Amed, Suruç ve Ankara’da yakınlarını kaybeden aileler, katliamlarına ilişkin meclise sunulan soru önergelerine yanıt verilmeli ve bir komisyon kurulması çağrısında bulundu. Aileler, ‘’Davutoğlu’nun açıklamaları katliam soruşturmasını yürüten yargı mekanizmaları tarafından dikkate alınıp, sorgulanmalı. Davutoğlu sanık sıfatıyla mahkemeye çağrılıp dinlenmeli’’ dedi.
BARIŞ BALSEÇER
Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun 7 Haziran-1 Kasım 2015 tarihleri arasını işaret ederek ”Terörle mücadele konusunda defterler açılırsa birçok kişi, insan yüzüne çıkamaz” sözleri, bu dönemde gerçekleşen katliamlarda yaşamını yitirenlerin yakınları ve avukatlarını harekete geçirdi. Geçtiğimiz günlerde aileler ve adalet mücadelesini sürdürenler yaptıkları ortak açıklamalarla Davutoğlu’na şöyle seslendi: ”Amed, Suruç ve 10 Ekim davaları sürmektedir. Sayın Ahmet Davutoğlu halkına karşı sorumluluk duyan bir siyasetçi gibi davranıp bu davalara gelerek bildiklerini anlatmayı, kameralar karşısında ima ettiğiniz gerçekleri mahkeme salonlarında da açıkça ifade etmeyi düşünüyor musunuz? Yoksa bildiklerinizi AKP ile girdiğiniz mücadelede bir koz olarak kullanmayı mı planlıyorsunuz? 7 Haziran-1 Kasım arasında biz neden ve nasıl öldürüldük?”
Gazetemizde dün Amed, Suruç ve Ankara katliamlarında yaşamını yitirenlerin yakınlarına söz vermiştik. Bugünkü bölümde ise 4 yıldır ailelerle birlikte adalet mücadelesini sürdüren hukukçulara yer vereceğiz.
1420 gün geçti
10 Ekim Ankara Katliamı’nın üzerinden tam tamına 1420 gün (3 yıl 10 ay 20 gün) geçti. Ankara Katliamı davasında tutuklu sanıklar hakkında Ağustos 2018 tarihinde, karar verildi. Firari sanıklar açısından ise dava devam ediyor. Gazetemize konuşan 10 Ekim Ankara Katliamı Davası Avukat Komisyonu’ndan İlke Işık, ”Bizler, katliamın en başından beri dönemin Başbakan’ının sözlerini ifade ediyorduk. Hatta kendisinin de ifade ettiği gibi, 7 Haziran-1 Kasım arasındaki süreç, memleketin katliamlarla dolu en kritik dönemi. Yaşanan bu katliam süreci sonunda Davutoğlu’nun kendisi ‘partisinin oylarının arttığını’ söylemiş, AKP yeniden iktidara gelmişti. O yüzden 7 Haziran ile 1 Kasım tarihleri arasında gerçekleşen Suruç ve Ankara katliamlarının, özel bir anlamı var” dedi.
İlke Işık
Ne gizleniyor?
Bu katliamların siyasi bağı ile ilgili birçok şeyi mahkemelere sunmalarına rağmen, bunların görmezlikten gelindiğinin altını çizen Işık ”Bilerek isteyerek, katliamların siyasal bağı yokmuş gibi davranıldı. Adalet arayışımız mahkemelerce bir nevi boşa çıkarılmaya çalışıldı” diye belirtti. Işık şöyle devam etti: ”Katliamın ilk gününden itibaren ‘IŞİD’li sanıklara ceza verilerek, çözülecek bir dosya değil’ dedik. Katliamla ilgili hazırladığımız dosyaya, siyasi bağı ile birçok delil toplayarak, ekledik. Katliamı planlayan IŞİD’in Antep hücresi ile ilgili, bu hücrenin Ankara’ya gelişi, mitingle ilgili hazırladıkları istihbarat bilgilerinin devlet yetkilileri tarafından gizlenmesi, yeterli güvenlik önleminin alınmaması, sınırların IŞİD’in kontrolünde olması ile ilgili klasörlerce delili mahkemeye sunduk.”
