Babam, amcamla birlikte Kars’tan kaçıp Tiflis’e geldikleri zaman, orada çalgıcı bir Kürt varmış. İsmi Pir Şemo. İşte o, babama çalgıcılığı öğretmiş. İsmini şimdi hatırlamıyorum başka biri daha varmış, o da amcam Kamil’e saz çalmayı öğretmiş. Amcam Kamil aşıkmış ve her iki gözünden körmüş. Onun kadar güzel saz çalan kimse yoktu, derler. Amcam Kamil’e, Aşık Nazût diyorlardı. Ermeniler arasında da bu isimle tanınıyordu. Kürtler de ona, Kamîlê Aşiq diyorlar. Babam Şamile Beko da, adı sanı ünlü bir çalgıcıydı ve tüm Kafkasya’da tanınırdı.

Babam sadece zurna çalmazdı. Mey, firqe, flüt ve saz da çalardı. Çok da iyi bir davulcuydu, güzel halay çekerdi. 70 yaşında bile sahneye çıkar oynardı. 105 yaşında da öldü.


Sahnede dayak yiye yiye bu işi öğrendim

Beş yaşındayken çalgıcılığa başladım. Babamın yanında konserlere, şenliklere katıldım. Ünlü Ermeni müzisyenler Levun Matoyan, Vaçe Hosupyan, Çarçiyan Karu ile de sahneye çıktım. 

Eğitimimi babamdan aldım. Hep onunla birlikteydim. Sahnede yanlış yaptığımda, kulaklarımdan çeker beni orada cezalandırırdı. Kıpkırmızı olur, utanır ve üzülürdüm. Sahne de dayak yiye yiye bu işi babamız bize öğretti. O her zaman bana, “oğlum, her şeyi öğren, fakat her zaman için bir şeyi esas al” derdi.  

Bir grubumuz vardı. Sadece müzik değil, aynı zamanda folklor ve klam grubuydu da. Ben daha çok folklor öğretiyor, klam söylüyor ve davul çalıyordum. Aynı zamanda sunuculuk da yapıyordum. 35 yıl boyunca bu grupta yer aldım. 


Koma Kurmancîye

Babam ilk olarak 1945 yılında “Koma Kurmancîye” isminde bir grup kurmuştu. Nerede, ne zaman bir şenlik olsa, oraya gider ve etkinliğe katılırdık. Kafkasya’nın tüm ülkelerine, Özbekistan’a kadar gidiyorduk. Babam, kardeşim Reşid’te grupta yer alıyordu. Ermeni arkadaşlar, özellikle Ermeni kadın arkadaşlarımız vardı. Zaten o zaman Kürt kızlarının gruplarda yer alması yadırganırdı. Bundan ötürü Ermeni genç kızlar grupta yer alırdı. Ama sonraki yıllarda Kürt kadınları da yavaş yavaş bize katılmaya başladı. Ermeni kızlar bizden daha iyi Kürtçe biliyorlardı. Babam da herkese “bunlar benim kızlarım” diyordu. Toplam 12 kişiydik. 3-4 kişi çalgıcı 7-8 kişi de folklordaydı. Her zaman da solo ve koro söylenirdi. 

1950’li yıllarda Egide Cimo grubumuza katıldı. Dawudê Xelo’yla bir süre çalıştık. Yine Şeroyê Biro da çalışmamıza destek verdi. YineCemalê Cindî, Qeşo, Kerem, Memo ve daha birçok kişi vardı. Ermenice, Azerice ve Gürcüce şarkılar söylerdik. Hatta Rusça söylediğimiz de olurdu.

Grubumuz 1975’e kadar, yani 35 yıldan fazla sürdü. Son yıla kadar babam grubumuzun sorumlusuydu. Artık yaşı ilerlemişti, görevini bana bıraktı. Birkaç yıl sonrasında ben de gruptan vazgeçtim ve grup dağıldı. Artık benimle birlikte çalgıcılık yapacak kimsenin kalmadığını gördüm. O zamanlar Kafkasya’da savaş başladı. Zor günlerdi. Tüm çalgıcı ve müzisyenlerimiz yurtdışına göç ettiler.


