
Türkiye’deki eğitim sisteminin ezbere dayalı olduğu ve bunun da zorla yaptırıldığı bilinmektedir. Fakat aynı yaklaşımın Güney Kürdistan’da da yaşanması tahammül sınırlarını zorlamaktadır.
Hangi öğretmene ve öğrenci velisine sorsanız “dayak yasaktır” diyorlar. Türkiye’de de dayak resmen “yasaktır!”
Bu yasaklama tarzı, zorba rejimi gizlemekten başka anlam taşımıyor. İnsanları katletmek, yerinden yurdundan etmek, ormanları yakmak da yasaktır! Ne anlamı var ki bu yasakların?
Güney’de de dayak yasaktır deniliyor fakat dayak olayının olmadığı okul neredeyse istisnadır, dayak ise olağan hale gelmiş durumdadır.
Öğretmenler maaş sıkıntısından yakınıyor, çocuklar da onlara bakıp okumak istemiyor. Okusa ne olacak, öğretmenleri gibi maaşsız kalacaklar ya da daha da kötüsü hiçbir istihdam alanı bulamayıp işsiz kalacaklar. Çocuklarını okula göndermeyen aileler de böyle düşünüyorlar. Gönderenler ise dayak olayına fazla aldırış etmedikleri için dayakçı öğretmenler ellerinden sopayı eksik etmiyorlar.
“Dayak” olayı sistematik olarak geliştirilmiştir. Cuma tatilinden yararlanıp pikniğe çıkan çocuklarla konuşunca her şey daha iyi anlaşılıyor. “Öğretmenlerinizden hangisini çok seviyorsunuz? Sorusuna verdikleri cevap nasıl bir zorbalık sistemiyle karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir: “Hiçbirini!” sevmiyorlar. Nedenini sorunca tek bir ortak cevapları var: “Dayak atıyorlar, hem de sopayla!” Derler ya çocuktan al haberi. Gerçekler çocukların dilinden dökülüyor. Onlar yüksek politikayla ilgilenmedikleri için sistemin zorbalığını çırılçıplak ortaya koyuyorlar.
Öğretmen açısından bakılırsa belki öğretmeyi beceremediği için dayak yoluna başvuracak kadar zayıftır. Fakat sistem açısından durum daha vahimdir: Türk eğitim sistemi taklit ediliyor! Esas vahamet ve tehlike de buradadır. Kültürel soykırım abidesi olan bir sistem nasıl taklit edilebilir, çocuklarımızı bu sisteme nasıl emanet edebiliriz?
Bakanlıklarla konuşulduğunda eğitime yapılan yatırımlarla övünüyorlar. Maaş konusunda Irak merkezi hükümetiyle yaşanan sorunları gerekçe gösteriyorlar. Sistem olarak da henüz yeni olmalarını ileri sürüyorlar. Kendilerince haklı da olabilirler. Saddam rejiminden kurtulduktan sonra bugün ulaşılan düzey elbette küçümsenemez. Fakat kıyaslama Saddam rejimi olunca peşinen eleştirilerin önü kapatılmış oluyor. Oysa demokratik bir eğitim sistemi için kafa yorulsa ortaya çıkacak sonuçlar dünyanın en ileri okulları ve eğitim sistemleriyle kıyaslamayı getirir.
Her sistem kendi insanını yetiştirir. Güneyden de başka bir sonuç beklememek gerekir denilip geçilebilir. Fakat Güney Kürdistan kimsenin çiftliği değil. Burada egemenlik hakkını savunanlar topluma da istedikleri gibi yaklaşabileceklerini sanmamalıdır. Bu o kadar kolay değildir. Toplum insanı çarpar!
Tarihten ve dünya örneklerinden hiç mi ders çıkarılmıyor?
Eğitim sistemi yüzünden nice yetenek yurtdışına gitmek durumunda kalıyor. Dünyanın herhangi bir ülkesindeki bir Kürdün başarılarıyla övünürüz ama beyin göçünün vardığı düzeyi hiç görmezden geliriz. Bu kadar tutarsızlık olamaz.
Eğitim sistemi açısından Hewlêr ve Süleymaniye arasında belirgin bir fark ortaya çıkmasa da kültür, sanat ve edebiyat açısından halk arasında kıyaslamalar yapılmaktadır. Süleymaniye daha aydın bir bölge olarak tanımlanmaktadır. Rojhilat Kürdistan’ının Sinê eyaleti sanat açısından birinci sıraya konulurken Süleymaniye ortaya, Hewlêr ise sona bırakılır. Derler ki “Sanat Sinê’de doğar, Süleymaniye’de büyür ve Hewlêr’de ölür!”
Niye acaba? Bunun dayakçı eğitim sistemiyle bağını gözden geçirmekte yarar vardır.
Tüm öğretmenlerin hakkını yememek lazım. Dayakçı olmayanlar da vardır. Kürt çocukları, Kürt olan dayakçı öğretmenleri tüm Kürdistan’a şikâyet ediyorlar. Türkiye’yi örnek alacağınıza Rojava Kürdistan’ını örnek alın. Orada öğrencinin en az öğretmen kadar söz söyleme ve eleştirme hakkı vardır. Okul üzerinde aile denetimi bulunmaktadır. Orada dayak olayı sıfırdır!