AKP Hükümeti ve Başbakan bir taraftan çözümden söz ediyor, diğer taraftan tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak nakaratını sürdürüyor. Özellikle tek millet vurgusu yapıyor. Zaten tek millet dedikten sonra diğer tek tekler de arka arkaya gelmek durumundadır.

Tek millet dedikten sonra da kimse bize Kürtçülükle, yani Kürtlükten söz ederek gelmesin diyor. Yeni imtiyazlar vererek sorunları çözemeyiz diyor. Yani Kürtlerin taleplerini imtiyaz istemek olarak ele alıyor. Bu, Türk-Kürt ayrımı yapmıyoruz, herkes yasalar karşısında eşittir demagojisinin yeni biçimde ifade edilmesidir. Yani Kürtlerin ulusal varlığı güvenceye alınmayacak, Kürtlerin siyasi iradesi ve özyönetimleri, yani Demokratik Özerklik’i kabul edilmeyecek, ama anayasadaki haklardan herkesin yararlanacağı söylenecek! Şimdiye kadarki zihniyet yeni biçimde sürdürülecek, Kürt halkının ayrı bir kimlik olduğu ve bunun gerektirdiği özgün haklar yok sayılacak!
Şu anda Türk etnisitesi her yerde baskın ve hakim. Kendi kimliğini ve kültürünü istediği biçimde geliştiriyor, daha doğrusu geliştirmiştir. Sanat, edebiyat, kültür ve sosyal yaşam Türk dili ve kültürüyle yürütülüyor. Türkçe ana okulundan üniversiteye kadar her alanda eğitim dili. Türk kimliğinin, dilinin ve kültürünün yok olma gibi bir tehlikesi yok. Kuşkusuz kapitalist modernist kültürün tüm kültürleri ortadan kaldırıp sadece kapitalizmin tüketim kültürünü hakim kılma saldırısını ve hegemonya kurmasını bunun dışında tutuyoruz.
Bu durumda Kürt kimliğini güvenceye alması, varlığını tanıması, anadilde eğitim olması, Kürt dilinin kamusal alanda kullanılmasından söz etmeyi, bu taleplerde bulunmayı Kürtçülük dayatması ve imtiyaz istemek olarak ele almak mevcut durumda Türk ve Kürt etnisitesinin konumunu aynıymış gibi ele almaktır. Dolayısıyla bu tür söylemler art niyetlidir. Baskın kimliğin mevcut konumunu sürdürüp, Kürtlüğü yok etmesinin zaman içinde gerçekleşmesini istemenin ifadesidir.
Hiç kimse Türk etnisitesiyle Kürtlerin durumunu aynı göremez. Bu nedenle Kürtlükle ilgili özel haklar istiyorsunuz diyemez. Bu tür söylemler art niyetli, egemenlikçi ve kültürel soykırımcı zihniyetinin dışa vurumudur. Bu nedenle Türkçülük de Kürtçülük de istemiyoruz, kimse karşımıza Kürtlük haklarından söz ederek gelmesin demek, demagojidir. Kürt kimliği üzerindeki kültürel soykırımı örtmenin ifadesidir. Zaten Kürt sorunu da bu anlayışlardan kaynaklanmıştır.
Kürtlerin sorunu ve istekleri mevcut yasalar karşısında eşit olma sorunu ve isteği değildir. Çünkü 1924 anayasasında da, sonraki soykırım anayasalarda da herkes yasalar karşısında eşit sayılmıştır. Yasal ve hukuki olarak bir ayrım yapılmamıştır. Tabii ki Kürt kimliğini öne çıkarıp bu konuda talep etmediği takdirde! Cumhurbaşkanı da, Başbakan da olunabilir. Hukuki anlamda bireyler önünde bu konuda engel yoktur. Ancak Kürt kimliği tanınmadığı ve baskın kimlik Türklük olduğu için dünyanın en ağır ve en sinsi soykırımı Kürtler üzerinde uygulanmaktadır. Fiziki katliamlar bu kültürel soykırımın yanında devede kulak kalmaktadır.
Baskın kimlik Türk etnisitesiyken bir Kürt olan Hüseyin Çelik bile Kürtçe ne işi yarar, ancak Türkçe ile gelecek yaşamı kurabilirsin demişken ve Kürt dili, kültürü, tarihin en ağır asimilasyon ve soykırım değirmeni içinde öğütülürken asimilasyonu bitirdik demek, Kürtlerle, aklı olan insanlarla dalga geçmektir. Bu nedenle Erdoğan’ın ifade ettiği Kürt çözümü de dalga geçme çözümüdür.
Türkiye gerçeğinde ancak Kürt kimliğine vurgu yapılır; Kürtlerin temel demokratik hakları ve özyönetimi tanınırsa o zaman eşitlik sağlama zemini ve imkanı ortaya çıkar. Kürtler pozitif ayrımcılık da istemiyor. Ama Kürtler kimliğinin, varlığının, dilinin, siyasi iradesinin ve kendi kendini yönetme haklarının, yani özerkliğinin tanınmasını istiyor. Kuşkusuz ekonomik özerkliğin de tanınmasını istiyor. Bunlar anayasal ve yasal olarak tanınırsa Kürtler tarih içinde ortaya çıkmış haksızlıkları ve mesafeyi kendi çaba ve emekleriyle giderirler. Yeter ki, anayasa ve yasalarda bu haklar tanınsın! O zaman Kürtçenin medeniyet dili olup olmadığını, sadece Türkiye’ye değil, tüm dünyaya gösterirler.
Tüm bu gerçekler ışığında AKP’nin söylemleri, çözüm dediğinde kast ettiğinin demokratik siyasi çözüm değil, Özgürlük Hareketi’ni çözmek olduğu anlaşılıyor. Başbakan’ın Mardin’deki bu yönlü söylemleri, BDP PKK’yi dinlememeli sözleri, PKK ile Kürtleri özdeşleştirenler süreci sabote ediyor bahaneleri, AKP’nin samimi olmadığını, maksadının başka olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu gerçekler ortadayken Kürt sorununu çözmek için on yıllarca mücadele verenler belliyken birilerinin çıkıp çözüme PKK karşı çıkarsa ona da tavır alırız demesi abesle iştigaldir. Gerçekleri görmemektir ya da psikolojik savaş altında ne söylediğinin farkında olmamaktır. Doğru görenler ve duyanlar için kimin Kürt sorununun çözümü için çalıştığı, kimin Kürt sorununu çözmek istediği bellidir. Bunu muğlaklaştırmak sadece Kürt sorununu çözmek istemeyen ve bu konuda samimi olmayanların ekmeğine yağ sürer. Kuşkusuz PKK ve Kürt tarafı için bu tür değerlendirmeler yapanlar olabilir. Biz bunları bu tür konuşmaları yapmaması gerekenlere söylüyoruz.