Türkiye coğrafyası; faili devlet katliamlar, yargısız infazlar, gözaltında kayıplar, işkenceler, adaletsizlikler diyarıdır.
Burada, sistemle kan uyuşmazlığı olan pek çok insan bir işkenceyi çeker gibi yaşar hayatı.
Ve gün gelir, geride sadece davasını değil umutlarını ve isyanını bırakarak göçer.
Gider ama gitmez aslında. Kendi gider ama ahı kalır, elleri kalır celladının, işkencecisinin yakasında. Kiraz Şahin ve tüm kayıp yakınları gibi; "Davacıyım!" der, "Davacıyım sonuna kadar! Gerçekler ortaya çıkana, cellatlar cezalarını çekene, bu işkence düzeni son bulana kadar!.." Ne devlet, ne devletin cellatları, kimse susturamaz bu sesi artık.
Onun bıraktığını omuzlayıp taşıyanlar olur muhakkak. Devlete rağmen devletin zulmüne direnenler gibi ve hatta Cumartesi meydanının kaybedilen babasını tanımayan çocukları, dedelerini tanımayan torunları, amcalarını tanımayan yeğenleri gibi…
1998 de Mehmet Bozışık, 2001'de Baba Ocak, 2010'da Ramazan Doğan ve 2013'de Berfo Ana (Kırbayır) gibi geçen hafta da Kiraz Şahin göçtü Cumartesi Meydanı'ndan…
Kiraz Şahin; Beyoğlu Belediye'sinde temizlik işçisi olan ve 18 Ocak 1996 tarihinde mesai başındayken kaçırılarak kaybedilen eşini, İsmail Şahin’i istiyordu devletten. Eşi kaçırıldığında yirmi yaşında iki çocuk annesiydi Kiraz. Ne eşinin hesabını sormaktan ne çocuklarından vazgeçmedi. Aramızdan ayrıldığında ise sadece kırk yaşındaydı. Murat Yıldız’ın annesi Hanife’nin deyimi ile Murat’ın yaşındaydı henüz ama saçları apaktı. Ve sadece yüzünde değil, yüreğinde yüz yaşın ağırlığı vardı.
Cumartesi Meydanı Kiraz’ın yüreğindeki ağırlık, dilindeki çığlıktı geçen hafta. Bu erken vedanın yasıydı, isyanıydı annelerin, kardeşlerin, eşlerin dillerinde…
Bütün kayıp yakınları gibiydi Kiraz. Bir yandan Hanife anne gibi "soğuk bir mezar taşına bile hasret mi gideceğiz" diye feryat ederken, bir yandan da her kapı vuruşunda, her telefon çalışında halen bekliyordu sevdiğini.
"İsmail, kızını büyüttüm, evlendirdim, gelmedin. Oğlunu askere gönderdim, gelmedin. Hasta yatağındayım, bari şimdi gel" diye seslenişinde bir kere daha duyduk bu umudun sesini…
40 yaşının 19 yılını Cumartesi Meydanı'nda tüketmişti. Yılmamıştı. Olsa, dahasını da verirdi seve seve. Ama artık bir sona varmıştı zaman. Ve o, yaşamını işkenceye çeviren o dertle ölüyordu. "Ben bu alçakların vicdan kabuğunu çatlatamadım" diyordu son nefesinde.
Cumartesi Meydanı kızgındı, kırgındı, yastaydı geçen cumartesi. Ama isyandaydı aynı zamanda. Kiraz’ın, çatlatamadığı için içine dert olan o vicdan kabuğunu çatlatmaya, İsmail’i sahipsiz bırakmamaya kararlıydılar. Davacıydılar sonuna kadar… Ne sadece Kiraz için, ne sadece kendileri için. Hepimiz için.