Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun (SGDF) şehitlerini saygı ile anıyorum. Yaralı kardeşlerime acil şifalar diliyorum. ESP’li devrimcilerin öncü, devrimci, enternasyonalist çizgilerini selamlıyorum.
Suruç’ta toprağa düşen her genç, Türkiye’nin ne yapması gerektiğini canları pahasına gösteren birer deniz feneri oldular. Bu kutsal deniz fenerlerinin ışığında duruma kısaca bakalım:
Gördüğümüz şudur: DAİŞ Rojava topraklarını kana bulayan savaşı, önce Amed HDP mitinginde, ardından Suruç’ta, kitlesel katliamla Türkiye Kürdistan’ı topraklarına da sıçratmış oldu. DAİŞ Rojava’da uğradığı yenilginin öcünü Kuzey Kürdistan’a karşı savaş açarak almaya kalkıştı.
6-7 Ekim’de DAİŞ’in Kuzey’deki, “kitlesel olmayan” ama “örgütsel” bakımdan “güçlü ve silahlı“ potansiyeli ortaya çıkmıştı. Şimdi Suruç saldırısından sonra, Hizbul-kontra’nın örgütsel yapısının DAİŞ yapısı haline dönmesi artık an meselesidir.
Hükümet ve onun medyası “saldırı Türkiye’ye karşı yapıldı” dedi. Eğer ağızlarından çıkanı kulakları duyuyorsa, şu soruya yanıt vermek zorundalar: Madem DAİŞ Türkiye’ye saldırdı, o halde DAİŞ’e karşı savaşan PKK ve PYD ile “Türkiye için” neden ittifak kurmuyorsunuz?
Aynı DAİŞ’e karşı Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve diğer ülkeler Kobanê’de, Til Abyad’da ve Cerablus’ta YPG/YPJ ile, Kerkük’te ve Şengal’de ise Pêşmerge de içinde, HPG ve YJA-Star ile ittifak kurduğuna ve Erdoğan’ın başında olduğu devlet bu güçlerle NATO içinde ittifak halinde olduğuna göre, neden “DAİŞ karşıtı cephede” Türkiye Cumhuriyeti yerini almıyor?
Almadığı gibi tersine, iki buçuk yıldır süren ateşkesi neden baltalıyor ve neden tam “müzakere” aşamasına gelinmişken, Dolmabahçe “mutabakat” masasını bir tekmede deviriyor?
Yalnız bu sorular bile, AKP’nin PKK’ye, PYD’ye ve “Koalisyon güçlerinin” cephesine karşı DAİŞ’ten yana tutum aldığını gösteriyor. Ya DAİŞ’le birlikte PYD ve PKK’ye karşı; ya da PYD ve PKK ile birlikte DAİŞ’e karşı… Başka bir yol var mı?
Bu bir… İkincisi ise şu: AKP neden PKK ile mutabakatı derinleştirip, Kürt sorununu çözmek ve böylece PKK’nin DAİŞ’e karşı muazzam askeri potansiyelinden, tıpkı Batılı müttefikleri gibi yararlanmak yerine, PKK’yi tasfiye etme hedefinden vazgeçmiyor? Bir an için TC’nin PKK’yi “gerilettiğini” farzedelim, bunun sonucu ne olur?
Bunun sonucu, birkaç ay içinde Hizbul-kontraların ve pek çok korucu aşiretinin, Kürdistan’daki AKP tabanının hızla DAİŞ’leşmesi olur.
Şu anda eğer DAİŞ yanlısı unsurlar Kürdistan dağlarına, tıpkı Afgan dağlarına yerleştikleri gibi yerleşemiyorsa, bu Türk ordusunun marifeti değildir. Öyle olsaydı PKK de bu dağlara yerleşemezdi. Dağların DAİŞ benzerlerinin eline geçmemesi PKK’nin oradaki varlığı sayesindedir. O sayededir ki hem Türkiye, hem İran, hem Ermenistan DAİŞ tehdidine karşı kendini koruyabiliyor. Düne kadar PKK düşmanlığında Türkiye ile anlaşan ABD’nin DAİŞ karşısında tutumunu gözden geçirmesi hiç de rastlantı değildir.
Ama “dağlara çıkamayan” eşkiyanın Türkiye ovalarında cirit attığı çok açık. “Ilımlı İslamcı” tabanın genç insanları arasında PKK’ye karşı yaratılan düşmanlık, DAİŞ’çilik için olağanüstü elverişli bir ortam yaratıyor. Türkiye bomba yüklü DAİŞ kamyonlarıyla birkaç ay sonra Irak’a, Suriye’ye, Libya’ya döndürülebilir.
Ne yapmalı?
7 Haziran seçimleri Türkiye’nin önüne büyük bir fırsat çıkarmıştır. AKP şimdi Erdoğan vesayetinden daha kolay kurtulabilir. CHP “Kürt düşmanı şovenlerin” ipoteğine şimdi daha kolay son verebilir. Vesayetten kurtulan bu iki parti HDP ile ister koalisyon içinde, ister TBMM’yi bir “Kurucu Meclis” haline getirmek suretiyle ittifak kurabilir. Derhal Kürt sorununda çözüm sağlanabilir. O anda PKK kongresini toplayıp, Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi sona erdirme kararı alabilir.
Ve nasıl ki ABD ordusu PKK ve PYD güçleriyle DAİŞ’e karşı müşterek bir hareket sürdürüyorsa, tıpkı öyle Türkiye de PKK’nin silahlı güçleriyle kendi silahlı güçlerini koordine ederek DAİŞ belasına son verebilir.
Eğer AKP bu yola girmiyorsa, biliniz ki DAİŞ’çidir. Kimse onun lafına bakmayacaktır.