğumuzda bir cevapları yok. Kafaları böyle. Yani sefalarını sürdüler, şimdi ise cefasını çekiyorlar. Güzel oldu bence, iyi oldu bence... Hak ettiklerini buldular bence.
Fotoğraf karelerine de yansıdı. YPJ’liler DAİŞ’lileri teslim alıyordu…
Doğru… Zaten YPJ’li savaşçılar kadınları kontrol ediyor. Tek tek kontrol noktasından geçerken yanlarındaydım. Erkeklerin diz çökmüş halini kontrole almak için bir güvenlik koridoru oluşturuldu. Sağında erkekler, solunda ise kadınlar… Güzel bir görüntü çıktı aslında. İnsanlığa kök söktüren DAİŞ elemanlarının YPJ’li kadınların önünde diz çökmesi güzel bir görüntüydü. İnsanın içinin yağlarını eritiyordu. Çünkü onlar çok can yaktılar. Kimi sorarsanız sorun, hepimiz DAİŞ’ten acı çektik. İçimiz öfkeyle dolu. Görevimiz ne olursa olsun ister gazeteci olalım, ister doktor olalım; insan olmamız yetiyor onlardan nefret etmemiz için. Çünkü onlar insanlık karşıtı çok şey yaptılar. Kadınlar, YPJ’liler onları bitirdi. Bundan daha güzel bir şey olmaz. Biz o fotoğraf karelerinde bunu gördük. Kadınlar onlara diz çöktürdü. ”Diz çöktürdük” meselesi de öyle egemenlikli bir yaklaşım ve anlayış olarak algılanmamalı. Kötüleri dize getirmek ahlaki bir görevdir. İşte YPJ bunu başardı. YPJ bu topraklarında dünyanın en kötülerini en güzel bir şekilde yendi.
Gazetemizde ‘Ruken ve Emanî’yi anlattığın yazında, 6 bin kadının kurtarıldığını, bunların önemli kısmının hamile olduğunu, DAİŞ’in kadınları çocuk doğurma makinası olarak kullandığını anlatmıştın. Bu kadın ve çocuklara ne olacak?
Aslında Rojava’nın her kentinde kadın evleri var. Bu kadın evlerinde kadınların sağlıkları, eğitimleri, hakları vb. ilgileniyorlar. Rojava’nın bütün kent, ilçe ve kasabalarında Mala Jin’ler var. Mala Jin’lerin kendilerine ait bir anayasaları da var. Onlar kendi içlerinde bir yargılama yapabiliyorlar, karar hakları var. Ama DAİŞ’li kadınları götürüp bu evlere yerleştirmek ne kadar doğru olur, doğrusu kestiremiyorum. Bu kadınlar için yeni kurumsal yapılar oluşturulur mu, doğrusu onu da bilmiyorum. Bunu söylemek için çok erken. Ama bütün bunlar tartışılıyor.
Bir de hala savaş sürüyor. Mermi sesleri bize kadar geliyor, Baxoz’dan dumanlar yükseliyor. Ama buralarda savaş böyle olmuyor. Silahlı savaş bitince, savaş bitmiş olmuyor. Yaralar hala taze. Kurtarılan kadınlar, çocuklar için yeniden yeni bir konsept hazırlamak lazım. Yeni bir kurumsallaşmaya gitmek lazım. Yani bir rehabilitasyon gerekebilir, gerekiyor da. Bana sorarsanız DAİŞ’li ailelerin çocukları için yeni bir konsept gerekiyor. Şu an hali hazırda kamplar var. İlk karşılandıkları yer ise Hol Kampı. Hol Kampında şu an 50 mülteci kalıyor zaten.
BM’in bir çalışması yok mu?
BM’nin ve diğer yardım kuruluşlarının pek bir yardımı olmuyor. Bu kampların bütün giderleri Rojava yönetimi üzerinden oluyor. Bu çok ağır bir yük. Çünkü onbinlerce insandan bahsediyoruz. En az Rojava’nın birkaç şehri kadar mülteci, savaş mağduru insanlar var kamplarda. Baxoz’dan çıkartılanlar da oraya yerleştirildi.
Şimdi hiçbir ülke DAİŞ’lileri almak istemiyor. Bunların yargılaması nasıl olacak?
Rojava’daki zindanların DAİŞ’lileri kaldırma kapasitesi kalmadı. Kapasitelerinin çok çok üstünde, hepsi DAİŞ’lilerle dolu. Onun için Rojava’da yeni cezaevlerinin inşa edilmesi gerekiyor. Yeni bir mahkemenin de inşa edilmesi lazım. Rojava yönetiminin uluslararası bir mahkeme talebi de var. QSD bunu gündeme getirdi ama hala bir geri dönüş olmadı. Fransa, Rojava mahkemelerini tanıdığını söylemişti. Ama sadece Fransız vatandaşları yok ki! Dünyanın her ülkesinden vatandaşlar var. Uluslararası bir mahkemenin kurulması yönünde Birleşmiş Milletler’e talep yapılacak. Rojava’da ortak bir mahkemenin kurulması ve ortak yargılama talebi Rojava yönetimi tarafından yapılacak. Burada amaç yargılamanın BM gözetiminde olması.