Davutoğlu manevra yapıyor
Dönemin Başbakanı Davutoğlu’nun katliamın ardından ”anket yaptırdık, oylarımız arttı” dediğini hatırlatan Işık, AKP ile yolları ayrılan Davutoğlu’nun son açıklamalarına ilişkin ise ”siyaseten manevra yaptıklarını düşünüyorum” dedi. ”Samimi bir açıklama değil” diyen Işık, ekledi: ”Özetle ‘Ben çok iyi bir şey yaptım’ diye anlatıyor. Ama söyledikleri ile gerçekleşen katliamların siyasi bağını ortaya koyuyor. Sözünü ettiği kritik dönemde gerçekleşen bütün olaylar, siyasal iktidarla bağlantılı gerçekleşmiştir. Davutoğlu da bunu söylüyor.”
10 Ekim Ankara Katliamı’nın firari sanıklarının 3. davasının 21 Kasım’da görüleceğini belirten Işık, sözlerini şöyle sürdürdü: ”Öte yandan ceza verilen esas dosyamız ise Ankara Bölge Ceza Mahkemesi’nde. Elbette bu açıklamaları değerlendireceğiz, çeşitli başvurularımız olacak. Davutoğlu hepimizin bildiği gerçeği dile getirerek, dönemi yeniden kamuoyunun gündemine getirmiş oldu. Bu sözler üzerine verilen tepkiler bu açıdan çok önemli.
Bu tepkilerin devam etmesi ve söz konusu yargılamaları takip etmek gerekli. Söz konusu dönemde yüzlerce insanı kaybettik, katliamlara tanıklık ettik. Ülkede yaşayan her bir insanın hayatı bir daha düzelmeyecek biçimde değişti. Sonrasında da şiddet hiç durmadı. Ülkede normal tek bir gün yaşamadık. Bizim istediğimiz aynı zamanda, ülkedeki her yurttaş için söz konusu olan ‘bir adalet talebidir.’ Bu davalar ‘Barış ve demokrasi mücadelesinin’ çok önemli bir parçasıdır.”
Faillerin ağzından ilk açıklama
20 Temmuz’da yaşanan, 33 kişinin hayatını kaybettiği Suruç Katliamı üzerinden ise 4 yıl geçti. Suruç İçin Adalet Platformu kurucularından Avukat Sezin Uçar, Davutoğlu’nun açıklamalarının önemli olduğunu vurgulayarak, ”Çok kritik bir eşikte olduğumuzu söyleyebiliriz. Çünkü Davutoğlu’nun beyanı, katliamın birinci dereceden faillerinin ağzından ilk defa yapılmış bir açıklamadır” dedi. ”Biz bugüne kadar dönemin en önemli sorumluları olarak, dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nu ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı göstermiştik. Diğer kamu görevlilerini ve MİT’i de içine katarak, bu kişilerle ilgili suç duyurusunda bulunmuştuk. Ancak, kamu görevlilerinin hepsi ile ilgili takipsizlik kararı verildi” diyen Avukat Uçar, yargı sürecinde yaşananları şöyle özetledi:
Yargılamada tek bir adım kat edilemedi
”Daha sonra sadece dönemin Suruç İlçe Müdürü Mehmet Yapalıal’ın yargılanması sağlandı ve para cezası şeklinde mahkumiyetle karşılaştık. Sonrasında ise iki emniyet mensubu, tekrar yargılanmaya başlanmış oldu. Ama katliamın asli faili olarak gördüğümüz katliamın siyasi sorumlularının yargılanması ile ilgili, tek bir adım kat edilmiş değil. Bugüne kadar yapmış olduğumuz sayısız başvurularla ile ilgili, ‘takipsizlik kararı’ verildi. Ama biz hem Suruç Katliamı davasına gelen belgeleri, hem de o dönem kamuoyunun gündemine gelen çeşitli açıklamaları –IŞİD katliamları dava dosyalarının tümünde aynı yol izlendi- dava dosyalarına ekledik.