Benim işim davuldur!

Aslında benim işim davuldur. Gözümü davulla açtım. Hangi koşullarda olursa olsun, yaşamımın hiçbir döneminde davulumu yırtmadım. Davulumun yüzünü her zaman gevşek bırakırdım, ta ki uyum sağlayana kadar. Fakat davulun sertliği ve sıklık durumu, fazla dayanamaz ve yanlış bir vuruşla birlikte hemen patlar... Kendimden çok davulumu seviyorum. 

Çalgıcılıkta davul çok önemlidir. Davul bütün enstrümanların öncüsüdür. Diğer tüm müzik aletleri, davuldan sonra çalmaya başlarlar. Davul, çalgıcıların prensidir. Davul, diğer tüm müzik araçlarını hizaya getirir. 

Hem davul çeşitleri, hem ritimleri Kürtçe çalgıcılıkta çok çeşitlidir. Bazı davullar elle çalınır, bazıları şiş ve çomakla çalınır. Ama genellikle Kürtlerin davulları büyüktür. Büyük davullar; büyük şenlik ve düğünlerlerde çalınır. Küçük davullar, çalgıcılık, klam ve sahne üzerindeki gösteriler içindir. Benim kullandığım davul, iki davulun yerini tutuyor. Hem çomak  ve hem de şişle çalınır. Aynı zamanda, elle de çalınabilir. Böylece darbuka rolü de oynayabilir. Çaldığımız davullar, Kafkasya Kürtlerine özgü davullardır. 


Davulda geç doğmuş buzağı derisi kullanırız

Önceden davulun yüzü için koyun postu kullanılırdı. Böylece davulun sesi çok titremeli ve yüksek çıkmıyordu, çünkü koyun postu serttir ve fazla ses çıkarmaz. Bu da davulcunun çok fazla yıpranmasına neden olur. Fakat biz davulların yüzünde geç doğmuş buzağı derisi kullanıyoruz. Bu post, çomak vurulan yüz tarafıdır. Diğer yüzü için de küçük oğlak derisi kullanıyoruz. Bu şekliyle iki çeşit post, davulun içine girmiş oluyor. Oğlakların postunun sesi narin ve naziktir. Buzağılarının ise kalın ve yüksek sesli oluyor. Davula vurulan iki post birbirini dengeleyerek tamamlar. Şiş ve çomak arasındaki vuruşlar arasında, uyum ve yüksek bir yankı ortaya çıkar. Bu değişik bir farklılık katıyor davulun sesine. 

Kafkaslarda birçok halk, düğünlerini ve davul çalmayı bizden öğrenmişlerdir. Örneğin, Ermenilerin şenlik ve düğünlerinde halay çekilmezdi. Sadece birkaç kişi raks ederdi. Fakat Kürtlerin düğünleri böyle değildi. Yüze yakın kişi elele tutuşur ve aynı ritim eşliğinde bir tempoda halaya dururlar. Ermeniler de bizden esinlenerek, artık halay çekiyorlar. Fakat halayları Kürt halaylarıdır. Ermenilerin Yarxoçiya diye bir halaylarını örnek olarak verebilirim. Özünde bu oyun Kürtlerindir ve Kürtçe’deki ismi Çepel’dir. Sason’da yaşayan Ermeniler, bu oyunu kendileriyle buraya getirmişler. Şimdi halay çekme kültürü bile değişti.


Mecide Şamilê kimdir?

Ermenistan Kürtlerinden olan Mecide Şamilê Beko okulu ikinci sınıfa kadar okur. Okulu terk ettikten sonra çalgıcılığa başlar. Tüm yaşamını sanata ve Kürt folklörüne adar. Babası Şamile Beko ve Egide Cimo ile uzun yıllar birlikte müzisyenlik yapan Şamil, Kafkaslarda yaşayan en ünlü Kürt sazbendi olarak bilinir. 



Mecide Şamilê