Nobelli İtalyan yazar Dario Fo, 90 yaşında hayatını kaybetti. Fo, Kürt halkının yakın dostlarından biriydi. 

Dünyaca ünlü İtalyan oyun yazarı ve aktör, 1997 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Dario Fo, 90 yaşında yaşamını yitirdi. Ünlü yazarın ardından oyunlarını İtalyanca’dan Türkçe’ye çeviren ve 35 yıllık arkadaşı olan Füsun Demirel, Twitter hesabından şu mesajı paylaştı: “Hayatımın son 35 yılı her günümüz seninle ve Franca ile geçti. Eserlerinle, düşüncelerinle. Dostum, yoldaşım, ustam bu dayanılmaz keder. Dario.”


İki hafta önce Roma’da Kürt halkı için eylemdeydi

Dario Fo, yaşamı boyunca tutarlı devrimci kimliğiyle tanınmış; mücadelenin dilini kullanmaktan ve mücadele alanlarında bizzat bulunmaktan hiç imtina etmemişti. Yazar Kürt halkının özgürlük mücadelesine de her dönemde yakın ilgiliydi. Uluslararası Abdullah Öcalan’a Özgürlük İnisiyatifi’nin başlattığı imza kampanyasını başlatanlardan biri olan Fo, Kürtlerle omuz omuza son eylemine ise henüz iki hafta önce katıldı. İtalya’nın başkenti Roma’da son yılların en görkemli Kürdistan buluşması için bir araya gelen on bini aşkın insanın arasında, elbette Dario Fo da vardı.


Türkiye yasakladı: İkinci Nobel gibi

Dario Fo, Türkiye’de ise en son Devlet Tiyatroları’nda oyunu yasaklandığında gündeme gelmişti. Fo’nun ünlü oyunu ‘Bir Anarşisin Kaza Sonucu Ölümü’nü programından çıkaran Devlet Tiyatroları’yla ilgili İngiltere’nin Times gazetesinden Tom Kington’a konuşan Nobel ödüllü yazar, “Türkiye’de yasaklanan dört yazardan hayatta olan tek kişi benim. Bu benim için ikinci bir Nobel ödülü kazanmak gibi” ifadelerini kullanmıştı. 



Tiyatro karikatüristi, radikal palyaço!

24 Mart 1926’da Sangiano’da doğan Dario Fo, kariyerine küçük kabare ve tiyatrolar için eleştiri içeren revüler yazan bir metin yazarına yardım ederek başladı. Oyuncu Franca Rame ile evlendikten sonra ise Fo’nun hayatı değişmeye başladı. İkili, 1959’da Dario Fo - France Rame Topluluğu’nu kurdu ve ‘Canzonissima’ adlı televizyon programında sundukları komik skeçlerle kısa sürede tanındı. 

Fo’nun tiyatral serüveni, zamanda ‘ajit-prop tiyatrosu’ mecrasına doğru yol aldı. Oyunlarını güncel sorunlara dayandırdığı ve ajitatif bir düzlemde kurguladığı için tiyatro karikatürcüsü, toplumsal ajitatör ve radikal palyaço olarak da nitelendirilen Fo ve eşi Rame, 1968’da İtalya Komünist Partisi’ne bağlı Yeni Sahne adlı bir topluluk kurdu. 1970’ten itibaren ise Halk Tiyatrosu Topluluğu ise fabrika, park, spor alanı gibi kamusal alanlarda gösteriler yapmaya başladı. Bu dönemde ‘Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü’ ve ‘Ödemiyoruz, Ödemeyeceğiz’ gibi oyunları çok tuttu.

1997 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen Fo’nun oyunları şunlar: Bir Anarşistin Kaza Sonucu Ölümü; Klaksonlar, Borazanlar ve Bırtlar; Kadın Oyunları; Elizabeth, Neredeyse Kadın; Ödenmeyecek, Ödemiyoruz; Japon Kuklası; Açık Aile.



Kürdistan yaşıyor!

Kürdistan’la yaşamının her döneminde dayanışma içinde Dario Fo, 5 Kasım 1997 tarihinde eşi Franca Rame’yle birlikte İstanbul’da davası devam eden ‘Musa Anter Barış Treni’ üyelerine bir mektup göndermişti. ‘Kürdistan yaşıyor’ başlığını taşıyan o mektupta şu ifadeler yer alıyordu:

“Kürdistan yaşıyor. Bu uğurda tüm ömrünü cezaevlerinde geçiren sosyolog İsmail Beşikçi’nin ortaya koyduğu gibi: Avrupalı güçler tarafından yaklaşık 70 yıldır sömürgeleştirilen, inkar edilen ve varlığı reddedilen Kürdistan var olmaya devam ediyor.

Kürdistan yaşıyor. Kendi dili, kültürü ve tarihiyle. Onun varlığı, hayatının 15 yılını hapiste geçirmesine sebep olmasına rağmen Leyla Zana tarafından açıkça belirtilmiştir.

Kürdistan yaşıyor. Yoksullaştırılmış; Türkiye, Irak ve Avrupa ülkelerinde mülteci olmuş, kimlikleri çalınmış 35 milyon insanın zihninde yanıyor. Newroz ateşinde yanıyor ve yaşıyor. Tecrit altına alınmış 12 bin siyasi mahkumun hücresinde, kaybedilenlerde, işkence görenlerde yanıyor. Batılı devletlerin ‘terörist’ dediği dağlardaki direnişte Kürdistan ateşi yanıyor.

Türkiye, Irak ve İran’da baskıların kurbanı olmuş; bizimle her zaman kararlılıkla dayanışma gösteren ve şu anda mahkemelerde, cezaevlerinde olan tüm insanlarla dayanışma içinde olduğumuzu ifade ediyoruz.”


İşte bu nedenle başımız dik yürüyoruz !

Usta yazar, ardında hafızalara kazınan birçok söz bıraktı...

* Sanatı siyasetten, felsefeden, ideolojiden ayırmak çok tehlikeli. Sanat diğerlerinden arındırılmış, saf ve temiz kalabilir mi? Sanat kirlidir, bozuktur. Saf ve temiz sanat olamaz, çünkü sanat yaşama kuvvetli bağlarla bağlıdır.

* Boğazımıza kadar b.k içindeyiz, bu doğru ve işte bu nedenle başımız dik yürüyoruz.

* Cesedim bir dağ gibi ağır olacak. Yüz bin ve yüz bin... Yüz binlerce kadın kolu, bu kocaman dağı kaldırıp omuzlarına alırken sizin oturduğunuz o sahte tahtı sarsacak müthiş bir kahkaha atacaklar! Ve hep birlikte bağıracaklar: Ulrike Meinhof’u öldüremeyeceksiniz! (Ben Ulrike, Bağırıyorum)


KÜLTÜR SERVİSİ