Kadın ve çocuklar arasında en çok kimin hikayesi dikkatini çekti?
Burada onlarca hikayeye şahit oldum. Her biri birinden acı, trajik hikayeler. Birbirinden beter, birbirinden berbat hikayelerdi bunlar. Kadın ve çocuklar arasında çarpıcı hikayeleri olanlar var. Mesela dün bir çocuk gördüm; babası çete, Baxoz’da kalmış. Annesi başka bir çeteyle evlenmiş, çocuğu terketmiş. Çocuk tek başına oradaydı, sahipsizdi. Bir çocuk daha vardı; o da anne ve babasını bulamıyordu. Arkadaşlar çocukla konuşunca, ”Annem de babam da yok” diyordu. Ortalıkta kalan kimsesiz onlarca çocuk vardı. Bu çocukların gerçekten durumları iç acıtıcıydı.
Yine bir kadın vardı, dikkati mi çok çekmişti; Faslı bir kadındı. Eşi çete ve doktordu. Doktor olduğu için DAİŞ onun Baxoz’dan çıkmasına izin vermemiş. Bu kadının bir ayağı kopmuştu, bir ayağı da kangren olmuştu. Bizim yanımıza ulaştığında doktorlar tedavi etmek istedi. Kadın, ’Eşimin izni olmadan hiçbir erkeğin bana eli değmeyecek’ diyerek, tedaviyi reddetti. Tedaviyi kabul etmediği için muhtemelen öbür ayağı da kesilmek zorunda kalacak. O an, ”bu nasıl bir vahşettir” diye düşünmeden edemedim.
Asıl kahramanlar YPG/YPJ’li savaşçılara ilişkin neler söyleyeceksin?
Bugün yaşıyorsak onların sayesinde yaşıyoruz. Aslında onlar için çok şey söylemeye de gerek yok. Onlar yaşayarak, savaşarak, bunca yıl mücadele ederek, kan dökerek zaten kendilerini ifade etti. Ne söylenebilir ki! Bütün dünya onları gördü, tanıdı, kahramanlıklarına şahit oldu. Bütün dünyanın gözleri önünde bir korku imparatorluğunu yok ettiler. Onlar elinde sadece silahlı kimseler, bireyler değiller. Onlar örgütlü bir gücün, örgütlü iradeleri oldular. Hemen hepsiyle görüştüm, konuştum. Onlara ”DAİŞ bitti, bitirdiniz, ne diyorsunuz” sorusuna hemen hepsi buruklukla cevap veriyorlar. Çünkü hepsi arkadaşlarını bu savaşta kaybettiler. Bugünleri onlarla aşamak istediklerini söylüyorlar. Yürekleri buruk.
Kısaca şunu söyleyeyim: YPG/YPJ/QSD tüm dünyanın gururu olabildiler ama kendi kendileriyle gurur duyabilecek zaman bulamadılar. Herkesi sevindirdiler ama sevinme zamanı bulamadılar. Herkesi mutlu ettiler ama kendileri şu an buruk bir mutluluk yaşıyorlar. QSD savaşçıları çok bedel verdiler, canından verdiler. Bu çöllerde bir gün bile direnmek, bu çölün rüzgarına, asi havasına bir gün bile dayanmak her yiğidin harcı değil. Ama bu insanlar toplam 7 yıldır savaşıyorlar ve zaferi de ilmek ilmek ördüler. Kobanê zaferiyle başlayıp önü alınmayan bir irade gösterdiler. Bütün dünyayı güzelleştirecek kadar yoruldular. 7 yıl durmadan savaştılar çünkü. Gerçekten yoruldular. Bedel verdiler, yoruldular. Kadınlara güzel bir yaşam vaat etmek için zorlanmak gerekiyordu, onlar zorlandı. Özellikle YPJ savaşçıları kahramanlığın en büyüğünü, en güzelini yaşattı ve herkese mal edebildi. Bunlar bireysel bir savaş yürütmediler, örgütsel bir savaş yürüttüler. Bu savaş en çok kadın özgürlüğüne dayandı, savaş bunun için yürütüldü.
Ne kadar gazeteci operasyonu takip ediyor?
Uluslararası basından yaklaşık 100 gazeteci bulunuyor. CNN, Reuters, AFP, AP, BBC, France 2 gibi, yine Arap dünyasının önemli yayın kuruluşları burada. Bu kanalların muhabirleri bizimle cephe hattına geliyorlar. Çoğunda canlı yayın aracı var. Anlık olarak canlı yayın yapıyor, görüntüleri haber merkezlerine ulaştırıyorlar. Dünyanın önde gelen birçok fotoğrafçısı da Dêrazor’da. Yoğun bir ilgi var.
Daha ne kadar Dêrazor’da kalacaksın?
Benim durumum ilginç; hep savaşların olduğu topraklarda gezdim, oralarda çalışma yürüttüm, gazetecilik yaptım. Şimdi burada DAİŞ’in son günlerine tanıklık ediyorum. Zaferin ilanına kadar Dêrazor’da kalmayı düşünüyorum. Zaferin ilanını da yazmak istiyorum.