Bütün katliamlarda aynı iz
O dönemde Avrupa’dan gelip IŞİD’e katılmak isteyen pek çok kişi, Türkiye sınırlarından geçiş yapmayı tercih etmişti. Ya da sınır hattının pek çok yerinde IŞİD’lilerin eğitimleri sağlanmıştı. Yaralanan IŞİD üyelerinin tedavileri, Türkiye’de yapılmıştı. Çeşitli yerlerde IŞİD hücreleri açığa çıkmıştı. Özellikle Urfa, Antep ve Adıyaman’ da... Bunların hepsi hem Suruç, hem Amed, hem de Ankara Gar Katliamı dosyalarında bir şekilde karşımıza çıkmıştı.”
Yargılanmaları gerekir
Avukat Uçar, Davutoğlu’nun açıklamasının ise -Suruç Katliamı, Ankara Katliamı dosyalarını takip eden avukatlar olarak- katliamların ilk gününden beri dile getirdiklerinin katliamdan birinci dereceden sorumlu olan bir kamu görevlisi tarafından “itiraf” edilmesi anlamına geldiğinin altını çizdi. ”Ailelerimizin yaptığı açıklamada olduğu gibi ‘malumun ilanıdır’ bu açıklama” diyen Avukat Uçar şöyle devam etti: ”Aslında kamuoyunun bildiği, gördüğü, dosyalara bir şekilde giren ve dönemin siyasal atmosferi bakımından anlaşılır hale gelen bu gerçeklik, bu gerçekliğin bizzat içinde olan kişi tarafından ‘itiraf’ edilmiş olmasıdır. Bu açıklama, o dönemde iktidar olan ve hala iktidarı elinde bulunduran siyasi eğilimin iç çatışması sonucu önümüze gelmiştir. Kamuoyunun çok iyi bildiği bir gerçekliğin, bu şekilde itiraf edilmesi sonrasında ise bu kişilerin yargılanması gerekiyor.”
Bunun için kamuoyu baskısının önemli olduğunun altını çizen Avukat Uçar şu mesajı verdi: ”Kamuoyundan beklentimiz bunun peşini bırakmamasıdır. Sonraki sürecin istenilen yöne evrilmesinin en büyük etkeni, kamuoyu baskısıdır. Davutoğlu sadece bunu söyleyip kenara çekilmemelidir. Mutlaka bildiği herşeyi anlatmak zorundadır. Hem kendisinin bu katliamlardaki sorumluluğu ve dahiliyeti ile ilgili, hem de diğer kamu görevlileri ile ilgili siyasi sorumlulukları ve katliamlarda ki rolleriyle ilgili açıklama yapmak zorundadır.
Davutoğlu sanık sıfatıyla dinlenmeli
Katliamlara ilişkin meclise sunulan soru önergelerine bir yanıt verilmesi, bununla ilgili bir komisyon kurulması gereklidir. Davutoğlu’nun beyanları katliam soruşturmasını yürüten yargı mekanizmaları tarafından dikkate alınıp, sorgulanması gerekir. Yani Ahmet Davutoğlu’nun sanık sıfatıyla çağrılıp, dinlenilmesi gerekir. Dönemin başbakanı olarak bu katliamlardaki sorumluluğu ve katliamlardaki rolü nedir sorulmak zorundadır. Bu katliamlar neden engellenmemiştir, katliamlara giden süreç, kimler tarafından nasıl açılmıştır? Bütün bunların sorulması gereklidir. IŞİD ile MİT arasında nasıl bir bağ olduğunun sorulması gerekmektedir. Ahmet Davutoğlu çağrılarak, IŞİD ile Türkiye arasında ne gibi bir anlaşmanın olduğu ve hükümetin bu anlaşmanın neresinde olduğu açığa çıkarılmalıdır. Bunların tümünün, kamuoyuna açıklanması gerekiyor.”
Katliamın üzerinden dört yıl geçtiğini ancak sıradan bir adli vakada dahi yapılan kamera görüntülerinin ancak katliamdan dört yıl sonra dosyaya eklendiğinin altını çizen Avukat Uçar, ”Ya da Suruç halkının yakalayıp polise teslim ettiği katliam ile bağlantısı olan Abdullah Ömer Aslan hakkındaki suç duyurusu ilk defa, geçtiğimiz celsede mahkeme tarafından kabul edilmiştir. Bunların hepsi ailelerin, toplumsal adalet mücadelesi yürüten tüm kesimlerin mücadelesi sonucunda, ancak dört yıl sonra gerçekleşebilmiştir” diyerek şu çağrıda bulundu: ”Pekala aynı kamuoyu, Davutoğlu’nun bu açıklamaları doğrultusunda, talep ettiklerimizi ve beklentilerimizi dile getirip savunursa, katliamların siyasi faillerinin de yargı önüne çıkarılması, zor olmayacaktır.
