YPG ve HPG’nin DAİŞ çetelerine karşı direnişi Kobanê ve Şengal'de tüm kararlılığıyla devam ediyor. Direniş cephesi güçlendikçe DAİŞ daha da tökezliyor, siniyor ve o korkutucu havasını kaybediyor.
Kürt savaşçıların Kobanê ve Şengal'de ki tarihi direnişleri DAİŞ’in hareket sahasını önemli oranda daralttı. Onun için yeni hareket alanları hedefliyor. Cuma günü Maxmur’a sonraki gün ise Kerkük’e yönelik geliştirdiği saldırılar bu amaçladır.
Hatırlarsınız, geçtiğimiz Ağustos ayında aynı yerlere yine benzer saldırılar gerçekleştirmişti. Bu saldırıları Kürt ortak savunma güçlerinin direnişi karşısında kırılmış ve geri kaçmak zorunda kalmıştı.
DAİŞ aradan geçen aylarda Kürt güçleri karşısında büyük darbe aldı. Ancak buna rağmen halen devam eden saldırılar tehlikenin tümden geçmediğini de gösteriyor. Daha geç kalamamak adına bazı soruların ivedilikle cevaplanması ve gerekli adımların bir an önce atılması gerekiyor.
Öncelikli sorular şunlar. Kobanê ve Şengal'de Kürt güçleri karşısında ağır yenilgi yaşayan DAİŞ çeteleri nasıl oluyor da peşmergenin denetiminde bulunan bir alana girip bir anda 24 peşmergeyi öldürebiliyor? Maxmur ilçesi ve kampının sürekli bir tehdit altında olduğu gerçeğine rağmen güvenlik önlemi neden üst düzeye çıkarılmıyor? KCK’in tüm çağrı ve baskılarına rağmen neden Kürt savunma güçleri ortaklaştırılıp tek komuta merkezine bağlanmıyor? KDP bütün bu sorunların çözümü olacak ulusal kongreye neden yanaşmıyor?
Bu sorulara verilecek çok uzun yanıtlar elbette ki vardır. Fakat özce şunu belirtmek yeterli olacaktır. KDP’yi yönetenler kendi iktidar çıkarlarını ulusal çıkarların üstünde tutuyorlar. Ulusal perspektiften yoksundurlar. Ondan dolayı da ulusal birliğe yanaşmıyorlar.
Belki bu, kısa vadede KDP elitlerine kazandırabilir, ancak uzun vadede hem onlara hem de tüm Kürtlere büyük kaybettirir. KDP ve tüm Kürtlere asıl kazandıracak olan ulusal birliktir.
Ulusal cephe kurulmuş olsaydı Kobanê ve Şengal direnişleri çok daha kısa sürede sonuca ulaşabilirdi. DAİŞ bir kez yenildiği Maxmur ve Kerkük cephesine yeniden saldırmaya cesaret edemezdi. Kürdistan'da arpa boyu yol almak bir yana şimdiye kadar kesinlikle Kürdistan’dan atılmış olacaklardı.
Bu, DAİŞ’e karşı mücadelede bir husus, diğer önemli bir husus ise küresel güçlerin Kürt politikasında yapması gereken değişikliklerdir. 7 Ocak’ta Paris'te Charlie Hebdo dergisine yapılan saldırı tehlikenin küresel boyutunu açıkça gösterdi.
DAİŞ vb. radikal dinci örgütler sadece Ortadoğu için değil, tüm dünya için tehlike arz etmektedirler. Bugün Ortadoğu'da bu cani yapılara karşı en büyük mücadeleyi Kürtler vermektedir. PKK bu mücadelenin öncülüğünü yapmaktadır. Dolayısıyla Avrupa ve ABD bir an önce PKK’yi terörist örgütler listesinden çıkarmalı ve Kürtlere bu mücadelede daha etkin destek sunmalıdır.
Bu örgütlere destek veren güçlere karşı ortak tutumu daha güçlü geliştirmelidir. Bugün Ortadoğu coğrafyasını kan gölüne çeviren ve Paris’in göbeğinde istedikleri gibi katliam gerçekleştiren bu örgütler yarın daha büyük felaketlere neden olabilirler. Londra, Brüksel, Washington ya da Avrupa’nın daha başka yerlerinde bu tür saldırıların yaşanmayacağı garantisini kimse veremez. Dolayısıyla DAİŞ sadece Kürtlerin düşmanı değil, insanlığın düşmanıdır. Dünya demokrasisine karşı küresel bir tehdittir. Bu tehdide karşı mücadele etmek de sadece Kürtlerin değil, herkesin görevidir.