İçişleri Bakanı Efkan Ala mecliste konuştu ve "Ben bu anayasayı tanımıyorum" dedi.
Aynı gün Başbakan Davutoğlu, güvenlik paketinin 6-8 Ekim eylemlerine karşı geliştirildiğini itiraf etti ve sözüm ona güvenlik yasalarının "süreci tehlikelerden koruyacağını" iddia etti.
Her iki söz, hükümetin "darbe yasalarını tanımıyorum" deyip nasıl "darbecilere rahmet okuttuğunu" gösteriyor. Davutoğlu’nun itirafı önemli çünkü Kürtler, Kürt siyaseti başından beri yasaya karşı çıkarken; bu yasaların Kürt gençleri için çıkarıldığını söylüyordu. Bu tespit Davutoğlu’nun itirafıyla doğrulanmış oldu.
Ancak çelişkiler var tabii. Bir yanda "darbe yasalarını tanımıyorum, bu anayasa derhal değişmeli" diyen bir söylem, diğer yanda darbe yasalarını aratır cinsten güvenlik eksenli siyaset. Bir yanda güvenlik eksenli siyasetin teorisyeni olan Başbakan, öte yanda bu siyasetin uygulayıcısı pozisyonunda olan İçişleri Bakanı…
Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?!
AKP usulü rejim, işte böyle bir şey.
Bunun ismi demokrasi değil elbette tutarsızlık!
Gerçekten de siyasetin cılkını çıkardı AKP. Dil deseniz sokak dilini aratıyor. Tutarlılığın ise esamesi okunmuyor. Başbakanları, Özgecan Aslan’ın katledilmesinden sonra meydanlarda "Kadına yönelik şiddet konusunda kampanya başlattım" diye bas bas bağırıyor ancak AKP’liler ertesi gün meclis çatısı altında kadına şiddet uygulayacak kadar pervasızlaşabiliyorlar.
Kıymeti kendinden menkul zatlar, hergün başka başka söylemlerle ve eylemlerle karşımıza çıkmaktan bıkmıyorlar. Birinin "ak" dediğine diğeri "kara" diyebiliyor. Ya da dün "ak" diyen bugün "kara" diyor. Tıpkı Arınç’ın "Diyarbakır zindanlarında yapılanlar, bana yapılsaydı ben de dağa çıkardım" demesinin ardından dönemin Başbakanı Erdoğan’ın "bu söz yanlış" demesi üzerine "40 yıllık" siyasetçi olan Arınç’ın pişkince direksiyon kırarak, "Ben de zaten dağa çıkmadım" demesi gibi…
Birinin selam gönderdiği Kobanê’ye diğerinin kin kusması gibi…
Başbakan’ın, Süleyman Şah operasyonu için PYD’ye "Bilgi verdik" demesine; Cumhurbaşkanının, "Kimseye bilgi vermedik. Biz bu kadar alçalmadık" demesi gibi…
Provokatif konuşmayı görev addeden Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, "Ortak açıklama olmaz" dedikten bir gün sonra (28 Şubat) mevkidaşı Yalçın Akdoğan’ın HDP heyetiyle Dolmabahçe’de kamera karşısına geçmesi üzerine, "özgül" ağırlığıyla bilinen zatın, "Metin yüzde altmış değişmiş" diyerek çark etmesi gibi.
Davutoğlu’nun Dolmabahçe açıklaması için "yeni bir süreç başladı" demesine karşılık Erdoğan’ın "göreceğiz" demesi gibi.
AKP’lilerin bazılarının "iç güvenlik yasası değişecek" söylemine karşılık başka vekillerin "kalacak" demesi gibi.
Birkaç ay önceye kadar "bunlar paralelci" diyerek polislere operasyon yapan hükümetin, polis teşkilatını ele geçirince "sınırsız yetki" vermesi gibi.
Saymakla bitmez vesselam…
Bütün bunlar kamera karşısında söylenenler. Kameranın olmadığı yerlerde ne tür tutarsızlıkların olabileceğini tahmin etmek zor.
Yeniden Ala’nın sözlerine dönelim.
Ala’nın bakanı olduğu hükümet, binlerce Kürdü darbe yasalarıyla yargılarken, nasıl oluyor da "Bu yasayı tanımıyorum" diyebiliyor?
Yanıtı gayet basit: İşlerine yaradığında darbe anayasasını bal gibi tanıyorlar; işlerine gelmedi mi kuyruğuna basılmış kedi misali kopartıyorlar yaygarayı.
AKP, darbe yasasını tanıyor, hem de ne tanıma! Tanımakla kalmıyor, üzerine yeni yasalar ekliyor. AKP’nin son yasa paketiyle darbe yasalarını katmerleştirdiğini MHP bile söylüyor.
13 yıllık iktidarında yeni anayasayı yapmayan AKP, seçimlere "yeni anayasa" nakaratıyla hazırlanıyor. AKP bir yandan darbe yasalarından veryansın ediyor öte yandan Türkiye’yi darbelerin eseri olan "Türk işi" diktatörlüğe doğru sürüklüyor.
İşte AKP’nin kendine demokrat ikiyüzlülüğü…
AKP’nin ve CHP’nin kaptanlığında Türkiye fırtınalı denizde kayalıklara doğru sürükleniyor. AKP’nin zulmü veya CHP’nin acziyetine artık yeter. Zulmün ayyuka çıktığı zamanlardayız ve "çaresizseniz çare sizsiniz" diyerek dümene geçme vakti geldi de geçiyor bile…