400 koltuk için kaos tırmandırıldı
10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği’nin Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun, Ankara Gar Katliamı’nda yaşamını yitiren Avukat Uygar Coşgun’un eşi. Katliamın hemen akabinde kurulan derneklerinin, yaşamını yitiren 103 kişinin unutturulması amacıyla metanet ve sabırla bir mücadele süreci yürüttüğünü belirten Coşgun’un Davutoğlu’nun açıklamalarına ilişkin değerlendirmeleri şöyle:
‘’Ahmet Davutoğlu, 10.10.2015’de başbakan konumda olup 7 Haziran ve 1 Kasım 2015’de gerçekleştirilen genel seçimler kapsamında partisinin galip çıkması adına çok defa kürsüyü kullanarak, seçim kazanma hırsını açıkça gördüğümüz biri olarak, hiç şüphesiz “başbakan” olarak kendinin de içinde olduğu bir dönemi işaret ederek, arka arkaya yaşanan katliamlar silsilesine işaret etmektedir. Davutoğlu; Türkiye’nin en kanlı sivil katliamları tarihe geçerken bu ülkede sadece o dönemin başbakanı değil, ölümlerin, kıyımların da en yakın tanıklarından biri olarak hep hatırlanacaktır. Davutoğlu’nun 1 Kasım genel seçimleri sonrasında, yaptığı zafer konuşmasında, “bu ülkede toprağa barış tohumları ekeceğiz” sözü öncesinde yitirdiğimiz, toprağa verdiğimiz barış isteyenler ile sonrasında yitirdiğimiz, toprağa verilmeleri dahi çok görülenleri düşündüğümüzde kesinlikle terör ve katliamlar denildiğinde, kendisini “bir çok insan” dan bağımsız düşünemeyiz.
Mevcut iktidar açısından Davutoğlu ile yolların ayrılması ve aynı ortak paydada siyaset yürütülmemesi, bugün bize 4 yıl öncesindeki oy arttırma çabasına dair bir büyük ve önemli bir ipucu veriyor. Oyların artması ve neticede mecliste 400 koltuk elde etmek yolunda, bu ülkedeki kaosun nasıl tırmandırıldığını artık hepimiz biliyoruz. Bu uğurda o gün göze alınan ne varsa, bugün tek tek açıklanacak ve muhalif kesimde olan bizlerin başından beri haklı olduğu görülecektir.
Davutoğlu için aslında dünden bugüne değişen pek fazla bir şey yoktur. Oyların artmasına neden katliamlara, sevinçle yaklaşan zihniyetin bugün başka bir perspektiften bakması, ne geçmişi aklayacak ne de geleceğe dair güven ve inanç verecektir. Siyasi manevralardan müteşekkil bir kısım açıklamaların o zaman kamu vicdanında karşılığı neyse, bugün için de hissettirdiği aynı duygudan başkası değildir.
Dernek olarak, Davutoğlu’nu ima ettiği konuda bildiği her şeyi gerçek adalet için ifade etmeye çağırıyoruz. 4 yıl geçti, gerçek adalete dair mücadelemiz devam ediyor, geç değil. İçinde bulunduğu bir sürecin tüm detaylarını bildiğini kabul ettiğimiz bir kişiden de, artık gerçekten gerçekleri konuşmak düşer. Bu konuda gerekirse derdest edilip, ceza davasında dinlenmesini talep edip kamuoyunda takipçisi olacağız.
Hesabı sorulmalı
Suruç Katliamı’nın sembol fotoğraflarından birisi, katliam sonrasında yerde yatan iki yaralı kadına aitti. El ele tutuşarak birbirlerine güç veren ve hayata tutunmaya çalışan bu kadınlardan birisi Gökçe Çetin diğeri ise Dr. Çağla Seven’di.
