
Lice'nin 22 Ekim 1993 tarihinde, askerler tarafından yakılmasının ardından resmi kayıtlara göre içerisinde Tuğgeneral Bahtiyar Aydın'ın da bulunduğu 16 kişi yaşamını yitirdi. İlçede 4 gün süren olayların üzerinden tam 20 yıl geçmişken Diyarbakır TMK 10. Madde ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yaşanan olayla ilgili hazırlanan iddianame, Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Açılan soruşturma kapsamında yargılanan dönemin Diyarbakır Jandarma Alay Komutanı Eşref Hatipoğlu ve Üsteğmen Tunay Yanardağ, ağırlaştırılmış hapis cezası ile yargılanırken, Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen ilk davada, sanıklar davanın "güvenlik" gerekçesi ile başka bir ile nakledilmesi talebinde bulundu. Sanıkların talebinin ardından mahkeme ise dosyayı Yargıtay 5. Dairesi'ne gönderdi. Kısa bir sürede kararını veren Yargıtay 5. Dairesi, davayı "güvenlik" gerekçesi ile Eskişehir'e nakletti.
Yine Amed'in bir diğer ilçesi Kulp'a bağlı Alaca köyünde, 11 köylünün askerler tarafından katledilmesinin üzerinden 20 yıl geçmesinin ardından Diyarbakır TMK 10. madde ile yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame de Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından bir süre önce kabul edildi. Dava kapsamında tutuksuz olarak yargılanan dönemin Bolu 2. Tugay Komutanı Emekli Tuğgeneral Yavuz Ertürk hakkında 11 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenirken, görülen ilk duruşmanın ardından bu dava da Yargıtay 5. Dairesi tarafından "güvenlik" gerekçesi ile Ankara'ya taşındı.
Çelebi: Cezasızlık politikası
Her iki davanın başka illere taşınması, hem davanın mağdurları tarafından hem de dava avukatları tarafından tepki ile karşılandı. Kulp'ta 11 köylünün katledilmesine ilişkin açılan davada mağdur ailelerin avukatlarından İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkan Yardımcısı Serdar Çelebi, bölgede 90'lı yıllarda işlenen katliamlara ilişkin birçok davanın açıldığını, ancak bu davaların etkin bir şekilde yürütülmediğini ifade etti. Çelebi, "Bunlar devletin bilgisi dahilinde gerçekleşen cinayetlerdi. Zoraki de olsa birkaç savcı tarafından birkaç dava açıldı. Bu güne kadar bu davaların açılmaması devletin ve hükümetlerin cezasızlık politikasının bir sonucuydu. Son dönemlerde açılan bu davaların nakli de bu cezasızlık politikasının bir sonucudur. Nakil edilen davalara baktığımız zaman bir şekilde cezasızlıkla sonuçlanıyor" dedi.
Lice katliamının hem mağduru hem de avukatı olan Yunus Muratakan ise dosyanın Eskişehir'e taşınması kararının faillerin cezalandırılacağına yönelik beklentilerini yerle bir ettiğini söyledi. Muratakan, "Türkiye'de dava nakilleri hep failleri korumak, dava sonucunda onları cezasızlıkla ödüllendirmek sonucuyla bizi karşı karşıya bırakmış durumda. Bunu nerden biliyoruz; Metin Göktepe davasından, Gazi davasından, Uğur Kaymaz davasından biliyoruz. Benzeri bir çok dosya bu şekilde başka illere nakledilerek failler ödüllendirildi" diye konuştu.
Lice davasının naklinin mağdurlarla dalga geçmek olduğunu dile getiren Muratakan, Eskişehir'de görülen Ali İsmail Korkmaz davası bile güvenlik gerekçesi ile Kayseri'ye taşınırken mahkemenin bu davanın güvenliğini alacak olmasının kendileriyle dalga geçme gibi bir durum olduğunu vurguladı.
YASİN KOBULAN/DİHA/AMED