Zülküf KURT

24 Haziran seçimlerini geride bıraktık. Ortaya çıkan tabloyu değerlendirmeden önce HDP'nin barajı aşması için seferber olan herkesi kutlamak gerek. Büyük baskılar altında gittiği bu seçimde HDP'nin barajı aşması büyük bir başarıdır. Seçimin meşruiyeti ise tamamen tartışmalıdır. Cumhurbaşkanı adaylarından birinin tutuklu olması, HDP'ye yönelik baskı, gözaltı ve tutuklamalar, sandık taşıma ve birleştirmeler, katliamlar ve seçim günü sayılamayacak kadar çok yaşanan hukuksuzluklar seçime halk iradesinin yansımasının engellenmesidir ve böylesi bir seçimin meşruiyeti oldukça tartışmalıdır.

1 Kasım seçimlerinde mevcut ittifaklar olsaydı ve vekil dağılımı 24 Haziran seçimleri gibi olsaydı ne olurdu diye 25 Mayıs'ta yazdığım "HDP'nin Baraj ve Barikat Sorunu" başlıklı yazıda belirtmiştim. Orada AKP-MHP ittifakının 396 vekil alacağını, CHP'nin 139 ve HDP'nin de 64 vekil alacağını +-5 vekil hata payı bırakarak belirtmiş, İyi Parti verisi olmadığı için hesaplamaya dahil etmemiştim.

Bugün ortaya çıkan tablo da AKP-MHP (295+49) 345, İyi Parti 43, CHP 146 ve HDP 67 vekil aldılar.

AKP-MHP-İyi Parti toplam vekil sayısı da 387'ye ulaşmış görünüyor. 1 Kasım seçimlerinde AKP-MHP toplam oylarının alacağı vekil sayısının biraz altında. Siyasal dengeler açısından AKP-MHP blokundan ve birkaç puan da CHP'den giden oylarla İyi parti mevcut durumu yakalamış görünüyor. Yani bu sağ bloktan aslında oylar bir yere kaymamış, yer değiştirmiş görünmektedir.

CHP vekil sayısının 600'e çıkması nedeniyle ortalamadan kaynaklanan artış dışında vekil sayısını aslında sadece 7 arttırmış, HDP'de gerçekte sadece 3 vekil sayısı arttırmıştır. Bu karşılaştırma 1 Kasım seçimlerine göredir.

Aslında AKP-MHP Blokuna İyi Parti’nin bir faktör olarak eklenmesi dışında 1 Kasım seçim dengesinde bir değişiklik görünmüyor.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde HDP'nin Demirtaş'a gidecek oylarından yüzde 2-3 İnce'ye geçmiş görünmektedir. Aynı şekilde CHP tabanından da HDP'ye yüzde 0,5-1 bandında bir desteğin geldiğini söylemek mümkün. Tabanda yapılan ittifaklar bu şekilde görünmektedir.

Şimdi bu tablonun siyasal okuması elbette ki çokça yapılacaktır. HDP açısından durum şudur: Kürdistan'da her yerde çalınan oylar Türkiye'nin batısından gelen oylarla telafi edilmiştir. Türkiye'nin her yerindeki Alevi toplumundan HDP'ye oy gelmiştir. Türkiye cephesinden güçlü isimlerle girilmesinin yarattığı heyecanın sandığa yansıması bu anlamda güçlü olmuştur.

CHP açısından vekil sayısında dramatik bir artış olmasa da, İnce'nin aldığı oyun yüzde 30'a dayanması CHP'yi iktidar heyecanına kaptıracağı görülüyor.

AKP açısından MHP ile ittifakı meclis çoğunluğunu almış olmasına rağmen tek başına iktidar çoğunluğu yakalayamaması ittifaklara mecbur bir tablo ortaya çıkarmıştır.

MHP açısından ise tam bir sürpriz durumu vardır. Yüzde 11 alabileceklerini kimse tahmin etmemişti.

İyi Parti'de yüzde 17'leri beklerken yüzde 10 bandında kalmıştır.

MHP'den kopacak oyları İyi Parti’nin alacağı öngörüsü tamamen tutmamıştır. Görülüyor ki, seçim sonuçlarına bir müdahale ve oy paylaşımı yapılmıştır. Ancak bu tablonun çok enteresan bir sonucu vardır. Devlet içerisinde MHP ve İyi Parti şahsında karşılığını bulan iki eğilim uzlaşmış ve neredeyse eşit derecede oy bölüşümü yapmışlardır. Bu da AKP'nin ittifak için mahkum olduğu iki seçeneğin de devlete çıkması demek.

1 Kasım seçimlerinde AKP-MHP blokunun aldığı vekil sayısı bu seçimde AKP-MHP-İyi Parti arasında dağıtılmıştır. Yani aslında devletin iktidar ve yönetim bloku için baz aldığı seçimlerin 16 Nisan referandumu değil, 1 Kasım seçimleri olduğu anlaşılıyor. AKP-MHP Bloku oylarını da İyi Parti’yle paylaşarak korudukları da görünmektedir. Devletin Bahçeli'yi gözden çıkarmadığı ve Akşener'e karşı sahiplenildiği de görülmektedir. O nedenle aslında AKP-MHP Faşizmi geriletilmemiş durumdadır. Tam aksine devlet içindeki bütün eğilimler uzlaşmış Faşist Bloku genişletmişlerdir. Rakamların söylediği şey kısaca bu şekilde yorumlanabilir.

Genişleyen Faşist Bloka karşı HDP'nin demokrasi cephesini kendi bünyesinde büyütmesi, ittifaklarını sağlamlaştırması hayati önemde olacaktır.

En başından beri meşruiyet sorunu yaşayan bu seçimde sandıkta halk iradesine devlet el koymuş durumdadır. Darbe dediğimizde zaten devletin halkın iradesine el koyması değil midir?

Akşener'in sessizliği de bundandır. Belli ki askeri müdahale seçeneği temsil ettiği eğilimin mottosu. Ama Bahçeli'nin siyasi müdahale planı işledi diyebiliriz. Sadece bu seçimde darbe için askeri seçenek değil, devlet için demokratik seçenek olan seçimlere müdahale yolu tercih edilmiş oldu. 24 Haziran'da izlediğimiz şey de buydu.