Katliamlarda iktidarın sorumluluğuna dikkat çekmeye çalıştıklarını belirten Dr. Seven, "Ancak bu gerçeklerin ortaya çıkması için maalesef, suçun ortakları arasında belli çatışmaların, çatlakların ve çıkar çatışmalarının olmasını beklemek gerekiyor. Bu da bizim gibi ülkelerde, hesap soracak merci olan yargının tarafsızlığını kaybetmesinden ve hesap sorma mekanizmalarının zayıflığından kaynaklanıyor" dedi. Davutoğlu’nun sözlerinin suçun itirafı anlamına geldiğini, bu itirafın kamuoyu ve kendileri için kıymetli olduğunun altını çizen Dr. Çağla Seven, “Yol ayrımının çatışmalarından oluşan çatlaklardan, dönemin karanlık siyasetinden yükselen kötü kokular dışarı sızmaya başladı. Bunları görüyoruz, duyuyoruz. Bu bizi elbette şaşırtmıyor. Bildiğimiz bir gerçeğin altı çiziliyor sadece ve bildiklerimiz kanıtlanmış oluyor” diye belirtti.
Katliamın gerçekleştiği ilk günden itibaren “katliamın bütün sorumluları yargılansın” diyerek, dönemin siyasi iktidarını işaret ettiklerinin altını çizen Dr. Seven, "Katliamın esas sorumlularının pimi çeken bombacılar değil" diyen Seven ekledi: "Öyle ki bütçesinin önemli kısmını güvenliğe ayıran bu ülkenin başkentinin ortasında dahi bombalar patlatıldı. 80 gün önce canlı bomba eylemi gerçekleştiren kişinin kardeşi, Ankara’nın ortasında katliam gerçekleştirdi. Burada soruşturmanın zayıflığından mı söz etmek gerekir yoksa başka bir mekanizmamı devredeydi. Politik ve siyasi bir yaklaşımın ürünümüydü bu katliamlar? Bunları araştırmak gerekiyor.”
Davutoğlu’nun açıklamalarına bakıldığında "mevcut iktidar isteseydi, yaşanan vahşet ve katliamların o dönem önlenebileceği de açığa çıkmış oluyor" diyen Dr. Seven, “Organize edilen bir siyasi süreçten söz ediyoruz. Tüm topluma, Türkiye halklarına yaşatılan bir travmadan söz ediyoruz. Bunun hesabı sorulmalıdır. Bu büyük acılardan, yaşatılan büyük travmadan sonra bu açıklamanın peşine düşülmelidir. Bu, basite alınacak bir açıklama değil" diye belirtti.
Karanlık süreç aydınlatılmalı
Davutoğlu’nun bütün gerçekleri açıklamak zorunda olduğunu ifade eden Dr. Seven şöyle devam etti: "Çünkü dönemin başbakanıdır, dönemin siyasi sorumlusudur. Başbakanlığı döneminde binlerce insan katledilmiş ve öldürülmüştür Başbakanlığı döneminde, 'katliam soruşturmaları' gizlilik kararıyla askıya alınmıştır. Bu soruşturmalar etkin yürütülmediği için, başka katliamlar yaşanmış ve yüzlerce insan ölmüştür. Davutoğlu bu katliamlara en iyi ihtimalle göz yummuş olsa bile, suçludur. Bugün hala iktidarda olan siyasi parti ve cumhurbaşkanı da suçludur. Biz en başta 'katliamın sorumluları' derken, bu mafyatik örgütlenmeden, IŞİD ile iç içe geçmiş örgütlemeden bahsediyorduk. Biz bunların ortaya dökülmesini istiyoruz. Bu karanlık dönemi her yönüyle açığa çıkaramazsak, örgütlü karanlık ülkenin geleceğinin peşinden gelecektir. Yeni karanlık dönemlerin de önünü açacaktır. Bununla yüzleşip, tüm çıplaklığıyla yaşananları açığa çıkarmalıyız ki, yarın hepimiz yaşanabilir bir ülkede, 'barış' ortamı düşleyelim, kardeşçe bir arada yaşamanın koşullarını konuşabilelim."